Haber Detayı
Bu Suriye dikiş tutmaz
Tutmaması için daha I. Dünya Savaşı sonrasında planlar hazırlanmıştı Suriye’de.
Tutmaması için daha I.
Dünya Savaşı sonrasında planlar hazırlanmıştı Suriye’de.
Sykes Picot Anlaşması çerçevesinde Filistin’i İngiliz, Suriye ve Lübnan’ı da ayrı ayrı Fransız manda yönetimine bırakmıştı.
Fransızlar, Suriye’de egemenliklerini daim kılmak için etnik ve dini ayrışmanın tohumlarını o günlerde atmışlardı.
Suriye’nin kuzeyinde bir Alevi devleti, merkezde bir Sünni devleti ve güneyde bir Dürzi devleti kurulma planı hayata geçiren manda yönetimi, diğer bölgelerde ise beş ayrı otonom bölge kurmuştu.
Böl-parçala-yönet politikası için masa başında yapılan bu planın sancıları çekiliyor bugün.
Bağımsızlığına kavuştuktan sonra Arap milliyetçiliğini öne çıkaran politikalar sayesinde birliğini bugüne kadar koruyabildi.
Arap Baharı adı altında bölgeyi Kuzey Afrika’dan Suriye’ye kadar Müslüman Kardeşler üzerinden yönetme projesinin Suriye’yi getirdiği durum ortada.
Topraklarının bir bölümü İsrail’in, bir diğer bölümü YPG görünümlü PKK’nin kontrolünde.
Tarih boyunca hiçbir yönetime biat etmeyen Dürziler İsrail’in de desteğiyle kendi bölgelerinde otonomi yönetimini fiilen çoktan ilan etmiş.
Sahildeki Alevilerin arkasında şimdilik herhangi bir devletin desteği yok.
Zira Esad rejiminin bütün kefareti onlara yüklenmiş durumda.
Hem HTŞ yönetimi hem de İsrail’in nefret objesi olan Alevilere yönelik baskı ve katliamlar devam ederse bu bölgede de büyük çatışmalar kaçınılmaz hale gelir.
Başından beri istikrarsız ve dışarıdan yönetilebilir bir Suriye isteyen İsrail ve ABD’nin planı kusursuz gerçekleşti.
Geçen hafta ABD’nin arabuluculuğunda Paris’te bir araya gelen İsrail ve Suriye arasında bir anlaşma imzalandı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Paris’te olmasına karşın görüşmelere katılmadı ya da katılamadı.
Sonuç; Suriye, İsrail’e Golan Tepelerini bıraktığı gibi ortak istihbarat ve ülkenin yeniden inşası için anlaşma imzalamak zorunda kaldı.
Tüh!
Suriye’yi bizim müteahhitler inşa edecek, paralar bize akacak diye kurduğumuz hayaller yerle yeksan oldu.
Bu anlaşma için Şara ’yı kimse suçlayamaz.
Sonuçta Şara için Türkiye’nin suyuna gitmesi çok da elzem değil.
O da bunun bilincinde.
TERÖRİST TERÖRİSTE KARŞI Halep’te YPG ile çatışmasına bakıp güneyimizde Kürt otonom devletinin kurulmayacağına dair erken umuda kapılmamak lazım.
Sonuçta Şara yönetimi petrol, doğalgaz ve hidroelektrik santrallerinin gelirlerini alma ya da paylaşma karşılığında Kürt otonom bölgesi kurulması için SDG ile anlaşabilir.
Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusu çok da anlamlı değil.
Zira Esad döneminde HTŞ’nin İdlib’de kurduğu yönetim de Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırı bir durumdu.
Astana Anlaşması’na imza koyan Türkiye “Suriye’nin toprak bütünlüğünü” tanımasına rağmen İdlib’de HTŞ’nin bağımsız bir devletçik oluşturmasına destek olmuştu.
SDG için “Ama onlar terörist” diye itirazında Türkiye tabii ki haklı.
Ancak unutmamak gerekir ki HTŞ de uluslararası teröristler listesindeydi.
Eğer Türkiye, 2011 yılında Suriye’de demokratik muhalefetin başlattığı halk hareketinin İhvancılar tarafından çalınıp silahlı kalkışmaya dönüşmesine destek olmasaydı bugün Suriye yönetiminde HTŞ terör örgütünün lideri değil demokratik muhalefetin oluşturacağı bir yönetim olacaktı ve Suriye bu hale gelmeyecekti.
Suriye’de bundan sonra “İstikrar sağlanır mı” derseniz pek umut yok.
Yarın İsrail ve ABD’nin planları değişebilir; SDG, Dürzi yönetimi ve Alevilere bir de eski HTŞ’li şimdi Şara muhalifi gruplar ayaklanırsa Şara orada oturamaz.
Biz de daha çok Suriye konuşuruz.