Haber Detayı
Günün yazısı: Zizek nerede yanılıyor
Corpus Dergisi yazarı Merve Turgan, Slavoj Žižek’in Venezuela değerlendirmesini mercek altına alarak, “iki taraf da berbat” söyleminin emperyalizmi görünmez kılan politik bir körlüğe işaret ettiğini yazdı.
Corpus dergisinden Merve Turgan, “Žižek Nerede Yanılıyor?” başlıklı yazısında Slavoj Žižek’in Venezuela, Maduro ve ABD müdahalesine dair yaklaşımını Marksist bir perspektiften eleştiriyor.
Corpus Dergi’de yayımlanan yazıya göre Turgan, Žižek’in “Trump mı Maduro mu daha kötü?” sorusunu merkeze alan analizinin, saldırgan ile hedef arasında kurduğu eşitleyici dil nedeniyle emperyalizmin asli çelişkisini görünmez kıldığını ve siyaseten felç edici bir sonuç ürettiğini vurguluyor.Söz konusu yazının tamamı ise şöyle:“Ama Maduro da berbat” demek, asli çelişkiyi görünmez kılan, saldırganın elini rahatlatan bir siyasal aymazlıktır.
Tarih bize “berbat” seçenekler arasında tercih yapma zorunluluğunu dayattığında pusula bellidir: Emperyalizmin yenilgisini öncelik edinmek.Corpus Dergi’de yayınlanan “Donald Vlademiroviç Trump’ın Venezuela’ya ‘Sınırlı Askeri Operasyonu’” yazısında Žižek, Maduro’nun kaçırılmasını ABD’nin sömürgeci iştahına, petrol rezervlerine el koyma arzusuna ve demokrasi maskesi takmış bir haydutluğa bağlıyor.
Ancak analizini burada derinleştirmek yerine, tam da Trump’a atfettiği o “tuhaflığa” nazire yaparcasına, “Trump mı Maduro mu daha kötü?” diye sormayı seçiyor ve hızlıca yanıtlıyor: “İkisi de berbat.” Ambalajı parlak bu durum tespitinin kurdelesini çözüp yazıyı metodolojik olarak incelediğimizde politik bakımdan felç halindeki bir aklın yanılgılarını görüyoruz.İlkel birikim ve zor yoluyla el koyma süreçlerinin bitmediğini, aksine neoliberalizmin kriz anlarında en vahşi haline döndüğünü Marksist ekonomi politiğin temel doğrusu olarak metnin omurgasına koysa da, iş reel politikaya geldiğinde kelimenin tam anlamıyla savruluyor.Kendini komünist olarak tanımlayan ve doğrudan sola seslenen bu “üretken” filozofun metnini, tam da bu yüzden Marksist bir gözle, serinkanlı bir tartışmaya açmak gerekiyor.Peki Žižek nerede yanılıyor?
Bu sorunun yanıtını, metnin üç temel metodolojik yanlışı üzerinden okumak mümkün.1.
SİMETRİ HATASI VE EŞİTLEMECİLİK Žižek’in metninde göze çarpan ilk ve en vahim metodolojik yanlış, fail ile hedef arasında kurulan o konforlu simetridir. Žižek, Trump’ın açık sömürgeci iştahı ile Maduro yönetiminin yapısal krizini aynı teraziye koyarak, kendini ahlaki açıdan “temiz” bir pozisyona çekiyor.
Marksistler için siyaset, tarafların ahlaki karneleri üzerinden değil, tarihsel konumlanışları üzerinden yapılır.
Bu “eşitlemecilik” hastalığı, Žižek külliyatında ne yeni ne de şaşırtıcıdır.
Castro’nun ölümünün ardından Küba’yı emperyalizmin kuşatmasıyla değil, “otoriterlik” tartışmalarıyla anan; Filistin cephesinden gelen eylemleri işgalcinin sistematik devlet terörüyle aynı ahlaki terazide tartmaya kalkan bu akıl, bugün de Venezuela’da sahne almaktadır. Žižek’in yaptığı; Yugoslavya’dan Gazze’ye, Havana’dan Karakas’a uzanan her tarihsel kırılmada, ezilenin ‘kusurlarını’ emperyalizmin “vahşetiyle” eşitleyerek aradan sıyrılmayı bir entelektüel spor haline getirmektir.
Oysa gün gibi açık olan şey şudur: Bugün Venezuela’da yaşanan şey, emperyalizmin ilkel birikim iştahının en kaba halidir.
Bu saldırı karşısında “ama Maduro da kötü” demek, asli çelişkiyi görünmez kılan, nesnel olarak saldırganın elini rahatlatan bir siyasal aymazlıktır.
