Haber Detayı

Teknoloji devlerinin gizli ortağı.. 'Demir üçgen'i bilir misiniz.. 'Komuta-kontrol'ün yükselişi.. 'Oppenheimerlar bitmez Karadeniz'de
Güncel odatv.com
08/01/2026 16:11 (19 saat önce)

Teknoloji devlerinin gizli ortağı.. 'Demir üçgen'i bilir misiniz.. 'Komuta-kontrol'ün yükselişi.. 'Oppenheimerlar bitmez Karadeniz'de

Bilgisayar ve yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi, ABD’de savaş yıllarında kurulan “komuta ve kontrol” anlayışı ve ordu, akademi ile özel sektör arasında oluşan “demir üçgen” üzerinden şekillendi; bu yapı, teknoloji devlerinin yükselişinde belirleyici oldu.

ABD merkezli teknoloji devlerinin küresel ölçekte kazandığı güç, yalnızca piyasa dinamikleriyle değil, savaş dönemlerinde kurumsallaşan “komuta ve kontrol” anlayışıyla yakından ilişkili.

Askeri kökenli bu yaklaşım; bilginin, karar alma süreçlerinin ve teknik altyapının tek merkezden yönetilmesini esas alırken, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş boyunca ABD devletinin teknoloji politikalarının temelini oluşturdu.

Bu süreçte ordu, üniversiteler ve özel şirketler arasında kalıcı ve merkezi bir iş birliği mekanizması kuruldu.Bu mekanizma, 34.

ABD Başkanı Dwight D.

Eisenhower’ın veda konuşmasında işaret ettiği ve ordu, akademi ile sanayinin iç içe geçtiği “demir üçgen” yapısını ortaya çıkardı.

Bilgisayar ve yapay zekâ teknolojileri, bu üçgenin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilirken; üniversiteler askeri araştırma merkezlerine, özel şirketler ise devletin stratejik projelerinin taşıyıcısına dönüştü.

Bugün ABD merkezli teknoloji devlerinin ulaştığı konum, büyük ölçüde bu komuta ve kontrol odaklı, merkezi ve militarist yapılanmanın mirası olarak şekillendi.NÜKLEER VE YAPAY ZEKANIN YÜKSELİŞİGazeteci-yazar Mehmet Kuzulugil, Ortaklaşa Dergisi'ndeki “Savaştan fışkıran zeki makineler” başlıklı yazısında, ikinci dünya savaşının ABD'ye iç pazarda rekabet avantajı ve teknolojik açıdan gelişme fırsatı sunduğunu belirterek başlayan Kuzulugil, sonraki Soğuk Savaş yıllarında bunun nükleer ve ondan da sonra yapay zekâ programlarıyla devam ettiğini belirtiyor.Amerikalı tarihçi Paul Edwars'ın, "Soğuk Savaş'ın bilgisayar teknolojilerini nasıl derin bir etkiyle şekillendirdiğinin kimse farkında değil" alıntısına yer veren Kuzulugil, yazısına şöyle devam ediyor:Özellikle hava saldırılarının savaşın bir parçası olmaya başladığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında, “uçaksavarların” hareketli hava hedeflerini vurmak için kullanılmasında sezgiler, el becerileri yetersiz kalıyordu.

Balistik hesaplamalar, ciddi bir üstünlük sağlıyordu ve bunun “gerçek zamanlı” olarak yapılması mümkün değildi.

Bu yüzden büyük çizelgeler oluşturulmaya başlandı.

Anlık olarak hesap yapmak mümkün olmadığına göre önceden yapılmış hesaplarla oluşturulan büyük çizelgeler yol gösterici olabilirdi.“1000 metre yüksekte tam hızla ilerleyen bir Fokker avcı uçağını, 76 kalibre bir QF-13 Pounder ile vurmak için dikey ve yatay açıyı nasıl ayarlamalıyım?” Bu sorunun yanıtı bu büyük çizelgelerde bulunuyordu (bu arada bu çizelge hazırlama pratiğinin oldukça eski olduğunu, Newton sonrası balistik hesaplamalarla değilse bile deneysel bilgiyle mancınıkların yönlendirilmesinin eski Roma’da da yapıldığını not edelim).1915 yılında, Kraliyet Garnizon Topçu Birliği'nin 11.

