Haber Detayı

Kendinizi değil işinizi ciddiye almalısınız
Yazarlar hurriyet.com.tr
11/01/2026 07:45 (10 saat önce)

Kendinizi değil işinizi ciddiye almalısınız

Jeremy Allen White ile Los Angeles’ta bir araya geldik. “The Bear” dizisiyle dünya çapında büyük bir başarı yakalayan White, “Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni” filminde yaşayan ikon Bruce Springsteen’i canlandırdı. Rock müziğin en güçlü hikâye anlatıcılarından olan Sprinsteen, şarkıcı kimliğinin yanında kültürel bir simge de. Sanatçının Nebraska dönemini merkezine alan filmin başrolü White ile hazırlık sürecini ve bir efsanenin ruhuna yaklaşmanın getirdiği baskıyı konuştuk.

◊ Yaşayan bir efsaneyi canlandırmak sizde nasıl bir sorumluluk duygusu yarattı?- Göz korkutucuydu.

Bruce kadar tanınan, bu kadar ikonlaşmış gerçek bir kişiyi canlandırmak kolay değil.

Zaten Bruce Springsteen kadar tanınan çok fazla insan da yok.Bruce ile ilk buluşmamız Londra’daki Wembley Stadyumu’ndaki konserini izlememle oldu.

Gerçekten ürkütücüydü.

Müthiş bir performansçı.

Ben de bu iş için gereken pek çok beceriyi ilk kez öğreniyordum.

O yüzden her şey çok bunaltıcı geliyordu.Onu daha iyi tanıdıkça, hakkında daha çok şey öğrendikçe hayranlığım arttı.

Bu da baskıyı büyüttü, büyüttü ve büyüttü.Ama sonra odaklanmam gerektiğini düşündüm.

Filmdeki hikâyemize, senaryomuza… Bruce Springsteen’in hayatının bu dönemindeki haline odaklanmalıydım.

Böyle bakmak işleri kolaylaştırdı.

Çünkü Bruce inanılmaz büyük bir okyanus.

Çok üretken ve sonsuz bir malzeme.

Belirli döneme odaklanınca büyük bir huzur buldum.1955 model GIbson J-200 gitar hediye etti ◊ Hazırlık sürecinde Bruce’la ne kadar yakın çalıştınız?- Bruce’la epey zaman geçirdim.

İlk kez Londra’da, sahneye çıkmasından hemen önce tanıştım.

O akşam bayağı vakit geçirdik, film üzerine konuştuk.

Ertesi gün Los Angeles’a döndüm ve bana bir telefon geldi.

Bruce, Los Angeles’a gitar gönderiyordu; 1955 model bir Gibson J-200.Yanılmıyorsam “Nebraska” albümünü kaydederken kullandığı gitar 1954 Gibson J-200’dü.

O gitara bir yıl farkla en yakın olanı bulmaya çalışmış.

Ben de öğrenmek için o gitarı kullandım.Sonra akşam yemeğine davet etti.

Bruce ve eşi Patti Scialfa ile yemek yedik.

Harika atlarıyla tanıştım.

Oradan çıkarken Bruce’la Patti’nin birbirlerine hâlâ ne kadar âşık olduklarını görmek beni çok etkiledi.◊ Daha önceki bir röportajınızda Bruce’un en zor anlarıyla empati kurabildiğinizi söylemiştiniz.

Hangi deneyimleriniz buna yakın geldi?- Bruce “anda olma” duygusundan uzaklaştığını hissetmiş.

Kendi hayatının içinde bir izleyici gibi… Sanki hayatı karşısında olup bitiyor ve o sadece izleyiciymiş gibi yaşamaya dair korkusu vardı.

Bence bu, birçok insanın bir şekilde paylaştığı bir his.

Kimseye dilemem ama böyle hissetmek çok insani bir korku.Ben de hayatımın bazı dönemlerinde bunu yaşadım.

Zaman sanki çok hızlı akıyor, elimden kayıp gidiyor gibiydi.

Nasıl kök salacağımı bilmiyordum.

Bu beni korkutuyordu.

Ayrıca gelecekle ilgili çok büyük şüphe ve kaygı yaşadığım dönemler oldu.

Sadece kendi geleceğim değil bizim geleceğimiz, daha varoluşsal krizler…Set sonrası ailemle vakit geçirdim ve evimi temizledim  ◊ Bruce, “Nebraska” albümü döneminde hedeflediği duyguyu yakalamak için çok titiz çalışıyor.

Siz oyunculukta bu tür bir mükemmeliyetçilikle nasıl ilişki kuruyorsunuz?- Televizyon ve sinemada yaptığım iş başlı başına çok kolektif bir süreç ve tam anlamıyla bir ekip işi.

Müzik de bir noktaya kadar öyle ama müzisyenlerin bence başka bir düzeyde takıntıya ihtiyacı var.

Çünkü bir anlamda hem yönetmen hem başrol hem de kurgu onlar.

Tabii ki müzisyenlerin de ekipleri var ama esas itici güç çoğu zaman onlar oluyor.Özellikle de Bruce’un bu albümü grubundan uzak, tek başına yapıyor olması… Süreçte çok yalnız ve her şey çok kendi başına.Ben kesinlikle ilişki kuruyorum.

Bence işinizi ciddiye almak zorundasınız; ama kendinizi fazla ciddiye almadan.

Denge şart.