Emperyalizme gönlü rahat karşı durabilmek için karşıdaki liderin “sütten çıkmış ak kaşık” olmasını beklemek, Avrupa merkezli solun o bitmek bilmeyen temiz kalma telaşından kaynaklanır. Žižek’in Maduro’ya vurmak istemesinin belki kendisinin de farkında olmadığı asıl sebebi, Venezuela halkının geleceği değil; kendi çağdaş entelektüel imajına leke sürülmesini engelleme arzusudur.2.
BOLIVARCI DEVRİM ELEŞTİRİSİBurada vahim bir zamanlama ve konumlanış hatası var.
Evet, Bolivarcı devrimin tıkanıklıklarını analiz etmek solun görevidir; ama bu görev, bir halkın kapısına işgal orduları dayandığında “ilk iş” olamaz.
Bu, teorik derinlik değil, pratik sorumsuzluktur.
Emperyalist bir ilhak girişimi sürerken, ilk işi içerideki başarısızlığın teşhirine ayırmak, nesnel olarak işgalcinin ideolojik mühimmatını taşımaktır. “Bolivarcı deneyim bize kötü nam kazandırıyor” diye hayıflanmak; devrimci süreçlerin zorlu ve çelişkili doğasından kaçıp, kusursuz ve “şık” bir sosyalizm hayali kurmaktır.
Oysa tarih, Batılı entelektüellerin namını korumak için değil, sınıf mücadelesinin sert gerçekliği içinde akar.
Elbette Bolivarcı deneyimin zaafları ve yanlışları vardır.
Ancak bizim eleştirimiz, Žižek’in Maduro hakkında “en azından bir kısmı muhtemelen doğru” diye ifade ettiği magazinel ya da kriminalize edici bir zemine oturmaz.
Bir eleştiri yapılacaksa emperyalist kuşatma altındaki bir ülkeye başına bombalar yağarken dışarıdan vaaz vererek değil, o sürecin içindeki sınıf mücadelesini anlayarak yapılmalıdır. Žižek, devrimin yarım kalmasının nedenlerini analiz etmek yerine, sonucun “çirkinliğine” bakıp yüzünü buruşturmaktadır.3.
HUKUK FETİŞİZMİEn az ilk ikisi kadar vahim üçüncü sorun, siyasal mücadelenin yerine “hukuksal prosedürü” ikame etme çabasıdır.
Hukuk fetişizmi, en yalın haliyle; hukuku toplumsal güç ilişkilerinden, siyasetten ve ekonomiden bağımsız, kendi kendine yeten mutlak bir “adalet terazisi” olarak görme yanılgısıdır. Žižek, metni tamamlarken çareyi Lahey’de, uluslararası mahkemelerde arayarak işte bu yanılgıya düşüyor.
Kriz baş gösterince uluslararası hukuk dediğimiz mefhumun, emperyalist güç dengelerinin kâğıda dökülmüş halinden başka bir şey olmadığını göz ardı edecek safdillikte değilsek, Putin’i, Trump’ı ve Netanyahu’yu aynı hücreye koyacak bir “ideal dünya” hayali kurmak, siyaseti somut güç ilişkileri zemininden koparıp, soyut bir adalet arayışına, bir tür dilekçeciliğe indirger.
Burada kastımız, hukukun bir toplumsal düzenleyici olarak varlığını reddetmek değildir.
Fakat, bizzat o hukuku inşa eden küresel güç odaklarından, kendi kurdukları mekanizmanın kendilerini cezalandırmasını beklemek abestir. Žižek’in bahse konu yazısında görev tayin ettiği solun işi hukuki prosedürlere ağıt yakmak değil, bu hukuksuzluğu yaratan emperyalizme karşı koyacak araçları üretmektir.Žižek’in “İkisi de berbattır” sonucu, onun kavram dünyasında ve felsefi bir düzlemde önemlidir ancak pratikte anlamı siyaset yapmamak, tribüne çekilmek demektir.
Tarih bize “berbat” seçenekler arasında tercih yapma zorunluluğunu dayattığında pusula bellidir: Emperyalizmin yenilgisini öncelik edinmek.
Bu, Maduro’nun şahsına siyasi kefalet vermek anlamına gelmez; tarihsel sürecin ana çelişkisini doğru saptamak anlamına gelir.Son olarak yazının tamamına sinen o steril hava, Venezuela halkının iradesini salt bir mağduriyet nesnesi olarak görmekte, direniş potansiyelini yok saymaktadır. Žižek, akademizmin güvenli mesafesinden dünyaya bakarken, Marksizmin “somut durumun somut tahlili” ilkesini unutmuş, yerine “soyut ahlakın soyut tahlilini” koymuştur.Bugün solun ilk işi değilse de önemli bir işi; Žižek’i (zaten tamamen kendisinden beklenecek) siyasetsizliğinden dolayı lanetlemek değil, onun anlatısında cisimleşmiş Avrupa merkezli sığlığın sosyalist sol içinde neden hâlâ bu kadar itibar görebildiğini analiz etmek olabilir."Odatv.com