Uçaksavar Bölümü'ne ait, kamyona monte edilmiş 13 poundluk uçaksavar topu, harekete hazır halde.COMPUTER’LAR İLK BAŞTA İNSANDIİşte bu çizelgeleri hazırlayan, bunlar için kafa yoran matematikçilere “computer” deniliyordu.İkinci Dünya Savaşı’nda uçak ve tüfek modelleri karmaşıklaştıkça çizelgelerin hazırlanması aynı zamanda el yoran bir boyut da kazandı.

Bazen haftalar süren hesaplama çalışmaları için salonlara doldurulan yüzlerce kişi (aslında yüzlerce kadın) cepheye çizelge yetiştiriyordu.

Bu sefer “computer” bu kadınlara verilen isim oldu.Öte yandan daha 1930’larda bu işlere makineler de dahil olmaya başlamıştı.

ABD’nin İkinci Savaş sonrası bilim politikalarının mimarı olarak görülen Vannevar Bush’un (sadece isim benzerliği!) icadı olan, o yılların en büyük analog hesaplayıcısı “differential analyzer”, Balistik Araştırmalar Laboratuvarı’nda kadınların yanı sıra kullanılıyordu.Sonuçta bütün dünyanın var gücüyle savaştığı yıllarda, savaşan güçlerin önemli bir unsuru hesaplama ve araştırma işleri oldu.

İkinci Dünya Savaşı, büyük laboratuvarlarda savaş için icatlar yapanların da savaşı oldu. “Hesaplayıcı” kadınlar, icatçı “adamlar” ve hesaplayan makineler birbirine karıştı.Vannevar BushABD KAPİTALİZMİNİN SAVAŞLA GELEN OLAĞANDIŞI HAREKETLERİKonumuz açısından şu özet önemli: İkinci Dünya Savaşı boyunca hem ABD’de hem de İngiltere’de, sadece büyük salonlarda toplanan “hesaplayıcılar” değil, büyük araştırma merkezlerinde toplanan ve savaşan orduların merkezi komuta hiyerarşisi içinde örgütlenmiş binlerce bilim insanı ve tekniker savaşın önemli bir parçasıydı.

Savaş denilen şeyin çok keskin bir şekilde bilek gücüyle değil, kafayı çalıştırarak yapılan bir şey haline geldiği yıllar.Savaş sona erdiğinde, elde savaş rejiminin sağladığı merkezileşmiş organizasyonun ürünü büyük bir teknik birikim ve bu birikimin parçası olan matematikçiler, kontrol mühendisleri, makineciler ve teknisyenler vardı.Buradaki ölçeği ve savaşın yarattığı nitel ve nicel organizasyonel genişlemeyi şöyle anlatabiliriz:1939 yılında ABD’de federal bütçeden askeri araştırmalara ayrılan miktar 23 milyon dolarken, 1945 yılı bütçesinde Manhattan Projesi’ne (atom bombası) ayrılan pay 800 milyon dolardı ve ordu, donanma ve hava kuvvetlerine bağlı araştırma ofislerinin toplamı da bir bu kadar daha bindiriyordu bütçeye.

Savaşın yıkıntıları arasında kaynaklarını yaralarını sarmaya ayıran İngiltere geride kalırken, ABD için durum elbette biraz farklı oluyordu.Yine de savaş bittiğinde, Amerika’nın en parlak(!) zihinlerini toplayan organizasyonlarda beliren ilk soru, “Şimdi ne olacak, dağılıyor muyuz?” oldu.Savaş koşullarında oluşturulmuş olan merkezi yapılanma büyük başarılar sağlamıştı ve fırsatlar ülkesi Amerika’nın bu “yetişmiş” bireyleri birer şirket kurup köşeyi dönmeyi değil, çalışmalarına birlikte devam etmeyi hayal ediyordu.

