Haber Detayı
Selin Yeninci: Biraz daha mı az hayal kursam diyecek kadar da büyük hayaller kuruyorum
Altı yaşında seslendirme yaparak meslekle tanıştı. Ardından birçok dizi ve filmde rol aldı. İşleriyle önemli festivalleri dolaştı. Son iki senedir Uluslararası Emmy Ödülleri’nin (IEMMY) jürisine seçildi. Üstelik kendi yapım şirketini kurdu. Son filmi ‘Uçan Köfteci’ de festival yolculuğu sonrası vizyona girmek için gün bekliyor. Selin Yeninci’yle buluşuyor; Emmy’de yaşadıklarını, erken yaşta başlayan kariyerini ve aşkı konuşuyoruz: “Aşkın sürprizlerini sevimli bulmakla birlikte çok da acele etmiyorum.”
Bir süredir koşturma halinde; jüri üyeliği, yapım şirketi, okuduğu senaryolar ve yeni filminin festival süreci...
İlk fırsatta buluşuyoruz.
Farklı bir havası var.
Sıcak ama bir yanıyla da çekingen.
Onun odak noktası mesleği; oynamaya ve üretmeye bayılıyor.
Başlıyoruz muhabbete...◊ Yaklaşık üç senedir anaakımda yoksun.
Neden?
İstediğin gibi bir iş mi gelmedi, yoksa seni üzdüler mi?Ben altı yaşından beri çalışıyorum.
TRT’de başladım.
Sonra birçok diziyle, filmle ve tiyatro oyunuyla Türkiye’nin neredeyse her şehrinde çalıştım. 121 bölüm ‘Bir Zamanlar Çukurova’da oynadım, ardından ‘Annenin Sırrıdır Çocuk’, bunlardan önce yer aldığım pek çok dizi...
Televizyonda bu kadar uzun bir iş yaptıktan sonra uzun vadeli kararlar vermek ve gerçekleştirmek istediğim hayallere yoğunlaştım.
Yeni bir çalışma tarzı oluşturdum.
Birazcık durabilmek, daha bilinçli seyahat etmek, izleyemediğim filmleri izlemek, okuyamadığım kitapları okumak da iyi geldi.
Şöyle bir durup kendime de baktım.
Ama bu sürede sinema filmi ve dijital işlerde rol aldım.
Dört yıl önce kurduğum yapım şirketime odaklandım; SY Pictures. ‘ÇOK SENARYO OKUDUM’◊ Neler yaptın şirketle?Kendimi bir start-up sahibi olarak konumlandırıp uluslararası içerik fuarlarıyla başladım.
Merve Göntem’le dijital bir dizi çalıştık: ‘Turkish Delight Firuze’.
Bir de ‘İstanbul’un Sarayları’ isimli filmi çalıştım, ayrı bir ekiple.
Bu iki içerikle Cannes, Miami ve Los Angeles’ta içerik fuarlarına katıldım. iki sene boyunca şirket için ticaretle ilgili bir şey yapmamaya ve global sektörü derinlemesine öğrenmeye karar verdim.
Bu arada pek çok yeni fikir ve projenin pazarlanabileceği bir zemin hazırladım.
O süreçte de çok fazla uluslararası senaryo okuyup film izledim, farklı janrlarda ulusal festivallerde jürilik davetlerini kabul ettim.
Ardından Avrupa Film Akademisi’ne kabul edildim.
Orada jüri üyesiyim aynı zamanda.
İki senedir de Uluslararası Emmy Ödülleri’nde jüri üyeliği yaptım.◊ ‘Uçan Köfteci’ filmin de festivallerde dünyayı dolaştı...
Evet, Rotterdam, Fransa, Valencia derken güzel gezdik. 2021’de Diyarbakır’da çektik filmi.
Nazmi Kırık’la beraber oynuyoruz.
Diyarbakır’da yaşayan çok nahif ve gerçek bir ailenin hikâyesi.
Diyarbakır’da seyyar köftecilik yapan Kadir, bir gün bir paraşüt eğitimine katılıyor, büyüleniyor ve uçmak istiyor.
Kendi çabaları, uçuş eğitmenleri, YouTube derken uçmayı öğreniyor ve köftecilikten kazandığı parayı paraşüt ve paramotor almaya harcıyor.
Tüm zamanını da uçmaya ayırıyor.
Tabii, bu ailede sorun oluyor.
Ben de karısı Azize’yi oynuyorum.
Aile reisinin uçma hayallerinin geleneksel bir aileyi nasıl dönüştürebileceğine dair trajikomik bir hikâye.
Kadir gerçek bir kişiden esinlenilmiş bir karakter.◊ Kadir’le tanıştınız mı?Evet, çok tatlı ve bilgiyi paylaşmayı, sohbeti seven bir adamdı, bizi çok iyi ağırladı.
Ekibe uçma dersleri konusunda çok yardımcı oldu.
Sohbetlerinde mitolojiden alıntılar yapardı.
Ama maalesef 6 Şubat depreminde bütün aileyi kaybettik.
Kadir ve ailesi yeni taşındıkları evde vefat etti.
Yönetmenimiz filmi o yüzden bir süre durdurdu.
Uzun süre kendimize gelemedik.
Sonra Rotterdam’da dünya galasıyla festival yolculuğu başladı.
Özellikle Avrupa seyircisi filme bayıldı.
Her izlediğimizde Kadir’i ve ailesini andık.◊ Bu hayal kurmak üzerine bir film.
Sen hayal kurmayı sever misin?Hayal kurarken kendimi daha iyi tanıyorum.
Biraz daha mı az hayal kursam diyecek kadar da büyük hayaller kuruyorum.◊ Hayallerinin ne kadarını gerçekleştirdin?
Çok şükür çoğunu gerçekleştirdim, hâlâ yolculuğunda olduklarım da var.
Vazgeçtiğim hayallerim de oldu.‘BEN BU ÇAĞIN İNSANI MIYIM BİLEMİYORUM’ ◊ “Görünmezlik düşündüğünün aksine bireye bir çeşit özgürlük veriyor” diye bir lafını okudum.
Özel hayatında görünmez olmayı seviyor musun?
İnsanın en doğal ihtiyaçlarından biri görülme isteği.
Ben daha çok oynadığım rolün içinde kendimi görünmez kılmayı seviyorum.
Bunu da oyunculuk mesleğinde bir beceri olarak görüyorum.
Özel hayatımda da düşüncem şu; ben zaten kendimi biliyorum.
O sebeple, projelerimi dışında tutarak söylüyorum, görünmek için ekstra bir çabam olmadı kişisel olarak.
Yoksa varlığımın ilham olabildiği her yerde görünmek, herkes gibi bana da mutluluk verir.◊ Peki, bu görünürlük çağında, sence tercihin ne kadar doğru?
Ben çok bu çağın insanı mıyım bilemiyorum.
Biraz daha klasik, zamansız olanı seviyorum.
Bir de bu görünür olma meselesinin sonu yok.
Terbiye isteyen kişisel bir yolculuk bana kalırsa.◊ Altı yaşında çalışmaya başlamışsın. 32 senedir bu işi yapıyorsun.
Oyunu sence ne kadar kuralına göre oynadın?
Daha magazinel olmak, yurtdışı davetlerde büyük marka kıyafetlerle poz vermek, sosyal medyayla haşır neşir olmak gibi...
Benim kafam şöyle çalışıyor: Türkiye’nin son 5 yıl içinde uluslararası festivallerden en çok davet almış, yarışmış 5 filminin 4’ünde başrollerden biriyim. 100’den fazla ülkede yayımlanan farklı işlerim oldu.
İşimle davet edilirim, 20 ülke keşfederim, görünümüm de oralarda kırmızı halılar ve ödül törenlerinde devreye girer.
Yoksa ilk hedefim ne magazin ne de güzel kıyafetler oldu.
Oyunu kuralına göre oynama kısmı da bu kuralları kimin belirlediğiyle ilgili.
Kuralı koyanların çok değişken olduğu, bir şeylerin içime sinmediği bir ortamda aklımın almadığı, kalbimin izin vermediği bir oyunu oynayamam. ‘BEN HÂLÂ SONSUZ AŞKA İNANIYORUM’◊ Aşk hayatı nasıl gidiyor?Bir aşk hayatım yok.
Yoğun seyahatlerle geçen üç yıldan sonra çok sakin, genelde evde olduğum, spor yaptığım, kendimle ve kedimle vakit geçirdiğim bir hayatım var.◊ Ne zaman konuşsak kalbin boş, hiç mi küçük kalp çarpıntıları olmuyor?
Aşkın sürprizlerini sevimli bulmakla birlikte çok da acele etmiyorum.
Bir de bende küçük kalp çarpıntıları olmuyor, genelde yoğun hisler ve ciddi ilişkiler oluyor.◊ Peki, seni nasıl biri etkiler?
Güvenilir, anlaşılma kaygısı taşımadığım, özgüveni yüksek, özsaygısı olan, işini ve seyahati seven...
Ancak karşılıklı olarak yoğun hisler olduğunda bir ilişkiye evet diyebiliyorum.
Aşk konusunda oldukça gelenekselim.
Flörtöz biri değilim, utan- gacımdır.◊ Nasıl biriyle karşılaşacaksın peki?Karşılaşması gereken iki kişi bir gün mutlaka karşılaşır.
Kendimi bu hisse teslim ediyorum.
Ben hâlâ sonsuz aşka inanıyorum ama bu arayış hayatımın merkezinde değil.‘EMEĞİMİN TAKDİR GÖRMESİ KEYİF VERDİ’◊ Uluslararası Emmy Ödülleri’nin (IEMMY) jürisine seçildin.
Nedir bildiğimiz Emmy ile farkı?En net haliyle; Emmy Awards, ABD televizyonu içindir.
Amerikan yapımları ve ABD’de yayımlanan diziler ve programlar değerlendirilir.
International Emmy Awards ise ABD dışındaki tüm ülkeler içindir.
Amerikan olmayan yapımlar yarışır, her ülke kendi en iyisiyle temsil edilir.
Yani EMMY Amerika, IEMMY dünyanın geri kalanı.◊ Seçilen ilk Türk kadın oyuncusun bu göreve...
Evet.◊ Neden seni seçtiler?
Türkiye’de kendi yapım şirketini kurup ürettiği içeriklerle global içerik fuarlarında sunumlar ve toplantılar yapan, yılmadan fikir ve çözüm üreten, mesleki eğitimler alan ve bu uğurda en sevdiği oyunculuk mesleğinden uzak kalan, kariyer anlamında da yıkıcı olabilecek riskler alan deneyimli bir oyuncu ve yeni bir yapımcı olduğum için seçilmiş olabilirim.
Bu zamana kadar oyuncu olarak da Cannes’dan Mısır’a üç kıtada pek çok festivale davet edildim filmlerimle.
Emeğimin takdir görmesi keyif verdi.◊ Sonra neler oldu?Eylülde bir mail attılar, IEMMY tarihinde ilk defa dünyanın farklı yerlerinden 10 kişiye ‘Geleceğin TV Liderleri’ eğitimi vereceklerini söylediler.
Mülakat benzeri aşamalardan geçtim ve üç gün New York’ta eğitim aldım.
Adaylarla paneller yapıldı.
Sonra ödül törenine katıldım. ‘PALYAÇOLUK YAPIYORDUM’◊ Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl anlatırsın?Ne zor soru!
Doğru soruyu sormak çok dönüştürücü gerçekten.
Bir önceki sohbetimizde “Av mısın avcı mısın” diye sormuştun. 1,5 yıl bunu düşündüm.
Ben av mıyım avcı mıyım diye...◊ Kendini sana verilen bütün sıfatlardan arındırsan nasıl anlatırsın?
Hızla kategorize edilebilen biri olduğumu sanmıyorum.
Güvende hissetmezsem kendimi kolay kolay açmam.
Konfor alanımın içinden defalarca geçmeyi göze alabilecek kadar korkularının üzerine gidebilen, çok da hassas biriyim.◊ Senin hikâyen nerede başlıyor?
İzmir’de, sadece dört bloktan oluşan Sağlık Bakanlığı lojmanlarında.
Manevi değerlere ve iyi eğitime çok önem verilen, disiplinli bir ailenin ilk çocuğuyum.◊ Altı yaşında seslendirmeyle başlıyorsun.
Seni kim yönlendirdi?Anneannem bütün çocuklarına TRT Radyo’da ‘Çocuk Saati’ diye eğitici bir program vardı, onu dinletiyormuş.
Annem de o ritüeli devam ettirdi.
Çocukluğumuzda her pazar 8.50’de uyanırdık, 9.05’te radyo açılırdı.
Bir pazar günü programı dinlerken “İzmir TRT Radyosu’na çocuk seslendirmeciler alınacaktır” anonsu yapıldı.
Annem de beni TRT’ye götürüp sınava kaydettirdi.
Kazandım.
Sonra Ankara’dan bir eğitmen ekibi geldi, adaylara altı ay eğitim verdiler. 18 yaşına kadar okuldan özel izinlerle haftada üç kez TRT’de çalışmaya devam ettim.◊ Oyunculuğa nasıl geçtin?Aynı yıl eğitim verirken annemle konuşup beni belediye tiyatrosuna yönlendirdiler.
Sekiz yaşında çocuk oyununda oynuyordum, harçlığım da çıkıyordu.
Hafta içi okul ve TRT, hafta sonları da oyunlarda oynuyor, palyaçoluk yapıyor, kulis siliyor, sahnenin kurulmasına yardım ediyordum.
Lisede hâlâ tiyatro kulübündeydim.◊ Üniversitede oyunculuk mu okudun?
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandım.
Ama aynı yıl 9 Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’nü kazanıp oyunculuk okumayı tercih ettim.