İşinizi olabilecek en ciddi şekilde yapmak ama bu yolda kendinizi de kaybetmemek gerekiyor.◊ Çekimler bittiğinde biraz ara verip kafanızı boşaltabildiniz mi?

Bruce’u uzun süre taşımış olmanın etkisinden çıkmak için bir tatil ya da sizi sıfırlayan bir şey yaptınız mı?- Eve döndüm.

Ailemle vakit geçirdim ve evimi temizledim.

Uzun zamandır evde değildim.

Bahçede yapılacak bir sürü iş vardı.

Sonra da “The Bear”ın setine gittim.

Açıkçası çok vaktim yoktu.

Çekimleri ocak ortasında bitirdik, “The Bear”a da şubat ortasında başladık.Uzun bir çekimdi.

Bu da bir işi daha büyük hissettiriyor.

Bittikten sonra çıkmak oldukça kolay oldu.

Sanırım çekimlerden önceki altı ay boyunca o kadar yoğun hazırlanmıştım ki bittiğinde toplamda 9 ay çalışmış hissediyordum.

O yüzden gerçekten “hiçbir şey yapmamak” ve evimi temizlemek beni çok mutlu etti.

Sonra “The Bear” çekimlerine gittim.

Arada yaklaşık bir ay boşluğum oldu.

Kariyerim dışında hayatım dolu olduğu sürece yanlış yola sapmak zor.ESER HER ZAMAN YORUMA AÇIKTIR ◊ En sevdiğiniz Bruce Springsteen şarkısı hangisi ve neden?- Sanırım uzun süre favorim olarak kalan şarkı “Reason to Belive” oldu.

Bu projeye başlarken favorilerim sürekli değişiyordu.

Bruce, “Reason to Believe” şarkısının insanlar tarafından yanlış yorumlandığını düşünüyor.

Ben de kendimi o insanların içine koyuyorum.

Adı da “Reason to Belive” olunca, insanlar bu şarkıdan umut arıyor.

Ben de… Ama Bruce’un şarkıyı yazarken niyeti ve onun şarkıyı anlama biçimi daha çok çaresizlik ve umutsuzluk hissine yakın.

Ben öyle algılamıyorum.Zaten onu bu kadar sevmemin nedeni de biraz bu.

Şarkıların ya da sanatın güzel tarafı bu.

Sanatçının farklı niyeti olabilir ama eser bir kez dünyaya bırakıldığında artık yoruma açık hale gelir.Şöhreti 19-20’li yaşlarda yönetemezdim ◊ Yoğun ilginin olduğu bir hayatın ve şöhretin getirdiği ayrıcalıkların içinde, ayaklarınızı yere bastıran şeyler neler?- Oyunculuğa 14-15 yaşlarımda başladım.

Kariyerim bana “yavaş yavaş” geldi.

Bugün 34 yaşındayım, 19’umda değil. 19-20 yaşlarında olsaydım aynı şekilde yönetebilir miydim, emin değilim.

Bir de iki küçük kızım var.

Eve girer girmez kim olduğumu çok net hatırlıyorum ve anında mütevazı bir yere oturuyorum.

Hiçbir kafa karışıklığı kalmıyor.Daha önceki röportajlarda söyledim beni gerçekten etkileyen bir şey var.

Jon Landau, Bruce Springsteen’ın menajeri.

Times’daki bir yazısında şunu söylüyor: “Show business çok güzel bir hayat olabilir.

Çok eğlenceli, heyecanlı ve iyi de kazandırabilir.

Ama daha büyük bir hayatın parçası olmak zorunda.

Onun yerine geçemez.” Kariyerim dışında hayatım büyük ve dolu olduğu sürece yanlış yola sapmak zor.

Çoğu zaman en sert olduğumuz kişi kendimiz oluyor.◊ Bruce Springsteen kendi sanatsal vizyonuna sadık kaldı.

Siz kendi vizyonunuzu korumak için neler yapıyorsunuz?

Sizi şekillendirmeye çalışan insanlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?- Bruce hakkında şunu anladım; özellikle 70’lerin ortası ve sonuna doğru ona yakın insanlarla konuşunca müziğe ne kadar takıntılı, ne kadar hırslı, ne kadar tutkulu olduğunu...Ama bu hiçbir zaman nezaketsizliğe dönüşmüyor.

Sanatın doğasında ne var biliyor musun; çoğu zaman en sert olduğumuz kişi kendimiz olması.

Bruce’un menajeri Jon Landau’ya sahip olması da büyük bir şanstı.

Çünkü Jon, onun yolunun ve vizyonunun gerçek bir savunucusuydu.

Her vizyoner sanatçının kendini koruyacak böyle birine sahip olması gerekir; böylece sanatçı o yükü tek başına taşımak zorunda kalmaz.Benim de çok güvendiğim, sevdiğim insanlar var.

Ama...

Hiçbiri Jon Landau gibi biri değil.

Keşke olsaydı.

Ama öyle insan çok az ve bulması da zor.Biz hikâyenin gerçeğini anlattık.

Eğer Bruce huysuz, fevri biri olsaydı bunu da gösterirdik.

Ama benim onu anlama sürecimde ve çevresindeki insanlarla konuşmalarımda gördüğüm şey şuydu; takıntı ve tutku.

Ama taşkınlık ya da hayal kırıklığı hep içeriye dönüktü, asla dışarıya değil.

İlgili Sitenin Haberleri