Haber Detayı
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk
Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.
Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.
Bunun tabii ki belli oranda istisnaları vardır.
Hiçbir etki altında kalmadan okuyup araştırarak siyasi tercihini ortaya koyanlar da azımsanmayacak kadardır.
Ancak bu şekilde davrananların oranı halen yeterli değildir.
Çok partili düzene geçilmesinden bu yana sandıklardan çıkan oy oranlarına bakıldığında, hangi görüşten olunursa olunsun tercihlerde ciddi bir muhafazakâr davranış biçiminin rol oynadığı açıktır.
Yüzde oy oranlarının aşağı yukarı hep aynı kalması bunun göstergesidir.
Sol oylarda belirginleşen bir diğer durum, lider hayranlığından ziyade oyların kurumsal kimliğe duyulan güven ve ideolojik görüş doğrultusunda verilmesidir.
Sağda ise ana neden bunun tam tersidir. 1950’den bu yana sağ partilere verilen oyların ezici çoğunluğu liderlere duyulan hayranlıktan dolayıdır.
Bu anlayışa göre lider yanılmaz, hata yapmaz, her zaman doğruyu söyler, çelişkiye düşmez ve mutlaka bir bildiği vardır. 12 Eylül’den sonra siyasi yasaklı olan Demirel’den, adının anılması dönemin şartlarına uygun olmadığı için “Bir bilen” şeklinde bahsedilmesi bu anlayışın ürünüdür.
Menderes, Demirel, Türkeş, Erbakan, Özal, Erdoğan çizgisinin, aralarında fikirsel ayrılıklar bulunsa bile özü budur.
Ancak tam da bu noktada Erdoğan ile öncülleri arasında bir ayrım yapmak gerekir.
Menderes hariç tutulursa Erdoğan dışında adı geçen tüm liderler ömürleri boyunca belli bir fikir doğrultusunda hareket etmiş; siyasi yaşamları süresince sayısız hataya, çelişkiye düşmelerine rağmen genel anlamda çizgilerini koruyabilmişlerdir.
Erdoğan’ın durumu ise biraz farklıdır.
Türkiye siyaseti, yıllarca savunduğu fikri bir günde terk edip aynı hararetle aksini savunabilen başka bir liderle Erdoğan öncesinde karşılaşmamıştır.
Esad ile oldukça yakın ilişki içindeyken birden diktatör olduğunu hatırlayan, NATO’nun Libya’da ne işi var dedikten kısa süre sonra NATO’nun Libya’ya girmesi gerektiğini söyleyen, Sisi’nin yıllarca darbeci olduğunu haykırıp şimdi yakın ilişkiler kuran, 15 Temmuz darbe girişiminin finansörü olarak kamuoyuna sunulan Birleşik Arap Emirlikleri ile bugün yine kol kola olan Erdoğan’ı bu konuda geçebilmek için büyük çaba sarf etmek gerektiği kuşku götürmez bir gerçektir.
Cumhurbaşkanının bu yönetim anlayışının son örneği ise ikinci açılım sürecinde görülmüştür.
Muhalefeti DEM Parti ile siyaset yapmakla suçlarken (ki yasal bir partiyle görüşmenin, müzakerelerde bulunmanın hiçbir sakıncası yoktur) bugün bahsettiği role kendisi soyunmuştur.
Burada asıl soru, bu tarz bir yönetim anlayışının daha ne kadar sürdürülebileceğidir.
Erdoğan’ın artık tutarlı bir görüşü, fikri, ideolojisi kalmamıştır.
Bunu tüketen, yaptığı zikzaklarla bizzat kendisidir.
Sürekli karar ve strateji değiştirerek seçmen bir noktaya kadar konsolide edilebilir.
Fakat bu tarz, alışkanlık haline getirildiğinde gerilemenin ve çöküşün beklenenden de hızlı olacağı kesindir.
KADİR SERKAN SELÇUK YAZAR