Haber Detayı
Dijital vicdan çöktü, dijital şiddet başladı!
Türk Dil Kurumu 29 Aralık’ta, 2025 yılının kelimesi/kavramı olarak açıkladığı “dijital vicdan”, yerini giderek dijital şiddete bıraktı. Yapay zekâ destekli deepfake’ler, rızasız içerik üretimi ve sistematik çevrimiçi linçler, dijital alanı kadınlar ve çocuklar için yeni bir şiddet mekânına dönüştürdü.
Uzmanlara göre yaşananlar bir teknoloji kazası değil; cinsiyet temelli, politik ve sistematik bir şiddet biçimi.
Uluslararası raporlara dikkat çeken yazılım ve yapay zeka teknolojileri direktörü Prof.
Dr.
Deniz Kılınç, internette tespit edilen deepfake videolarının neredeyse tamamının pornografik içeriklerden oluştuğunu vurguladı.
Sosyolog Gökhan İlhan, “Bu teknoloji aynı zamanda toplumu sosyolojik ve psikolojik olarak etkileyen tehlikeli bir güç kaynağıdır” dedi.
Türkiye Barolar Birliği’nin 2019 yılında yayımladığı Şiddet Türleri başlıklı çalışmada dijital şiddetin yer almadığını hatırlatan Kadın cinayetlerini durduracağız platformu İzmir İl Başkanı Tülin Osmanoğulları, “Hiçbir şiddet bireysel değildir.
Bunun arkasında siyasi iktidarın kadın politikaları, kadına bakış açısı ve her alanda beslenen ataerkil sistem vardır” diye konuştu.
Gökhan İlhan Kadınların sosyal medyada paylaştıkları fotoğrafların yapay zekâ sistemleri tarafından rıza olmaksızın kullanılarak özellikle cinsel içerikli deepfake’lere dönüştürülmesinin, artık münferit vakalar olmaktan çıktığını belirten Prof.
Dr.
Deniz Kılınç, uluslararası raporlara da dikkat çekerek, internette tespit edilen deepfake videolarının neredeyse tamamının pornografik içeriklerden oluştuğunu vurguladı.
YÜZDE 99’U KADINLARI VE KIZ ÇOCUKLARINI HEDEF ALIYOR Deeptrace raporuna göre çevrimiçi deepfake videolarının yüzde 96’sının pornografik olduğunu hatırlatan Kılınç, “Daha güncel çalışmalarda bu oranın yüzde 98’e kadar çıktığını görüyoruz” dedi.
Asıl çarpıcı tablonun hedef kitlesinde ortaya çıktığını ifade eden Kılınç, “Bu pornografik deepfake içeriklerin yaklaşık yüzde 99’u kadınları ve kız çocuklarını hedef alıyor.
Yani deepfake teknolojisi pratikte neredeyse tamamen kadın bedenine yönelen bir istismar aracına dönüşmüş durumda” diye konuştu.
Şiddetin yalnızca görsel manipülasyonlarla sınırlı kalmadığını söyleyen Prof.
Dr.
Deniz Kılınç, üretken yapay zekâ ve büyük dil modellerinin dijital şiddeti otomatik ve seri üretilebilir bir boyuta taşıdığına dikkat çekti. “Bugün bir kadına yönelik yüzlerce farklı hakaret, nefret söylemi ya da sistematik taciz mesajı saniyeler içinde üretilebiliyor.
Aynı şekilde üretilen pornografik içeriklerin gerçeğinden ayırt edilmesi de neredeyse imkânsız hâle geliyor” ifadelerini kullandı.
Deniz Kılınç Bu nedenle yapay zekânın nötr bir teknoloji olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Kılınç, “Yapay zekâ, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini dijital ortamda büyüten ve güç ilişkilerini yeniden üreten bir çarpan gibi işliyor.
Bu mesele yalnızca yanlış bilgi ya da etik bir problem olarak ele alınamaz” dedi.
Rızasız üretilen cinsel içeriklerin uluslararası feminist literatürde “görüntü temelli cinsel istismar” ve “cinsiyete dayalı dijital şiddet” olarak tanımlandığını hatırlatan Kılınç, Birleşmiş Milletler ve UN Women’ın da bu tür içerikleri açıkça cinsiyete dayalı şiddet kapsamında değerlendirdiğini söyledi.
Türkiye’de yaşanan büyük ölçekli veri sızıntılarının riski artırdığına işaret eden Kılınç, “Kadınlara ait fotoğrafların, iletişim bilgilerinin ve kimlik verilerinin sızdırılması; şantaj, taciz, ifşa ve rızasız yapay zekâ içeriklerinin üretilmesi için çok elverişli bir zemin yaratıyor” dedi.
Hukuki açıdan bakıldığında Türkiye’de deepfake kavramını açıkça düzenleyen özel bir ceza normu bulunmadığını hatırlatan Kılınç, buna rağmen yüz ve ses gibi biyometrik verilerin kişisel veri kapsamında olduğunu ve rızasız kullanımların hem KVKK hem de Türk Ceza Kanunu açısından hukuka aykırı olduğunu söyledi.
Ancak mevcut düzenlemelerin hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri karşısında yeterliliğinin ciddi biçimde tartışıldığını da ekledi.
GÖKHAN İLHAN: “ŞİDDETİN DİJİTAL ALANDA NORMALLEŞMESİ ALARM VERİYOR” Sosyolog Gökhan İlhan, dijitalleşmenin toplumsal şiddeti dönüştüren yeni ve tehlikeli boyutlarına dikkat çekti.
Yapay zeka destekli içeriklerin şiddeti normalleştirdiğini vurgulayan İlhan, etik ve insan merkezli politikalar geliştirilmeden teknolojik önlemlerin yeterli olmayacağını söyledi.
Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla yayıldığını belirten Sosyolog Gökhan İlhan, sağlık, eğitim, ulaşım, haberleşme ve mobil bankacılık gibi pek çok alanda önemli kolaylıklar sunan yapay zeka teknolojilerinin, toplumsal şiddet bağlamında yeni ve karmaşık sorunları da beraberinde getirdiğini ifade etti.
İlhan, “Bu teknoloji aynı zamanda toplumu sosyolojik ve psikolojik olarak etkileyen tehlikeli bir güç kaynağıdır” dedi.
İlhan, yapay zeka destekli algoritmaların özellikle sosyal medya ortamlarında güvensizlik ve paranoya duygusunu beslediğini belirtti.
İlhan, “Şiddet içeren görüntü ve söylemler daha görünür hale geliyor.
Bu durum özellikle çocuklar ve gençler açısından şiddetin normalleşmesi ve duyarsızlaşma riskini artırıyor.
Toplum genelinde ise gerçek ile kurgu arasındaki sınırın bulanıklaşması, adalet ve hakikat algısında ciddi kırılmalara yol açıyor” diye konuştu. “SORUN YALNIZCA TEKNİK DEĞİL, TOPLUMSAL” Şiddeti çoğaltan algoritmalar yerine önleyici ve koruyucu algoritmaların geliştirilmesinin önemine işaret eden İlhan, şu önerilerde bulundu: Dijital medya okuryazarlığı erken yaşlardan itibaren eğitim müfredatına dahil edilmeli.
Şiddet mağdurlarını koruyacak hukuki ve psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmeli.
Akademi, sivil toplum ve kamu kurumları arasında çok disiplinli iş birlikleri kurulmalı “YAPAY ZEKÂ NE TEHDİT NE DE KURTARICI” Yapay zekânın başlı başına bir tehdit ya da mutlak bir kurtarıcı olmadığını belirten İlhan, teknolojinin etkilerinin nasıl tasarlandığı ve denetlendiğiyle doğrudan ilişkili olduğunu söyledi.
İlhan, “Sosyolojik bakış açısıyla değerlendirildiğinde, yapay zekânın şiddeti artıran değil, şiddeti önleyen bir araca dönüşmesi mümkündür.
Bunun için teknoloji kadar insanı, etiği ve toplumu merkeze alan politikalar geliştirilmelidir.
Yapay zeka teknolojik bir buluş yanında, toplumun sosyal ve kültürel yapısında bir çürümeye ve algıda bulanık düşünmeye de yol açtığı bir gerçek” diye konuştu.
TÜLİN OSMANOĞULLARI: “BU ŞİDDET BİREYSEL DEĞİL, POLİTİK VE SİSTEMATİKTİR” Tülin Osmanoğulları, yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte kadınlar ve çocuklara yönelik dijital şiddetin yeni ve son derece tehlikeli bir boyut kazandığını belirterek, bu şiddet türünün bireysel vakalar olarak ele alınamayacağını söyledi.
Türkiye Barolar Birliği’nin 2019 yılında yayımladığı Şiddet Türleri başlıklı çalışmada dijital şiddetin yer almadığını hatırlatan Osmanoğulları, 2021 yılında kitapçık olarak yayımlanan tez çalışmasında da dijital şiddete ilişkin bir tanım bulunmadığını ifade etti.
Osmanoğulları, “Bu şiddet türü hayatımıza çok kısa bir süre içinde girdi.
İlk başlarda sosyal medya üzerinden rahatsız etme, tehdit, hakaret ya da fotoğraf montajlarıyla sınırlıydı.
Ancak bugün, yapay zekâ teknolojileriyle kadınlar ve çocuklar için korkunç bir şiddet biçimine dönüştü” dedi.
Osmanoğulları, “Bu ülkede kadınlara ve çocuklara yönelik hiçbir şiddet bireysel değildir.
Bunun arkasında siyasi iktidarın kadın politikaları, kadına bakış açısı ve her alanda beslenen ataerkil sistem vardır” diye konuştu.
Yapay zekâ teknolojilerinin kadınların ve çocukların yaşamını kolaylaştırmak yerine şiddet üretir hale gelmesinin tesadüf olmadığını belirten Osmanoğulları, yargı sistemindeki cezasızlık politikasına dikkat çekerek, “Fiziksel şiddette dahi faillerin çoğu cezasız kalırken, dijital şiddette süreç çok daha ağır ve yıpratıcı ilerliyor” dedi.
Tülin Osmanoğulları TEHDİT EDİLEN KADINLAR VAR Osmanoğulları, kadınların başka erkeklerle ilişki yaşıyormuş gibi gösterilerek şantaja maruz bırakıldığını belirtti. “Kocana göndeririz, ailene yollarız denilerek tehdit edilen kadınlar var.
İzmir’de bir lisede erkek öğrencilerin kız öğrencilerin yapay zekâ ile üretilmiş çıplak görüntülerini yayımlaması bunun en somut örneklerinden biridir” dedi.
Cezasızlık politikasının failleri cesaretlendirdiğini ifade eden Osmanoğulları, Ekonomi Üniversitesi’nde kız öğrencilerin kişisel bilgilerinin ve görüntülerinin izinsiz şekilde paylaşılması olayını hatırlattı. “Failin çıkıp ‘helallik istiyorum’ demesi tesadüf değil.
Helallik istenince suçun ortadan kalkacağına inanılıyor.
Bu cesaret, sistemden geliyor” diye konuştu.
Osmanoğulları, dijital şiddetin önlenebilmesi için ağır cezai yaptırımların ve etkin politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Aksi halde bu şiddeti durdurmak mümkün olmayacak.
Kadınların ve çocukların korunması devletin sorumluluğudur” dedi.