Haber Detayı

İngiliz mutfağı halen bir şaka mı
Gastroda odatv.com
09/01/2026 07:14 (15 saat önce)

İngiliz mutfağı halen bir şaka mı

Uzun yıllar boyunca sıkıcılıkla, renksizlikle ve kayıtsızlıkla anılan İngiliz mutfağı, bugün Londra’da şaşırtıcı bir geri dönüş yaşıyor. Etli turtalar, patates püresi ve balık kızartmaları yeniden sahnede — üstelik tam da bu sadelikleriyle.

İngiliz mutfağını tarif etmeye çalışırken klişelere düşmemek neredeyse imkansızdır.

Balık turtası: sütlü morina ve patates püresinden oluşan tek renkli bir bütün.

Bezelye püresi; haşlanmış baklagillerin duygusuz bir ezmeye dönüşmüş hali.

Yaz pudingi; canlı kırmızı meyvelerle dolu ama ıslak beyaz ekmeğin içine hapsedilmiş.

İngiliz antropolog Kate Fox, İngilizlerin yemekle ilişkisini yıllar önce “mesafeli, çelişkili ve yüzeysel” olarak tanımlamıştı.

Belki Püriten geleneğin kendini mahrum bırakma kültürü, belki Sanayi Devrimi’nin toprağı mutfaktan koparması, belki de II.

Dünya Savaşı’nın rasyonlama yılları… Sebebi ne olursa olsun, İngiltere uzun süre yemeğe tutkuyla yaklaşmanın neredeyse ayıp sayıldığı bir ülke oldu.Ancak bugün Londra’da bu algı yavaş ama kararlı biçimde çözülüyor.GÖÇLE GELEN LEZZET, GERİYE KALAN MİRAS20. yüzyılın ortalarından itibaren Hindistan, Pakistan ve Karayipler’den gelen göçmenler, İngiliz mutfağına baharat, teknik ve özgüven kattı.

Son yirmi yılda Londra; Tayland çorbalarından Nijerya mangalına, Trinidad mutfağından Orta Doğu’ya uzanan dünya çapında bir yemek sahnesi kurdu.

Şimdi ise sıra, uzun süre ihmal edilen klasik İngiliz yemeklerine geldi.Küresel fine dining kültürünün minik tabaklar, cımbızla yerleştirilmiş mikro yeşillikler ve gösterişli sunumlara yöneldiği bir dönemde, İngiliz mutfağının alçakgönüllü doğallığı beklenmedik biçimde ferahlatıcı görünüyor.

Tereyağlı tost ve haşlanmış yumurtadan oluşan sade öğünleriyle sosyal medyada ünlenen “Old Dry Keith” figürü ya da Burberry’nin klasik bir greasy spoon kafe ile yaptığı iş birliği, bu yeni ilgiyi popüler kültüre taşıyan örnekler.“KAHVERENGİ YEMEK” MESELESİBu ilginin bir kısmı, fotoğrafçı Martin Parr’ın fotoğraflarında da görülen o kasvetli İngiliz gündeliğine duyulan tuhaf bir meraktan besleniyor olabilir.

Ama asıl dönüşüm, mutfakta yaşanıyor.

Londra’nın kült restoranı St.

John’un 30. yılı, nose-to-tail geleneğinin yalnızca nostaljik değil, sürdürülebilir ve çağdaş da olabileceğini hatırlattı.St.

John ve Rochelle Canteen mutfağından yetişen yeni kuşak şefler, İngiliz mutfağını “olması gerektiği gibi” değil, olduğu haliyle savunuyor. “Yemeğimiz çok kahverengi diye eleştiriliyorduk” diyor Margot Henderson. “Ama biz kahverengi yemeği seviyoruz.

Mesele onu saklamamak.” Burada sadelik, özensizlik değil; aksine büyük bir dikkat gerektiriyor.

Çünkü basit yemek, hatayı affetmiyor.TURTALAR, BALIKLAR VE PATATESİN İTİBARIGenç şef Will Lewis, etli turtayı yeniden ciddiye alan isimlerden biri.

Üç gün süren bir pişirme süreciyle hazırladığı öküz kuyruğu ve istiridyeli turtası, geçmişin işçi yemeğini bugünün özenli mutfağına taşıyor.

Ed McIlroy ise klasik fish and chips’i, vintage fritözler ve kaliteli yağlarla yeniden yorumluyor; patatesleri dana yağıyla kızartıyor, üzerine aioli ve salsa brava ekliyor.Britanya mutfağının dönüşümü, bize tanıdık bir soruyu hatırlatıyor.

Bir mutfağı değerli kılan şey nedir?

Renk mi, gösteri mi, yoksa niyet mi?Bej tabaklar bugün yeniden konuşuluyorsa, bu yalnızca bir estetik dalga değil.

Bu, yemeğe yeniden bakma cesareti.

Utanılan basitlikten, sahip çıkılan sadeliğe geçiş.Belki de İngiliz mutfağı artık bir şaka değil.

Ama hala ciddi — ve tam da bu yüzden ilginç.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri