Haber Detayı

Işığın kaydı, hafızanın sanatı: Fotoğraf ve 200 yıllık yolculuğu
Dünya+ dunya.com
09/01/2026 00:00 (17 saat önce)

Işığın kaydı, hafızanın sanatı: Fotoğraf ve 200 yıllık yolculuğu

Fotoğraf, sanat tarihine bir ma­nifestoyla girmedi. Bir akı­mın içinden doğmadı, bir estetik iddia taşımıyordu. 1826’da Jo­seph Nicéphore Niépce, evinin penceresinden görünen manza­rayı ışığa sabitlediğinde, aslında bir sanat formu icat ettiğinin far­kında değildi. O an, dünyanın ilk kalıcı fotoğrafı ortaya çıktı; ama sanat dünyası bu anı uzun süre ciddiye almadı.

Çünkü fotoğraf baştan itiba­ren ‘fazla gerçek’ti.

El emeği yok­tu, fırça izi yoktu, sanatçının be­deniyle kurduğu o romantik ilişki eksikti.

Üstelik hız çağının çocu­ğuydu: çoğaltılabiliyor, dolaşıma girebiliyor, tekil olma iddiasını baştan sarsıyordu.

Bu yüzden sa­nat tarihinin merkezine girmesi zaman aldı.

Resim, heykel ve daha sonra sinema; fotoğrafı uzun süre kenarda tuttu.Ne var ki 19. yüzyılın ortasında Louis Daguerre ile fotoğraf kamu­sal bir dile dönüştüğünde, geri dö­nüşü olmayan bir süreç başladı.

Fotoğraf yalnızca dünyayı kaydet­miyordu; dünyaya nasıl bakılaca­ğını da öğretiyordu.

Modern şehir, savaş, göç, beden, kimlik… Bunla­rın hepsi önce fotoğrafta görünür oldu. 20. yüzyılda avangardlar, belgeselciler ve kavramsal sanat­çılar fotoğrafı bir araç olmaktan çıkarıp başlı başına bir düşünce alanına dönüştürdüler.Yine de fotoğraf, sanat dünya­sında hep sınırda kaldı.

Ne tama­men belgeydi, ne tamamen kur­gu.

Tam da bu yüzden güçlüydü.

Gerçekle kurduğu bu muğlak iliş­ki, onu çağdaş sanatın en esnek ve en politik mecralarından biri ha­line getirdi.

Bugün bir fotoğrafa baktığımızda yalnızca “ne görü­yorum?” diye sormayız; “kim çek­ti, neden çekti, kimi dışarıda bı­raktı?” sorular da devreye girer.Erken baskılar gün yüzüne çıkacak İşte Fransa’nın 2026–2027 yıl­ları boyunca planladığı, fotoğra­fın 200. yılına yaklaşan kapsamlı program tam olarak bu soruların etrafında şekilleniyor.

Bu girişim yalnızca tarihsel bir kutlama de­ğil; fotoğrafın bugünkü anlamını yeniden tartışmaya açan çok kat­manlı bir kültürel hamle.Program kapsamında, ulusal koleksiyonlardan özel arşivlere, erken dönem fotoğraflardan çağ­daş üretimlere uzanan geniş öl­çekli sergiler planlanıyor.

Grand Palais başta olmak üzere Paris’in ve Fransa’nın farklı kentlerinde­ki müze ve kurumlar bu sürecin parçası olacak.

Kırılganlıkları ne­deniyle yıllarca sınırlı gösterilen çizimler, negatifler ve erken bas­kılar gün yüzüne çıkacak.

Fotoğ­rafın yalnızca bir “görüntü” değil, bir malzeme, bir nesne, bir hafıza taşıyıcısı olduğu yeniden hatırla­tılacak.Bu programı önemli kılan şey, fotoğrafı nostaljik bir bakışla yü­celtmemesi.

Aksine, bugünün dünyasında fotoğrafın karşı karşı­ya olduğu krizleri merkeze alma­sı.

Yapay zekanın görüntü ürettiği, gerçekliğin algoritmalarla mani­püle edildiği bir çağda, fotoğrafın tanıklık gücü ne anlama geliyor?

Bir imge hala kanıt olabilir mi?

Yoksa fotoğraf artık daha çok bir yorum alanı mı?Fransa’nın bu uzun soluklu yak­laşımı, fotoğrafı geçmişe ait bir icat olarak değil; geleceği şekillen­diren bir dil olarak ele alıyor.

Bu da sanat dünyası için önemli bir me­saj taşıyor: Fotoğraf, iki yüz yıldır olduğu gibi hâlâ bitmiş bir mecra değil.

Tam tersine, belki de en kı­rılgan ama en gerekli anlatı biçim­lerinden biri.Beğeniden hafızaya: Fotoğrafın gerçek değeriBu kadar görüntünün arasın­da, hangileri gerçekten bakılma­yı hak ediyor?

Bugün fotoğraf her yerde; ama tam da bu yüzden bak­mak giderek zorlaşıyor.

Sanat dünyasında bir fotoğrafın değe­ri artık estetik bir “beğeni” mese­lesi olmaktan çoktan çıktı.

Eleş­tirmenler, küratörler ve koleksi­yonerler bir görüntüye bakarken şu soruyu soruyor: Bu fotoğraf ne söylüyor, neyi riske atıyor ve izle­yiciyi hangi düşünce alanına da­vet ediyor?

Teknik mükemmellik ya da görsel çekicilik tek başına yeterli değil; belirleyici olan, fo­toğrafın bir niyet taşıyıp taşıma­dığı ve kendi bağlamını kurup ku­ramadığı.

Çünkü sanat eseri olan fotoğraf, dünyayı olduğu gibi gös­termez; ona başka bir yerden bak­mayı önerir.Bir fotoğraf, ancak zamanla iliş­kisi güçlü olduğunda; modaya de­ğil, hafızaya yaslandığında sanat eseri haline gelir.

Koleksiyonerler için bu, görüntünün bugünden ya­rına taşınıp taşınamayacağı soru­sudur; kurumlar içinse fotoğrafın başka işler ve anlatılarla diyalog kurabilme gücü.

Bugün görüntü üretmek kolay, hatta sınırsız.

Ama sanat dünyasının aradığı şey hız değil; seçicilik, yavaşlık ve anlam.

Bu yüzden bakılmayı hak eden fo­toğraf, kalabalığın içinden bağı­rarak değil, sessizce yerini alarak ayrışır, sadece göze değil, düşün­ceye de tutunur.

İlgili Sitenin Haberleri