Haber Detayı
Eğitim-İş’in X hesabı erişime engellendi! Gerekçe: '3 Fidan'ı anmak!'
Eğitim-İş’in X platformundaki hesabına erişim engeli getirildi. Engellemenin nedeninin Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anma paylaşımları olduğu öğrenilirken sendikadan, “Terörist görmek isteyenler; Deniz Gezmiş’e değil, bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaşabilen IŞİD artıklarıyla, “ne istedilerse verildiği” için palazlanıp darbeye kalkışan FETÖ yapılanmalarıyla, anayasal düzeni hedef alarak şeriat devleti kurma hayaliyle örgütlenen tarikat ve cemaatlerle yüzleşmelidir” açıklaması yapıldı.
Eğitim-İş’in resmi sosyal medya hesaplarından biri olan @egitimis adlı X (Twitter) hesabı, Türkiye’de erişime engellendi.
Söz konusu erişim engelinin Ankara 7.
Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği bir karar doğrultusunda uygulandığı öğrenildi.
Ancak ne X platformu ne de herhangi bir kamu otoritesi tarafından, bu kararın içeriği, kapsamı ve hukuki dayanağı sendikaya tebliğ edilmedi.
Sendikanın edindiği bilgiye göre; bu erişim engelinin nedeni 6 Mayıs’ta, darbe hukukuyla idam edilen ve Türk toplumunda 'üç fidan' olarak bilinen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmak amacıyla yapılan paylaşımlar...
Konuya ilişkin sendikadan açıklama geldi.
Yapılan açıklamada, “Kamuoyunun ortak hafızasında yer etmiş, birçok kurum tarafından da yapılan tarihsel bir anmayı Eğitim-İş için suç sayan bu yaklaşım; hukuki değil, siyasal bir tercihin ürünüdür” denildi. ‘SENDİKAL FAALİYETE AÇIK BİR MÜDAHALE’ Açıklamanın devamında, “Bu engelleme; sendikamızın eğitimin piyasalaştırılmasına, liyakatsizliğe, gericiliğe ve emeğin değersizleştirilmesine yönelik hakikatleri vurgulayan açıklamalarını hedef almaktadır.
Alınan bu karar, ifade özgürlüğüne ve sendikal faaliyete açık bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Eğitim-İş; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, Cumhuriyetin laik, bilimsel, kamusal eğitim anlayışını ve kazanımlarını savunan bir sendikadır.
Bu ülkenin bağımsızlığını, tam egemenliğini ve Cumhuriyet değerlerini savunmak; bizim için bir tercih değil, tarihsel ve sendikal bir sorumluluktur.
Öncülük ettiği en önemli eylemlerden biri Samsun’dan Ankara’ya düzenlenen, elinde Türk bayrağıyla “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” olan; kısacık ömrüne bir antiemperyalist mücadele destanı sığdıran ve dimdik gittiği darağacında bile “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran Deniz Gezmiş mi teröristtir?
Terörist görmek isteyenler; Deniz Gezmiş’e değil, bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaşabilen IŞİD artıklarıyla, “ne istedilerse verildiği” için palazlanıp darbeye kalkışan FETÖ yapılanmalarıyla, anayasal düzeni hedef alarak şeriat devleti kurma hayaliyle örgütlenen tarikat ve cemaatlerle yüzleşmelidir” ifadeleri yer aldı. ‘POLİTİK BİR İKİYÜZLÜLÜK’ Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6.
Filo’ya karşı yürüttükleri mücadelenin Türkiye’nin bağımsızlığına yönelmiş emperyalist kuşatmaya karşı açık bir itiraz olduğunun vurgulandığı açıklamada, “Bugün Ortadoğu’da yaşananlar, Filistin halkına yönelik açık saldırılar ve emperyalist güçlerin bölgeyi kan gölüne çeviren politikaları ortadayken; Denizlerin Filistin mücadelesinin ve antiemperyalist çizgisinin ne kadar haklı ve tarihsel olduğu bir kez daha görülmektedir.
Filistin’de çocuklar katledilirken sessiz kalanların, dün 6.
Filo’ya karşı duranları bugün “suç” yaftasıyla hedef alması, yalnızca politik bir ikiyüzlülüktür.
Eğer bu tarihsel duruşu hatırlatmak “suçu ve suçluyu övmek” olarak değerlendirilecekse; yıllarca birlikte yol yürünüp ardından “terör örgütü” ilan edilen FETÖ yapılanması, ya da yıllarca “bebek katili” denilerek seçim meydanlarında ip sallanan Abdullah Öcalan’ın bugün farklı siyasal konjonktürlerde “muhatap” , “kurucu önder” ya da “barış elçisi” olarak yeniden dolaşıma sokulması nereye konulacaktır?
Burada ölçüt hukuk mu, yoksa iktidarın güncel siyasal ihtiyaçları mıdır?
Aynı akıl bir dönemde “tehdit” dediğine başka bir dönemde alan açarken, antiemperyalist bir gençlik önderini anmayı suç saymak hangi tutarlılıkla açıklanabilir? 2010 Anayasa Referandumu sürecinde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kürsülerden Denizlerin ve Erdal Eren’in adını anması hala hafızalarımızdayken; bugün aynı isimleri anmanın kriminalize edilmesi, hukuki bir değerlendirme değil, açık bir siyasal saflaşmanın ürünüdür.
Sendikamızın açıklaması kriminalize edilmeye çalışılırken; darbeci Kenan Evren’in göstermelik bir yargılama süreciyle kamuoyuna sunulduğu dönemde, darbecilerin katlettiği devrimcilerin görüntülerinin havuz medyada bir şova dönüştürülmesi hangi değerler sistemiyle bağdaşmaktadır?
O gün “Erdoğan’a bakınca parkasız Deniz Gezmiş görüyorum” diyerek açık bir siyasal anlam yükleyenlerin söylemleri, bugün ileri sürülen suçlamalarla yan yana konulduğunda hangi çelişkiyi gözler önüne sermektedir?” ifadeleri kullanıldı. ‘SİYASAL HESAPLAŞMA’ Açıklama şu ifadelerle son buldu: Açıktır ki burada mesele hukuk değil, iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillenen bir tarih okuması ve siyasal hesaplaşmadır.
Aynı sözler bir dönemde meşrulaştırılırken, başka bir dönemde suç kapsamına sokuluyorsa; ortada evrensel hukuk değil, seçici bir baskı mekanizması vardır.
Karşı karşıya olduğumuz tablo; eleştirel sözün cezalandırıldığı, hukukun baskı aracına dönüştürüldüğü ve yargı kararlarının sansür mekanizması olarak kullanıldığı bir yönetim anlayışıdır.
Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi sosyal medya hesabı bu şekilde erişime engellenmekte; sendikal ifade alanı doğrudan hedef alınmaktadır.
Bu uygulama, yalnızca Eğitim-İş’e değil, tüm sendikal harekete ve demokratik kamuoyuna verilmiş açık bir gözdağıdır.
Biz susmayacağız.
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle, laik ve bilimsel eğitimi savunan çizgisiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır.
Dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.