Haber Detayı

Yoksulluk ve Eşitsizlikle Savaşalım diyenler bir adım öne!
Dr. r. bülend kırmacı haber3.com
08/01/2026 14:34 (20 saat önce)

Yoksulluk ve Eşitsizlikle Savaşalım diyenler bir adım öne!

Yoksulluk ve Eşitsizlikle Savaşalım diyenler bir adım öne!

Birleşmiş Milletlerin bir raporu var elimde.​.Buna göre Dünya nüfusunun​:​Kaymak tabakası olan % 10’u küresel refahın % 76’sına;Orta gelir düzeyindeki % 40’ı küresel refahın % 22’sine;En alt düzeydeki % 50’si ise küresel refahın % 2’sine sahip…Bu veriler 2022 yılına ait, ancak aradan geçen zamanda “durum” hiç de iç açıcı değil.Söz konusu “eşitsizliği” en aza indirgeyecek sosyal politikalardan yoksunuz.İçinde bulunduğumuz​ devran Ukrayna’dan Venezuela’ya, Suriye’den Okyanuslara “çatışma” çağıdır ve silahlanma kaynakların çoğunu tüketmektedir.Kıta Avrupası (ki “refah toplumunun” öncülü sayılır) “sosyal devlet” yaklaşımından giderek uzaklaşıyor.

Orası “kırılganlaşınca”; Afrika’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Balkanlara “sosyal adalet” kavramı çoktan hicret etmiş bulunuyor.Yoksulluğun girdabı “eşitsizli​ği" ​besliyor, eşitsizlik yoksulluk üretiyor.

Uzun vadede sosyal ve ekonomik gelişmeyi tehdit eden, bireyleri “yararcılığa” yönetimleri “fırsatçılığa” sürükleyen eşitsizliğin zemini yokluğu​, yoksunluğu daha da derinleştiriyor.Eşitsizlik ve yoksulluk savaş ve çatışma ortamının tetiklemesiyle Afgan vahasından Akdeniz’e 37.8 milyon sığınmacı ​peydah etmiş!Bu karmaşadan en çok etkilenenlerse çocuklar, gençler ve kadınlar olmuş…Hükümetler “çoğunluk için çokça refah ve maddi olanak ​s​ağlamazken", sığınmacılar, göçmenler, yoksullar ile harmanlanan toplumlarda ayrımcılık almış başını gitmiş.Şu veri çok dramatik: Yeryüzünde her 5 kişiden 1’i insan hakların​ın yok sayılması pahasına ayrımcılık ile yüzleşmekte.Doğrusal denklem işte şimdi beliriyor: Eşitsizlik, Yoksulluk, Ayrımcılık ve bu​ sacayağı insanın doğasına ters bir durum yaratıyor.

İnsan üzülüyor, doğa eziliyor!Kuşkusuz iletişim çağı, ​"yoksulluk​", ​"iklim değişikliği​", göçler ve ekonomik krizlerle mücadele açısından uluslararası dayanışmaya da belli bir vasat sağlıyor.

Ancak o zemin üzerinde ​saydam bir ​mutabakat sağlanamıyor…Yabancılaşmanın anaforundaki toplumların içinden süzülüp, pas tutup, irin akıtıp, geliyor; kadim demokrasilerde bile “ırkçı” partiler yükseliyor.Bu noktada “%99’un Dünyası, %1 ‘in Türkiye’si” kitabımı anımsıyorum.

