Haber Detayı
"Nil’in sofrası: Kaosun lezzeti, Kahire gastronomisi"
Kahire’de yemek yemek binlerce yıllık bir mirasın, devrimlerin, göçlerin ve Nil’in bitmeyen bereketinin hikayesine ortak olmak demek. Bu şehirde her lokma, tarihin sayfalarından bugünün modern tabaklarına uzanan bir köprü.
Kahire, zıtlıkların şehri olduğu kadar, bu zıtlıkların aynı sofrada buluştuğu eşsiz bir coğrafya.
Bir yanda binlerce yıllık piramitlerin gölgesinde Şef Mostafa Seif’in dokunuşuyla sanata dönüşen Khufu’s lezzetleri, diğer yanda Nil’in üzerinde İtalyan zarafetini moda estetiğiyle birleştiren Pier 88...
Şehrin kalbine indiğinizde ise Zööba, o çok sevdiğimiz kaotik sokak lezzetlerini modern bir masala dönüştürüyor.
Ve tabii ki, UNESCO’nun artık bir dünya mirası olarak tescillediği Koshari’nin o mütevazı ama görkemli tabağı...Kahire’de yemek yemek binlerce yıllık bir mirasın, devrimlerin, göçlerin ve Nil’in bitmeyen bereketinin hikayesine ortak olmak.
Bu şehirde her lokma, tarihin tozlu sayfalarından bugünün modern tabaklarına uzanan bir köprü.UNESCO Mısır’ın milli yemeği Koshari’yi Aralık ayında Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı.
Bu yemeğin sadece bir tarif değil; toplumun her kesimini (zengin-fakir fark etmeksizin) birleştiren, sosyal uyumu simgeleyen ve nesiller boyu aktarılan bir "yaşam biçimi" olduğunu vurguladı.
Koshari tıpkı Kahire gibi; karmakarışık ve katman katman.Abou Tarek şehir merkezindeki en ünlü Koshari lokantası.1950 yılında bir sokak arabasıyla başlayan serüven, bugün dört katlı dev bir "Koshari sarayına" dönüşmüş durumda.
İçinde hem şehriye hem uzun kesilmiş makarna var, spagetti demek istemiyorum, Kahireli arkadaşlarım bozuluyor, makarnayı biz bulduk piramitlerde çıkan yazıtlarda var diyorlar.
Belki Roma’nın ünlü gelini Kleopatra Mısır’dan Roma’ya götürmüş olabilir diye düşünüyorum.Zööba: Gelenekselin en ‘cool’ hali Kahire deneyimini tamamlayan en önemli renklerden biri.
Zööba’yı anlatırken gelenekselin en 'cool' hali diyebiliriz.
Zööba, Mısır'ın o tozlu sokak lezzetlerini alıp onları rengarenk bir tasarım ve modern bir hijyen anlayışıyla dünyaya pazarlayan bir marka.
Yemeklerin hepsi günün her saatinde yenebiliyor, biz öğlen Zamalek’te ilk açılan yerine gittik, bir saate yakın kapıda sıra bekledik ama değer.
Yatırımcı Chris Khalifa tarafından kurulan Zööba’nın başarısının arkasında, Mısır’ın "fakir ama gurur dolu" sokak lezzetlerini (ful ve taameya gibi) genç nesillere ve dünyaya sevdirmek yatıyor.
Zööba’nın ortağı ve şefi Mustafa Elrafaey, Mısır mutfağının "antropolog şefi" olarak biliniyor.
Araştırmacı bir kişilik belli ki.
Benim favorim acılı Taameya (yeşil bakladan yapılan falafel) ve Hawawshi oldu.
Turşular, baladi ekmeği, halabessa (nohut ve turşu suyu gibi düşünün) oldu.
Ambalajlar, web sitesi tasarımı, mekan tasarımı ve markayı özel kılan tişört tasarımları ile çok neşeli bir Kahireli.
Zamalek’ten dünyaya yayılıyor.
New York’a da açmışlar, GEM yani Grand Egypt Museum’da varlar.
Zööba, "Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın En İyi 50 Restoranı" listesinin gedikli isimlerinden. 2022'deki ilk listede 38’inci sırada yer alarak bu başarıyı yakalayan ilk "modern sokak yemeği" konseptli Mısır restoranı.Mısır mutfağını dünyaya tanıtan ikili Giza Piramitleri’nin yanı başında Khufu ve Nil kıyısında Pier 88 aynı gruba bağlı restoranlar.
Şef Mostafa Seif ve vizyoner yatırımcısı Giovanni Bolandrini Mısır mutfağını dünyaya tanıtan en güçlü ikili.
Pier 88 İtalyan mutfağının Kahire’de en iyisi, gün batımında saat 16.00 civarında da gittiğimizde Mahmut Orhan çalıyordu, mekan neredeyse tamamen doluydu.
Yeni yılın ilk gününe özel mi dedik, yok biz hep böyleyiz dediler...
Pier 88 rahat, şık, daha çok Kahire genç sosyetesinin mekanı denilebilir.Khufu MENA'nın En İyi 50 Restoranı listesinde 4’üncü sırada ve La Liste tarafından "Afrika'nın En İyi Restoranı" seçilmiş.
Şef Seif, Mısır mutfağını "fine dining" seviyesine taşıyan öncü isim.
Khufu’nun mutfağında geleneksel tatları bozmadan doku, sıcaklık ve sunumda büyük farklar yaratıyor, Khufu her gün 16.00’ya kadar açık.
Khufu lokasyon olarak Giza Piramitleri’ne ayrılmış, biletle girilen özel bölgede yer alıyor.
Yeni yapılan ana giriş kapısından giriyorsunuz, sizi elektrikli ring servis yapan araçlarla restorana bırakıyorlar.
Rezervasyonsuz misafir kabul edilmiyor.
Yeni bir gastronomi deneyim alanı olarak tasarlanan komşuları arasında Londra’dan tanıdığımız EL&N ve Laduree’nin olduğu bu kompleks piramitlere olabilecek en yakın noktada.
Kahire’nin en iyisi olan Khufu gastronomik açıdan en zayıf bölgede parlıyor.
Dilerim çevresindeki restoranlara ilham olur, kendilerine biraz olsun çeki düzen verirler.
Genel olarak Kahire gastronomisi çok zayıf.
Halk fakirleştikçe fakirleşmiş.
Dolayısıyla her şey turistler için.
Oteller, taksiler, lokantalar, mağazalar...Grand Egypt Museum (GEM) giriş katında gastronomi deneyimine önem verilmiş ve yerel, güçlü markalar buraya taşınmış.
Zarif künefesi, dondurmaları ile meşhur Mandarine Koueider, yukarıda bahsettiğim Zööba, Kahire'nin en popüler butik fırınlarından biri olan Ratios Bakery ve birkaç farklı işletme daha gün boyunca sayısız misafiri ağırlıyor.
Laduree yeni açılan müzede de var, Türkiye’de aradığını bulamayıp Kahire’de ne aradığını sormak isterim…Türk kahvesi Osmanlı ile geçen yılların anısına adıyla her yerde içiliyor, seviliyor.
Hatta Türk girişimciye ait olduğunu öğrendiğim Kaffe Stimmug markası ile de Kahire’de tanıştım, Türk Kahve Atlası kitabı vitrindeydi.
İki damla göz yaşım pıt pıt…Kahire çok güzel, çok yorgun ama çok güzel.
Ümmü Gülsüm’ün "Enta Omri" (Sen Benim Ömrümsün) şarkısı kulağımda durmadan çalıyor…