Haber Detayı

Batsın bu dünya!
Pazar yazıları cumhuriyet.com.tr
11/01/2026 04:00 (8 saat önce)

Batsın bu dünya!

2025 yılının son ayında Londra sokaklarını Noel süslemeleri ve Cıngıl Bells şarkıları doldururken merkezde Piccadily’de yer alan tarihi mekân Society of Antiquaries of London’da gerçekleşen özel bir sunumda Orhan Gencebay’ın sesinden “Batsın Bu Dünya” nidaları da yankılandı.

2025 yılının son ayında Londra sokaklarını Noel süslemeleri ve Cıngıl Bells şarkıları doldururken merkezde Piccadily’de yer alan tarihi mekân Society of Antiquaries of London’da gerçekleşen özel bir sunumda Orhan Gencebay’ın sesinden “Batsın Bu Dünya” nidaları da yankılandı.

Bir konser değildi, akademik bir sunumdu; o sebeple tadımlık dinleyebildik.

Ama arabeskin kültürel köklerinden müzikal köklerine doğru bir yolculuk yaptık. 1992’de basılan “Türkiye’de Arabesk Olayı” kitabının yazarı Profesör Martin Stokes salonda Türkiye’ye aşina dinleyicisine kitabından da alıntılarla arabesk olayını ve bugünkü durumunu anlattı. “Bir zamanlar insanlar Türkiye’de arabesk dinlediğini çekindikleri için dile getirmiyorlardı” dedi.

Şimdi anlamsız gelse de ben de onlardan birisiydim.

Halbuki “Müslüm” filminde gözyaşlarım sel oldu.

Halen Londra Kings College Üniversitesi’nde ders veren ve etnomüzikoloji alanında dünya çapında tanınan Martin Stokes’u bu etkinlik aracılığıyla iyi ki tanıdık, geç kalmışız.

Müziğin mutfağından gelen, Türk müziği üzerine yaptığı derin ve sosyolojik analizlerle tanınan Stokes kitapları için araştırma-inceleme yaptığı yıllarda Türkiye’de uzun süre yaşamış; çaldığı çeşitli enstrümanların yanında neyzen kimliği ile ön plana çıkmış.

Martin Hoca Türkçeyi ne kadar güzel ve akıcı konuşuyordu.

Hayran kaldım, ne kadar da mütevazıydı.

Sunumdan sonra kendisine yöneltilen arkası gelmek bilmeyen soruları nezaketle yanıtladı.

Etkinliğe erken gittiğimiz için salonda oturuyorduk, işten gelmiş, çantasından çıkarıp sandviçini yiyen adamın kendisi olduğunu farkettiğimde de şaşırmıştım.

BİR REFERANS KAYNAĞI 1980’li ve 90’lı yıllarda İstanbul’da saha çalışmaları yürütmüş olan Martin Stokes’un kitabı bu alandaki temel referans kaynaklarından birisi olarak kabul edilmekteymiş.

Kendisi müziği sadece seslerden ibaret değil; kimlik, göç, kentleşme ve sınıf çatışmalarının ifade bulduğu bir alan olarak görmekte.

Arabesk konulu sunumunda da bu müzik türünün sadece bir melodi yığını değil, Türkiye’nin modernleşme serüvenindeki sancıların ve toplumsal dönüşümün bir aynası olduğunu bir kez daha ortaya koymaktaydı.

Arabeskin geçirdiği evrime dikkat çekti.

Bir zamanlar “yoz” ve “yasaklı” kabul edilen bu türün, günümüzde nasıl ana akım haline geldiğine ve dijitalleşen dünyada nasıl bir karşılık bulduğuna değinerek hüzün ve çile kavramlarını nasıl bir kimlik ögesi haline getirdiğini ifade etti.

Gecekondulardan rezidanslara taşınan arabesk tınılarının mekânsal değişiminden ve Türk müziğinin Ortadoğu tınılarıyla olan tarihsel ve teknik bağı ile küresel etkisine de değindi.

KÜLTÜREL MİRASIN PARÇASI Martin Hoca arabeski sadece bir “mağdur edebiyatı” olarak görülmekten çıkarıp onu Türkiye’nin kültürel mirasının kaçınılmaz ve zengin bir parçası olarak tanımlamakta.

Kendisinin akademik titizliği ile müzisyen duyarlılığının birleşimi, dinleyicilere müziğin ötesinde bir Türkiye panoraması sundu o gece.

El Cezire tarafından çekilen “Türkiye’de Arabesk Müziği” tarihi belgeselinden paylaştığı kısa sahneler bize yetmedi, sonra tamamını internette bulup izledik.

Arkeoloji, tarih, kültürel miras hakkında akademik çalışmalara ve sunumlara ev sahipliği yapan Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü (BIAA-British Institute at Ankara) yılda bir Londra’da yaptığı değerlendirme toplantısı kapsamında 2025 yılı için Martin Stokes’u davet etmişti.

BIAA’ın organize ettiği etkinliklere hibrit olarak katılmak Ankara ve Londra’daki sunumları çevrimiçi izlemek de mümkün.

Her ne kadar “Batsın bu dünya” diye sızlansak da 2026 yılında dünyada iyi şeyler olacağına dair umudumuz var.

İlgili Sitenin Haberleri