Haber Detayı

İran: Bölge için güvenlik ithal edilemez
Yazarlar hurriyet.com.tr
12/05/2026 05:55 (7 saat önce)

İran: Bölge için güvenlik ithal edilemez

ABD-İran hattında son 24 saatte yaşananlara sadece “müzakere krizi” diye bakarsak resmi eksik okuruz. Masada bir teklif var, ana çerçeveye göre iki taraf arasında gidip gelen öneriler var. İran buna karşılık verdi.

Trump bu yanıtı “kabul edilemez” buldu.

Sahada askeri baskı, denizde gerilim, enerji hatlarında risk devam ediyor.

Trump’ın gerekçelerini bir kenara bırakarak gelinen aşamaya bu yazıda İran açısından bakacağız.

Son müzakerelerde aslında Tahran’ın verdiği asıl mesaj başka: “Bu artık sadece nükleer dosya değil.

Bu, bölgenin gelecekte nasıl yönetileceği meselesidir.”- İran’a göre savaşın gerekçesi nükleer program değil.- Tahran’daki okuma şu: “ABD ile İran ne zaman anlaşmaya yaklaşsa, ne zaman diplomatik süreç kritik bir eşiğe gelse, İsrail ve özellikle Netanyahu devreye giriyor.

Ardından Trump’ın pozisyonu değişiyor.”- İranlı yetkililer bunu artık münferit bir gelişme olarak görmüyor.

Onlara göre Washington’un İran politikasının arkasındaki asıl belirleyici unsur, Amerikan ulusal çıkarından çok İsrail’in güvenlik mimarisi.- Yani Tahran’ın cümlesi şu: “ABD bu savaşta kendi aklıyla değil, İsrail’in bölge tasavvuruyla hareket ediyor.”- Daha da önemlisi İran, yaşananları yalnızca kendisine dönük bir saldırı olarak değil, Ortadoğu’nun İsrail merkezli yeniden dizayn edilmesi olarak okuyor.İRAN’IN ASIL KIRILMA NOKTASIİran açısından en rahatsız edici başlıklardan biri Körfez ülkelerinin tutumu.

Tahran şunu soruyor: “Körfez’deki ABD üslerinden saldırılar yapılırken biz ne yapacaktık?”- Tahran’daki yetkililere göre bazı bölge ülkeleri isteyerek, bazıları istemeyerek ABD ve İsrail’e alan açtı.- Bu nedenle Tahran’da hâkim kanaat şu: “İran yalnız bırakıldı.” Bu yalnızlık hissi, İran’ın son askeri ve siyasi tutumunu anlamak açısından önemli.- İran’ın kendi iç gerekçelendirmesi çok net: “Ya teslim olacaktık ya direnecektik.”- Tahran, bu süreci artık nükleer pazarlık olarak değil, rejim güvenliği ve bölgesel varlık meselesi olarak değerlendiriyor.İRAN’DAN DOMİNO ETKİSİ ÇIKIŞI- Daha da önemlisi İran, askeri baskının yalnızca İran’ı hedef almadığını düşünüyor.

Tahran’a göre bu kadar ağır askeri yığınak, bu kadar yoğun siyasi baskı, bu kadar sert ekonomik kuşatma sadece İran için yapılmaz.

Bu ölçekte, bölgesel düzende daha büyük değişikliklerin habercisidir.- Bu nedenle de İran’ın endişesi eğer İsrail bu süreçte başarılı olursa, bölgedeki saldırılarını halka halka sürdüreceği.

Bugün İran.

Yarın başka bir ülke.

Sonra başka bir siyasi yapı.

Bu yüzden İran, yaşananları “bölgesel domino” riski olarak görüyor.‘GÜVENLİĞİNİ ABD’YE DAYAYAN YANILIR’İranlı yetkililerin bölge ülkelerine verdiği en dikkat çekici mesaj şu: “Eğer herhangi bir ülke güvenliğini ABD’ye dayanarak inşa ediyorsa yanılıyor.” Bu cümle yalnızca Körfez’e değil, bütün bölgeye söylenmiş bir cümle.

Tahran’ın beklentisi özellikle ABD üslerinin bulunduğu ülkelerden bu üslerin saldırı amaçlı kullandırılmaması.

İran’ın yeni döneme ilişkin önerisi var:- Bölge için güvenlik artık ithal edilemez.

Yani İran’a göre Ortadoğu güvenliğini Washington’dan, Londra’dan, Paris’ten ya da başka bir dış güçten alamaz.- Aslında bu Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği bazı tezlerle kesişen bir nokta.- Ankara da farklı vesilelerle şunu söylüyordu: Bölgenin sorunlarını bölge ülkeleri çözmeli.- Dış müdahaleler krizleri çözmüyor, derinleştiriyor.

Kalıcı güvenlik ancak bölge içi sahiplenmeyle sağlanabilir.

İran’ın önerisi de bu eksene oturuyor.İRAN’IN SAVAŞ SONRASI ÖNERİSİTahran’ın asıl dikkati çeken çıkışı burada.