İdealist olduklarından filan değil, ulaştıkları başarıları büyük ölçek ve merkezi organizasyona borçlu oldukları için.Üstelik 1947’ye gelindiğinde, ordu fonlarıyla büyük “başarılar” sağlamış olan araştırma merkezleri için “şimdi ticarete atılma zamanı” denilemeyecek bir militarizme bağımlılık da söz konusuydu.Ama “sıkıntı yoktu.” Emperyalist siyaset ve Amerikan zenginleri zaten kararlarını çoktan vermişti.Bir savaş biterken başka bir savaş başlıyordu.Manhattan Projesi ekibiKOMUTA VE KONTROL HEM DE EN NÜKLEERİNDENBurada bir çakışmayı gözleyebiliyoruz: Emperyalizm gözünü tüm dünyaya dikerken, “komuta ve kontrol” ideolojisinin yükselişe geçmesi kaçınılmazdı.

Savaşta tam hız çalışmış ve ihtiyaç duyduğu deney alanını savaşta bulmuş olan mühendisler de bu ideolojinin kendiliğinden taşıyıcılarıydı.Komuta ve kontrol, aslında pek çok konuda zor uzlaşabilen, önemli zıtlıklar içinde olan asker kafasıyla, mühendis kafasının buluştuğu koordinat oldu.Askerler de mühendisler de dünyayı, tüm unsurlarıyla kontrol altına aldıkları ve komuta ettikleri bir yığın olarak görmek istiyorlardı.Askerlerin geleneksel olarak sezgi, cesaret, beceri ve fiziksel güç merkezli kavrayışlarıyla, kurallara ve hesaplamalara bağımlı mühendislerin pozitivist kavrayışları bir çatışma içinde olsalar da, İkinci Dünya Savaşı pratikleri Amerikan ordusunun kurmaylarına, ordunun da bir fabrika gibi yönetilmesi gerekebileceği fikrini bulaştırmıştı.Sonuç, bir dizi askeri proje, neredeyse bütünüyle bu projelere adanmış olarak akademik kariyerini sürdüren dâhiler ve zamanla bu projelerle semiren büyük şirketler oldu.Ve maalesef...

Ve tabii ki...Merkezde nükleer savaş stratejisi...

Asker/mühendis kafasının voltranı “komuta kontrol”, içinde nükleer geçen kavramlarla inşa ediliyordu: Nükleer savaş senaryolarının simülasyonu, nükleer savunma stratejisinin ve buna dönük altyapının planlanarak imalatı ve elbette nükleer saldırının tek merkezden “tek düğmeyle” yürütülmesi için gerekli her şey...Burada Vannevar Bush bir araştırmacı olarak değil, bir yönetici olarak karşımıza çıkıyor. 1940 yılında NDRC’nin (Ulusal Savunma Araştırmaları Komitesi) kurulması için Roosevelt’i “bu savaşta hükümetle bilim insanlarının yakın bağlara sahip olmasının çok önemli olacağına” ikna etti ve NDRC’nin başına geçti.Sadece araştırmayla uğraşıp, geliştirme ve uygulamadan uzak olmanın komiteyi fazlasıyla sınırladığının anlaşıldığı noktadaysa daha da büyük bir organizasyon olan OSRD’nin (Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Ofisi) kuruluşunu gerçekleştirdi ve başına geçti. 1945 yılında OSRD’nin yıllık harcaması 100 milyon dolar seviyesine ulaşmıştı.Savaş, bilimin ve mühendisliğin sosyal reorganizasyon, merkezi yönetim ve disiplinlerarası karışımı konusunda ABD’nin gördüğü en radikal sonucu üretti.

Şöhretli üniversite MIT, savaştan kadrosunu iki kat, bütçesini 4 kat ve araştırma harcamalarını -ki yüzde 85’i askeri çalışmalar ve askeriyenin nükleer tedarikçisi olan Atom Enerjisi Komisyonu’ndan geliyordu- 10 kat büyütmüş olarak çıktı.Eisenhower, savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan bu yeni yapıyı 1961 yılında yaptığı veda konuşmasında “askeri-endüstriyel kompleks” olarak adlandırdı ki aslında askeri-akademik-endüstriyel köşeleri olan bir “demir üçgen” daha iyi bir tanımlama olacaktır.İkinci Savaş ve sonrasında piyasa kapitalizminin model ülkesi olarak görülegelen ABD’de ortaya çıkmış olan bu sıkı yapıdan, yeni radar teknikleri, askeri alanda pek çok uygulama alanı bulmuş olan servomekanizmalar, analog bilgisayarlar ve nihayet dijital bilgisayarlar çıktı.

