Haber Detayı
Dünya neden artık kurallarla yönetilmeyecek?
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor” cümlesi bugün sıkça kuruluyor.
Ama dürüst olalım: Bu bir geçiş değil, bir itiraf.
Çünkü zaten dünya çoktan bu noktaya gelmişti.
Şimdi olan şey, bunun artık gizlenmemesi.
Hepimiz iyi biliyoruz: Libya, Irak, Suriye, Gazze...
Bu ülkeler yıllar önce “insani müdahale”, “kitle imha silahları”, “terörle mücadele” gibi kavramlarla parçalandı.
O günlerde en azından (inandırıcı olmasa da) bir meşruiyet dili vardı.
Bugün ise gerekçe üretme zahmeti bile ortadan kalkmış durumda.
Venezüella’ya yapılan müdahale, Grönland’ın satın alınabileceğinin rahatlıkla dile getirilmesi, Ukrayna’da yaşananlar, Gazze’deki yıkım...
Hepsi aynı hikâyenin farklı sahneleri.
Artık kimse dünyayı kurallarla yönettiğini iddia etmiyor.
Güç konuşuyor.
Bu yeni değil; fütursuzluğu yeni.
Bir zamanlar Birleşmiş Milletler vardı.
Güvenlik Konseyi vardı.
Uluslararası hukuk vardı.
En azından kâğıt üzerinde.
Bugün o kurumlar ya felçli ya da dekoratif.
Veto mekanizmaları, büyük güçlerin çıkarları söz konusu olduğunda hukuku askıya almanın kibar bir adı haline geldi.
Ortaya çıkan tablo net: Büyük güçler, kendi “etki alanları” içinde diledikleri gibi davranabileceklerini düşünüyor.
Pekâlâ ABD’nin Batı Yarımküre’de yaptığını, Rusya eski Sovyet coğrafyasında, Çin ise Pasifik’te (örneğin Tayvan) yapabilir.
Neden olmasın ki?
Kimse bunu yüksek sesle ilan etmiyor ama herkes buna göre pozisyon alıyor.
Sessiz bir pazarlık, sessiz bir kabulleniş söz konusu.
Grönland vakası bu açıdan çarpıcı.
Şimdilik Avrupa Birliği ülkeleri için bir “kırmızı çizgi” gibi görünüyor.
Ama Trump strateji değiştirirse?
Doğrudan ilhak ya da satın alma yerine daha dolaylı yollar devreye girerse?
Askeri ve stratejik fiili kontrol, ekonomik ve teknolojik kuşatma gibi adımlar çok daha olası.
ABD’nin askeri varlığını artırması, kritik madenlere erişim sağlaması, altyapı yatırımları üzerinden fiilî bir bağımlılık yaratması...
Hukuken egemenlik sürer, ama pratikte karar mekanizmaları Washington’a bağlanır.
Avrupa buna yüksek sesle itiraz eder, sahada ise “krizi büyütmeyelim” refleksiyle geri çekilir.
Venezüella karşısındaki sessizliğin Avrupa versiyonu neden olmasın?
Bu sessizliğin nedenleri de ortada.
Avrupa’nın askeri kapasitesi hâlâ ABD’ye bağımlı.
Enerji, teknoloji ve istihbarat alanlarında Washington belirleyici.
Üstelik siyasi birlik kırılgan.
Macron, Scholz ve Starmer aynı dili konuşmuyor.
Trump bütün bunları biliyor.
ABD 66 ULUSLARARASI ÖRGÜTTEN ÇEKİLİYOR Bu tabloyu daha da netleştiren bir gelişme ise önceki gün yaşandı.
Donald Trump, ABD’nin 66 uluslararası örgüt ve yapıdan çekilmesini öngören bir başkanlık kararnamesi imzaladı.
Çekildiği kurumların yaklaşık yarısı BM sistemiyle bağlantılı.
En kritik adım, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden çıkış.
Bu karar, ABD’nin küresel iklim işbirliğinden neredeyse tamamen kopması anlamına geliyor.
Gerekçe tanıdık: pahalı, verimsiz, ABD çıkarlarına aykırı, egemenliği tehdit eden kurumlar ve yapılar...
Bu yalnızca iklim meselesi değil.
DSÖ’den UNESCO’ya, insan hakları yapılarından bilimsel kuruluşlara uzanan bir kopuştan söz ediyoruz.
Uluslararası Kriz Grubu’nun ifadesiyle bu, “Washington’un kurallarıyla işbirliği, aksi halde hiçbiri” anlayışının kristalleşmesi.
Yani çok taraflılık yerine, çıkar temelli ve koşullu bir düzen.
Bu düzenin en tehlikeli yanı, artık istisna değil norm haline gelmesi.
Eskiden bir müdahale olduğunda dünya ayağa kalkar, hukukçular konuşur, gazeteler tartışırdı.
Bugün ise “zaten bekleniyordu” denip geçiliyor.
İşte kırılma noktası tam da burada.
Çünkü bir şey normalleştiği anda, ona karşı direnç de zayıflar.
Kurallara dayalı düzenin zayıflaması, halklar için istikrarsızlık demek.
Sürekli kriz, sürekli belirsizlik, sürekli geçici çözümler...
Demokrasi “lüks” , özgürlük “ertelenebilir”, güvenlik ise her şeyin önüne geçen bir gerekçe haline geliyor.
TRUMP’IN ARKASINDAKİ GÜÇ NE?
YA DA KİMLER?
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Küresel düzeni bu yönde yeniden şekillendiren asıl aktör kim?
Trump mı?
Hayır.
Trump’ı “düzeni kuran” değil, düzen değişimini meşrulaştıran siyasi figür olarak görmek gerekiyor.
Bugün çıkar temelli, tek taraflı ve güç merkezli düzeni şekillendiren belli katmanlar var.
İlki, Trump’tan önce de var olan ve Trump’tan sonra da var olacak ABD devlet aklının sert çekirdeği: Bu çekirdeğin temel öncelikleri değişmedi: ABD dolarının küresel üstünlüğü; enerji ve kritik kaynaklara erişim; askeri ve teknolojik üstünlük; rakiplerin (Çin, Rusya) alan kazanmasını sınırlamak...
Strateji değişmedi, sadece ambalaj düştü.
İkincisi, fosil enerji, savunma ve teknoloji ekseninde şekillenen küresel sermayenin yeni fraksiyonları.
Bunlar istikrarlı hukuk değil, hızlı erişim ister.
Yatırımın önünde çevre, iklim, insan hakları engel olsun istemezler.
Uluslararası anlaşmalar “yavaşlatıcı” bulunur.
Devlet gücü, pazar açma aracı olarak görülür.
Venezüella petrolü, Grönland madenleri ya da Ortadoğu enerji yolları.
O yüzden şunu bilelim: Trump, çıkar temelli ve güç merkezli yeni düzenin mimarı değil.
Onun siyasi tercümanı.