İran yalnızca “saldırıları durdurun” demiyor.

Savaş sonrası için yeni bir bölgesel düzen öneriyor.

Bu düzenin dört temel ayağı var:- Birincisi, İsrail hariç Müslüman ve komşu ülkeler arasında bölge içi sürekli bir diyalog mekanizması kurulması.- İkincisi, bu mekanizmanın sadece güvenlik konuşmaması; ekonomik ilişkileri, ticareti, enerji projelerini, ulaştırma hatlarını ve ortak yatırımları da kapsaması.- Üçüncüsü, bölge ülkelerinin birbirini tehdit olarak görmemesi.- Dördüncüsü, ABD merkezli güvenlik anlayışının yerine bölge ülkelerinin kendi güvenlik mimarisini oluşturması.- Burada Tahran’ın özellikle önemsediği hat; Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan.

İran’a göre bu ülkeler arasında başlayan istişareler genişlemeli ve kurumsal bir sisteme dönüşmeli.- Hatta Tahran’da bazı çevreler bunu AB benzeri bir yapıya benzetiyor.Tabii Ortadoğu’da AB benzeri bir yapı kurmak kolay değil.

Mezhep ayrılıkları var.

Rejim farklılıkları var.

Tarihsel güvensizlikler var.İran-Suudi rekabetinin hafızası var.

Pakistan’ın kendi güvenlik öncelikleri var.

Körfez’in ABD ile kurduğu derin askeri bağlar var.

Ama yine de öneri önemli.

Çünkü İran, ilk kez savaşın ortasında sadece “direniş” değil, “savaş sonrası düzen” konuşuyor.

Bu da bize şunu gösteriyor; Tahran, bu krizin sonunda sadece ateşkes değil, bölgesel pozisyonunu tahkim edecek yeni bir siyasi zemin arıyor.SON 24 SAATİN KRİTİK MESAJISon 24 saatte müzakere başlığı da değişti.

İran’a göre dosya artık nükleer mesele değil.

Çünkü Tahran şunu söylüyor:- “Nükleer tesisler zaten bombalandı.

Bu aşamada öncelik nükleer dosya değil, savaşın bitmesidir.”- İran’ın yeni sıralaması şöyle: Önce savaş bitecek, sonra yeniden saldırıyı engelleyecek garanti mekanizması kurulacak, ekonomik abluka kalkacak, ardından nükleer dosya konuşulacak.- Daha ayrıntılı söyleyecek olursak  Tahran, savaş sona ererse, yeniden başlamayacağına dair garanti mekanizması kurulursa ve ekonomik abluka kalkarsa Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu başkanlığında nükleer meseleyi görüşmeye hazır olduğunu ifade ediyor.TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMITürkiye açısından bu tablo çok dikkatle okunmalı.

Çünkü Ankara uzun süredir bölgede iki temel ilkeyi savunuyor:- Birincisi, savaşın yayılmaması.- İkincisi, bölgesel sorunların bölge ülkeleri tarafından çözülmesi.İran’ın son önerisi bu iki ilkeyle belirli noktalarda kesişiyor.

Ancak Türkiye’nin yaklaşımı İran’dan farklı olarak daha dengeli ve kapsayıcı olmak zorunda.

Çünkü Türkiye hem NATO üyesi, hem bölge ülkesi, hem İran ile komşu hem Körfez’le ilişkileri önemli, hem de İsrail’in Gazze politikalarına karşı en sert çıkışlardan birini yapan ülke.- Dolayısıyla Ankara için mesele yalnızca İran’ı anlamak değil.

Aynı zamanda bölgesel yangının Türkiye’ye sıçramasını önleyecek diplomatik alanı büyütmek.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde oynayabileceği rol de burada ortaya çıkıyor.SONUÇ: SAVAŞIN SONRASI DA SAVAŞ KADAR ÖNEMLİBugün ABD-İran hattında görünen tablo şudur; müzakere kapısı tamamen kapanmış değil ama diplomatik zemin daralmış durumda.

İran artık nükleer dosyayı birinci başlık olarak görmüyor.

Önceliği savaşın durması ve tekrar başlamayacağına dair garanti.

ABD ise baskı ve müzakereyi birlikte yürütmek istiyor.

Artık bir çıkış yolu aranacaksa, o yol sadece nükleer teknik başlıklardan geçmeyecek.

Belli ki savaş sonrası güvenlik düzeni de konuşulacak.

İran’ın şimdilik  mesajı bu.

Türkiye’nin uzun süredir söylediği cümleyle birlikte okunduğunda anlamı daha da netleşiyor; “Ortadoğu’da kalıcı barış, dışarıdan ithal edilen güvenlik şemsiyeleriyle değil, bölgenin kendi siyasi aklıyla kurulabilir.” Uçurumun kenarı tam da burası.

Bölge ülkeleri bu kez bu aklı üretebilecek mi?

Yoksa bir kez daha kendi coğrafyalarının geleceğini başkalarının güvenlik hesaplarına mı bırakacak?

İlgili Sitenin Haberleri