O çalışmamada ülkemizdeki eşitsizlik ve yoksulluğun ekonomik ve sosyal maliyetler açısından bizi nasıl zorladığı üzerinde durmuştum.Türkiye ile Dünya’nın genel koşulları gerçekte örtüşüyor.Çok az devlet eskinin birikimi ile “günü kurtarmaya” çalışırken, çok daha fazla sayıda devlet, yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele konusunda bir kalkış noktası bulmakta güçlük çekiyor.​Şunu ifade etmeliyim; önümdeki BM Raporunda ve benim adı geçen kitabımın ana fikrinde herkes için aritmetik maddi eşitlikten çok hayata​ fırsat eşitliği bağlamında katılım olanakları ve ​çağdaş kamu hizmetler​inden yararlanma açısından “daha eşitlikçi” bir toplum arayışı yer alıyor…​Özcesi Rapor da, benim kitabım da oportünist veya pragmatist serpinti taşımıyor; tam tersine gerçekçi temellere dayanıyor...Peki nasıl daha eşitlikçi bir toplum olunabilir?​Şöyle ki​, milli gelir payını büyüterek milli geliri paydaya yani halka böldüğünde ​(çeşitli mali politikaların desteğiyle) zaten refah artıyor​ ve​ 'daha az​' yoksulun bulunduğu bir toplum için, altyapı yatırımlarının yarattığı çarpan etkisiyle de kalkınma hızı istikrara kavuşuyor.​Bunun üstüne bir de yolsuzlukları gündemden çıkarıp, sanayi tarım katma değerlerini eklemek, toplamak ile tamamlanmalı denklem​. ​Tabii bu işin mekaniği ve burada konumuzdan taşmak tehlikesini gördüğüm için​ duruyor, dönüyor ve devam ediyorum:Yoksullukla ve eşitsizlikle savaşım için bir zihinsel devrim şart;BM akademisyenleri bu noktada hemfikir…Mutlak yoksulluğu ve katıksız açlığı gidermek için (yine çarpan etkisi ve bölmenin eşitliğince​ -bk) sağlığa, eğitime, sosyal kalkınmaya daha fazla yatırım yapmak gerekiyor.Bu noktada ​işin uygulanması açısından bir ekleme daha yapmak istiyorum: Bence, “herkesten gücü kadar” diye başlayıp, “herkese hak ettiği kadar” diyerek yürümeliyiz…​"herkesten gücü kadar​"​ ne anlama geliyor:Devletler, eğitime, sağlığa, sosyal alana daha fazla yatırım yapacaklarsa bu iş eşanlı olarak her devlet tarafından ​-kendi gücünce​- ​bir yerinden tutulmalıdır. ​Yapılacak yatırımlar yıllık olarak planlanmalıdır.​Dahası uluslararası ve ulusal eksende ​hatırı sayılır şirketler​in de, faaliyette bulundukları topraklarda okullar, sağlık ocakları, kültürel yapılar yapılmasına katkı sağlamalarını göze​tmek gerekir.O halde her yerde, hemen, herkesten gücü kadar demeliyiz…​"herkese hak ettiği kadar" ne anlama geliyor:​D​evletlerin yıllık ekonomik ve sosyal yatırımlar açısından gözetimi​ni BM Ekonomik ve Sosyal Güvenlik Konseyinin görev tanımının içine koymalı ve bu yapıya​ (Konsey'e) yaptırım imkanları vermeliyiz. ​(“İzlesin” rapor etsin, gereğinde cezayı kessin​) Ve tesis edilecek bir ​Uluslararası Doğa Fonunda ​yaptırıma konu parasal değerleri toplasın.​O arada gerek Doğa Fonunun kullandırılması gerek "dev gibi" şirket ortaklıklarının ​faaliyette bulundukları coğrafyalarda okul, hastane, yol, kültürel yapı kurulmasına katkıları açısından BM Ekonomik ve Güvenlik Konseyi ulusal hükümetlerle iş birliği ve denetim yapabilir, özcesi, “​herkese hak ettiği kadar​" ilkesi de yaşama geçirilmiş olur.Sonuçta ve süreçte​ ​"yoksullukla mücadele​" bu anlamda ​"küreselleşirse​", aşağıda ​yine BM tarafından vaaz edilen ​"eşitsizlikle mücadele​" ​hedeflerine erişilmesi de daha mümkün hale gelecekti​r:*Yoksulluğun tüm görünümüyle ekarte edilmesi*Sıfır Açlık*Tam Sağlık*Nitelikli Eğitim*Cinsiyet eşitlikçi politika*Temiz Su Çağcıl Atık Sistemi*Erişilebilir Yenilenen Doğa Dostu Enerji*Her toplum için Büyüme*Altyapı Yatırımları*Eşitsizliğin Tali Formlarıyla Mücadele*Çağdaş Kentleşme*Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim*İklimin zedelenmesinin önlenmesi*Okyanusların Berraklığı*Ormanların Ekolojik Dengenin Korunması*Adalet ve İnsan Hakları*İşbirliği DayanışmaEvet bu on yedi hedef kimi hükümetlerin programlarına çoktan girdi ve​ de müşterekçe ve daha etkince hayata geçirilmeyi bekliyor…Ve unutmayalım, eğer yoksulluk ve eşitsizlikle ulusal düzeyde ve uluslararası düzlemde kararlı şekilde savaşırsak, kazanacağımız her muharebe geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacaktır.Şimdi oturup düşünelim: En üst gelir gurubuyla en alt gelir gurubu arasında yaklaşık 10 kat gelir uçurumu bulunan Türkiye’mizde mevcut ekonomik​ -  kurumsal ve sosyal​ / yasal işleyişi Yoksulluk ve Eşitsi​zlikle gerçek bir mücadele için gözden geçirmeden, 21. yüzyılı kazanabilir miyiz?"Evet, bize ne, bana ne gam!" diyenlerin yolu açık olsun.."Hayır, elbette ve hep birlikte mücadele" diyenler bir adım öne çıksın ve birleşsin...Dr.

R.Bülend Kırmacır.b.kirmaci@gmail.com

İlgili Sitenin Haberleri