Sonuç olarak, 80 yılın ardından geriye baktığımızda girişimci Amerikan mühendisinin yarattığı müthiş markaları ve kişisel bilgisayarlarla evlere giren müthiş inovasyonu görmemiz için (Eisonhower’dan esinle) askeriye- akademi-sanayi kompleksinin anlattığımız hikâyesini bütünüyle unutmamız, devlet güdümlü militarist bir tarihi epey bir pembe boyaya batırmamız gerekir.ABD'nin 34.

Başkanı Dwight D.

EisenhowerIBM NASIL IBM OLDU1911 yılında kuruldu.

İlk ürünleri vardiya takip sistemleri, teraziler ve ölçüm cihazlarıydı.

Hollerith delikli kart (punch card) sistemleri IBM’le anılan parlak buluşlardandır.1890’da yapılan nüfus sayımında kullanılan ve tüm süreci bir anda yıllardan aylara kısaltan Hollerith kartları 1930’larda Almanya’da kurulan bağlı şirket aracılığıyla Nazilerin hizmetine sunuldu. 1933 ve 1939 nüfus sayımları bu kartlarla yapıldı.

Yahudi nüfusun etnik ve dini kategorilerle sınıflandırılması bu sayede olduğu için “soykırıma ortak olduğu” suçlamalarıyla daha sonra sık sık karşılaştı IBM.Konumuz açısından önemli nokta şu: IBM 1930’larda başlayan yükselişini, devlet kurumlarına ve finans kapitale sattığı mekanik ve elektromekanik hesaplama sistemleriyle gerçekleştirdi.Daha önemlisi 1950’li yıllarda nükleer savaş stratejilerini temel alan “bilgisayar sıçramasında” IBM oldukça merkezi bir yere yerleşti.1950 – 1960 yılları arasında IBM’in cirosunun en az yarısının askeri projelerden geldiği biliniyor.Bir bu kadar önemli bir noktaysa şu: Şirket sözü geçen askeri projeler sayesinde (Whirlwind ve SAGE tarihe geçmiş adlandırmalar) MIT ve Stanford’daki en seçme teknik kadroyla çalışmış, akademinin orduyla paylaştığı gizlilik derecesine sahip (classified) bilgileri kullanma ve paylaşma şansına sahip olmuştur.Kişisel bilgisayar (PC) “devrimine” adını vermiş olduğu söylenen IBM’in IBM oluşu hiç de öyle “kişisel” ürünlerle olmamıştır.

PEKİ ENIAC NE YAPAY-İBilgisayar genel kültürü içinde hemen herkesin aşina olduğu bir “ilk bilgisayar.” Koca bir odaya sığıyordu.

Bu ilk Amerikan (sanki tüm dünyada bir ilkmiş gibi sunulur ama pek öyle değil) dijital bilgisayarında 18000 vakum tüp (aşağı yukarı iki üç çakmak kadar hacmi olan bir devre elemanı), 1500 röle (anahtar), 70 bin direnç ve 10 bin kapasitör vardı.Modern anlamıyla programlanabilir bir bilgisayar sayılmazdı, çünkü programlar ENIAC’a yüklenmiyor, dışındaki kartlara takılan anahtarlar aracılığıyla “yazılıyordu.”ENIAC, Pensilvanya Üniversitesi’ne bağlı Moore School’da geliştirildi.

Ordu tarafından finanse edildi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında balistik hesaplar için inşa edilmeye başlandı. 1945 yılında tamamlandı.ENIAC’a çözeceği ilk problem için bir program yüklendi ve törenle çalıştırıldı.Törende Tümgeneral Gladeon Barnes bir konuşma yaptı.

Barnes, “İnsanoğlunun bilimsel gerçeğin peşinde sürdürdüğü bitimsiz arayıştan” söz etti ve makinenin resmi tanımıyla bilimsel faydaya adandığını duyurduktan sonra düğmesine bastı.Bilimsel gerçeğin peşindeki bitimsiz arayışın ilk çalıştırdığı program hangi problem üzerineydi dersiniz?

Los Alamos Atom Silahları Laboratuvarı’nda yapılan Hidrojen Bombası için düzenlenmiş matematik model.

Problem bunun üzerineydi.Yani aslında Oppenheimerlar bitmez Karadeniz’de!Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri