Haber Detayı

CHP'li Fethi Açıkel: "Akp'nin Despotik Kara Düzenindeki Gazetecilik, Türkiye'nin En Tehlikeli ve Güvencesi...
Güncel haberler.com
10/01/2026 09:59 (16 saat önce)

CHP'li Fethi Açıkel: "Akp'nin Despotik Kara Düzenindeki Gazetecilik, Türkiye'nin En Tehlikeli ve Güvencesi...

CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel, "AKP'nin despotik kara düzenindeki gazetecilik, Türkiye'nin en tehlikeli ve güvencesiz mesleği haline geldi. AKP’nin despotikleşen kara düzeninin neden olduğu bu tablo göstermektedir ki; basının gerçek anlamda özgür olduğu, gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle soruşturma, tutuklama ve baskıyla karşılaşmadığı; anayasal güvenceler altında, mesleki ve insani koşullara yakışır biçimde çalışabildiği ve özlük haklarının güvence altına alındığı bir Türkiye’de, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ancak o zaman gerçek bir bayram niteliği kazanacaktır" açıklamasında bulundu.

(ANKARA) - CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel, "AKP'nin despotik kara düzenindeki gazetecilik, Türkiye'nin en tehlikeli ve güvencesiz mesleği haline geldi.

AKP'nin despotikleşen kara düzeninin neden olduğu bu tablo göstermektedir ki; basının gerçek anlamda özgür olduğu, gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle soruşturma, tutuklama ve baskıyla karşılaşmadığı; anayasal güvenceler altında, mesleki ve insani koşullara yakışır biçimde çalışabildiği ve özlük haklarının güvence altına alındığı bir Türkiye'de, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ancak o zaman gerçek bir bayram niteliği kazanacaktır" dedi.

CHP İstanbul Milletvekili.

Fethi Açıkel, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

CHP'li Açıkel, gittikçe keyfi despotizm biçimini alan AKP döneminde, gazeteciliğin Türkiye'nin en tehlikeli mesleği haline geldiğine ve gazetecilerin hem gözaltı ve tutuklanma hem de işten atılma ve geçim kaygısı ile bir cendereye sokulduğuna dikkat çekti.

Açıkel, şunları kaydetti: "Geçtiğimiz 23 yıl içinde AKP, medya sektöründe sermaye ve mülkiyet ilişkilerine doğrudan müdahale ederek, bağımsız yayıncılığı tasfiye eden ve iktidara bağımlı bir tek boyutlu ve despotik medya düzeni yaratarak, hakikati sansürleyen bir medya yapısını bilinçli biçimde inşa etmiştir.

Nesnel ve bağımsız yayıncılık yapan medya kuruluşları; ekonomik baskılar, yargı süreçleri, ilan ambargoları ve lisans tehditleri ile sistematik sindirme ve yıldırma mekanizmalarıyla sektörün kıyısına itilmiştir.

Boşalan alanlar ise AKP'nin kendi tabanına hitap eden yankı odaları yaratmak adına, medya alanında bir birikimi olmayan, siyasi iktidarla organik bağlara sahip yandaş sermaye gruplarına devredilmiştir.

AKP'nin despotikleşen ve kayırmacılığı artan medya politikaları, Türkiye kamuoyunun doğru ve tarafsız biçimde bilgilendirmesini neredeyse imkansız hale getirmiştir.

Özgür ve bağımsız basın kuruluşları büyük ölçüde siyasal denetim altına alınmış; bağımsız gazeteciler sistemin marjınara itilmiştir.

Yapılan bağımsız araştırma ve tespitlere göre; Türkiye'de iktidarın medya üzerindeki kontrolü yüzde 95 seviyesindedir."Gazeteciler sistematik baskı rejimi altında"Medyada derinleşen tekelleşme, merkez medyanın sistematik biçimde çökertilmesini ve bağımsız medyanın doğrudan hedef alınmasını beraberinde getirdi.

Bunun ağır bedelini gazeteciler ve genel olarak basın emekçileri ödemektedir.

Siyasal müdahale ile şekillenen bu yeni klastrofobik yapı, gazeteciliği kamusal bir meslek olmaktan çıkararak güvenliksiz, güvencesiz, baskı altında ve sürdürülemez bir çalışma pratiğine dönüştürmüştür.

AKP döneminde gazeteciler; soruşturmalar, davalar, gözaltı ve tutuklama tehdidi altında çalışmaya zorlanırken, aynı anda kronik düşük ücretler, iş güvencesizliği ve yaygın sendikasızlaştırma nedeniyle ağır bir geçim krizine sürüklenmiştir.

Bir yandan yargı sopası ve sansür mekanizmaları, diğer yandan iş güvencesizliği ve düşük ücretler, basın emekçilerini mesleki ve insani koşullar açısından çıkmaza hapsetmiştir.

Kamu kaynakları, kamu banka kredileri ve kamu ihaleleriyle beslenen imtiyazlı medya holdinglerinin üst yönetimleri ve iktidara yakın patronları ayrıcalıklı bir konumda tutulurken, bağımsız gazeteciler yoksulluk sınırının çok altındaki ücretlere mahkum edilmektedir.

Bu tablo, medya sektöründe sınıfsal ve mesleki eşitsizliğin derinleştiğini ve siyasi motivasyonlu bir sömürü rejiminin kurumsallaştığını açıkça ortaya koymaktadır."Basın özgürlüğünde trajik gerileme"Türkiye, 2002 yılında 99. sırada yer aldığı Basın Özgürlüğü Endeksi'nde, 2025 yılı itibarıyla 159. sıraya kadar gerileyerek, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) verilerine göre basın özgürlüğünün en ağır biçimde ihlal edildiği ülkeler arasına düşmüştür.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Freedom House ve Avrupa Konseyi raporlarının da açık biçimde ortaya koyduğu bu dramatik gerileme; ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinde yaşanan sistematik aşınmanın ve Saray rejiminin derinleştirdiği yapısal demokrasi krizinin doğrudan sonucudur.

Gazeteciler; tutuklama tehdidi, uzun yargı süreçleri, ekonomik yaptırımlar, ilan ambargoları ve lisans iptalleri yoluyla çok yönlü bir baskı rejimi altında çalışmaya zorlanmakta, eleştirel gazetecilik fiilen cezalandırılmaktadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği çok sayıdaki ifade özgürlüğü ihlali kararı da bu tabloyu teyit etmektedir."Bağımsız medya büyük kuşatma altında"Sözcü, Cumhuriyet, BirGün, ANKA, Halk TV, Evrensel, Karar, Milli Gazete, T24, Sol Haber ve Diken başta olmak üzere bağımsız yayıncılık yapan gazeteler, ajanslar, televizyon kanalları ve internet medyası, uzun süredir sistematik baskı, sansür ve keyfi erişim engelleriyle karşı karşıyadır.

Yargı kararları, idari yaptırımlar, RTÜK cezaları ve ilan ambargoları yoluyla yürütülen bu kuşatma, eleştirel yayıncılığı susturmayı ve kamuoyunun haber alma hakkını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında basın özgürlüğü alanında ortaya çıkan bu karanlık tablo; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve demokratik hukuk devleti ilkeleriyle açıkça çelişmektedir.

Siyasal iktidarın medya üzerindeki tahakkümünü derinleştiren bu uygulamalar, Türkiye'yi uluslararası alanda basın özgürlüğü ihlalleriyle anılan ülkeler arasına sürüklemekte, ülkenin demokratik itibarına ağır zarar vermektedir.

Bu utanç verici tablo, Türkiye'nin tarihine, toplumsal birikimine ve demokrasi iddiasına yakışmamaktadır.AKP'nin despotik kara düzenindeki gazetecilik, Türkiye'nin en tehlikeli ve güvencesiz mesleği haline geldi.

AKP'nin despotikleşen kara düzeninin neden olduğu bu tablo göstermektedir ki; basının gerçek anlamda özgür olduğu, gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle soruşturma, tutuklama ve baskıyla karşılaşmadığı; anayasal güvenceler altında, mesleki ve insani koşullara yakışır biçimde çalışabildiği ve özlük haklarının güvence altına alındığı bir Türkiye'de, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ancak o zaman gerçek bir bayram niteliği kazanacaktır.

Aksi halde bu gün, basın özgürlüğünün yok sayıldığı, gazeteciliğin cezalandırıldığı bir düzende sembolik bir anma olmanın ötesine geçemeyecektir."

İlgili Sitenin Haberleri