Haber Detayı
Muhalefetin tıkanma sorunu: Analiz yerine ezberci karşıtlık
Soner Yalçın yazdı...
Erdoğan’a yönelik kimi muhalif söylemler-yazılar neden analiz üretmiyor?
Daima bir otomatik karşıtlık var; “Erdoğan yaptıysa kötüdür...”Bu refleks, iktidar eleştirisi değil kişiselleştirilmiş siyaset bağımlılığıdır… İçeriğe değil faile odaklanan bu dil-tavır, ne dış politikayı açıklar ne de iktidarı sınar.
Aksine, eleştiriyi yüzeyselleştirerek siyaseti ezberci tepkiye indirger.
Sonuçta bu tür karşıtlık; iktidarı zayıflatmaz aksine iktidarın gerçek yüzünü görünmez hale getirir…En son… ABD/Trump’ın, Venezuela/Maduro’ya yaptığı haydutluk sürecinde yaşadık. “Bizim Mahalle”nin kimi sakinleri allem edip kallem edip “suçluyu” buldu: Erdoğan…Venezuela ile ilişkiyi, alay ve küçümseme ile “şüpheli”, “kirli”, “marjinal” ilan etti...Gerçek bu mu?
Tarihsel süreci hatırlatayım:Türkiye-Venezuela arasındaki ilk resmi ilişki, 1950 yılında diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla başladı. 2000’lere kadar ilişkiler düşük profilli, sınırlı diplomatik temaslar düzeyinde seyretti.
Ancak 2016’dan itibaren siyasi ve ekonomik ilişkiler hızla derinleşti. 2018’de üst düzey ziyaretler ve ticaret anlaşmalarıyla ilişkiler stratejik boyut kazandı...
ABD’nin Venezuela’ya tehdidi ve ambargosu sertleştikçe Türkiye’nin ilişkileri büyüdü. 2018’de Türkiye-Venezuela ticaret hacmi 152 milyon dolar oldu.
Rakam dört yıl sonra 2022’de 1 milyar dolara ulaştı… 2026 yılı hedefi 3 milyar dolar olarak açıklandı...Venezuela ile ticaret hacmi yükselirken, bunu başaran Erdoğan’ı hedef yapmanın anlamı ne? “LİBERAL SOL” FAKTÖRÜTürkiye’deki muhalefet yapma biçimini ele almak zorundayız.
Erdoğan’a yönelik eleştirilerin eksikliği-kolaycılığı üzerinde durmamız gerekiyor.
Çünkü:-Eleştiri var ama alternatif yok… -Tepki var ama çözüm yok… -Bağıran ses var ama yön yok…Bu muhalefet tarzı salt kendi kitlenizi tatmin eder.
Ki bu, Baykal ve Kılıçdaroğlu döneminde fazlasıyla yaşandı.
Artık şunu sormalıyız: Eleştiriler, neden ısrarla yüzeyselliği aşamıyor?Ekranlarda, köşelerde ve sosyal medyada bugünlerde sıkça şu cümleleri görüyoruz:-“Erdoğan, Maduro’yla neden yakındı?” -“Venezuela gibi ülkeyle iş yapılır mı?”-“Bu da yanlış dış politika örneği değil mi?” Bu karşıtlıkta neredeyse hiç rakam yok, hiç bağlam yok, hiç alternatif öneri yok.
Sadece bir isim var: Erdoğan.Bu çevreler dış politikayı analiz etmiyor; kişiselleştiriyor.
Oysa soru şu olmalı:-Türkiye bu ilişkiyle ne kazanıyor? -Alternatif pazar yaratıyor mu? -Ambargo altındaki bir ülkeyle ticaret yapmak neden otomatik olarak “suç” sayılıyor?
Bu sorular sorulmadığında eleştiri, içi boş bir reflekse dönüşüyor.Bu söylemlerin arkasında çoğu zaman açıkça söylenmeyen “liberal solcular” var: “Batı’nın sorunlu gördüğü ülkelerle ilişki kurmak yanlıştır.”Bu “taraf”; Türkiye’nin, ABD’nin ambargo uyguladığı ülkelerle ticaret yapmasını “şüpheli” görüyor!
Bu bir analiz değil; ezberdir…Bu tavır sorgulanmadığı sürece, salt Venezuela değil yarın başka bir ülke olur: İran olur, Somali olur, Çin olur...
Yani mesele Erdoğan değil; bağımsız dış politika fikrine duyulan karşıtlık…KONFORLU TESLİMİYETEvet:Venezuela tartışmalarında Türkiye’deki muhalif söylemin önemli bölümü, dış politikayı analiz etmek yerine çoğu zaman içi boş bir Erdoğan karşıtlığına yaslanıyor.
İlişkilerin içeriği, ticaretin boyutu ya da küresel ambargo koşulları konuşulmadan, mesele hızla tek isme indirgeniyor: “Erdoğan yaptıysa yanlıştır.”Bu kolaycılık, analizin yerini alıyor.Bu refleks, çoğu zaman ABD’nin yerleşik tezlerini sorgulamadan tekrar etmekle birleşiyor.
ABD ambargosu tali bir ayrıntıya indirgenirken, Venezuela’daki kriz yalnızca “yanlış yönetim” anlatısıyla açıklanıyor.
Direnmek irrasyonel, ABD ile uyum ise “normal” ve “akılcı” kabul ediliyor.
Sonuçta… “Muhalefet” diye ortaya çıkan; alternatif üretmeyen Batı/ABD ezberiyle konuşan tek tipçi siyaset oluyor.Oysa ABD, hukuku hiçbir zaman evrensel ilke olarak görmedi; yalnızca kendi gücünü meşrulaştıran araç olarak kullandı.
Demokrasi dediği şey, itaat eden rejimler için süs, direnç gösteren ülkeler için ise cezalandırma gerekçesi oldu.
Ambargolarını “ahlaki baskı” diye pazarlarken, milyonlarca insanın binbir eziyet yaşamasını kılı kıpırdamadan izledi.
Güç kullanımı ABD’nin elindeyken buna düzen dedi, başkaları direndiğinde kaos diye bağırdı.
İşte… Medyasını, akademisini ve muhalif dillerini aynı ezberle hizaladı.
Bu yüzden ABD’yi savunmak çoğu zaman konforlu teslimiyettir.
Asıl bedeli ödeyenler ise bu ezberi tekrar etmeyen Venezuela gibi halklardır…Toparlarsam:Muhalefet, sorgulamak yerine tekrar etmeyi seçtiğinde, eleştirdiğini değil, kendisini tüketir!Soner YalçınOdatv.com