Haber Detayı

Toprağın genetiğine, kültürel ve tarımsal değerlerine sahip çıkıyorlar
Yaşam keyfi ekonomim.com
11/01/2026 13:29 (7 saat önce)

Toprağın genetiğine, kültürel ve tarımsal değerlerine sahip çıkıyorlar

Antakya’da yağmur gökyüzünü ve buluştuğu toprağı yıkarken, Teofarm Hasat’ta kurulan sofra yalnızca karın doyurmak için değildi. Bu sofra; kökleri, belleği, emeği de yansıtıyordu.

Geleceğin şeflerinin vizyonuna ve mutfaktaki heyecanlarına tanık olduktan sonra, rotamızı lezzetin başladığı asıl yere; toprağa ve o toprağa aşkla bağlı insanların hikâyesine çeviriyoruz.

Bazı mekânlar vardır; kapısından içeri girdiğiniz anda size neyle karşılaşacağınızı değil, ne "hissedeceğinizi" fısıldarlar.

Teofarm Hasat (Hatay Tarım Sanat Tasarım) onlardan biri...

Dışarıda Antakya yağmuru bardaktan boşanırcasına yağıyor, gökyüzü gri bir yorgan gibi şehrin yaralı siluetini çoktan örtmüş.

Oysa eşikten içeri adım attığınız an, o dışarıdaki kaos, yerini dingin bir sessizliğe ve huzurlu, yavaş bir ritme bırakıyor.

Önce kütüphane ve etkinlik mekânı olarak titizlikle düzenlenmiş binayı geziyoruz.

Raflarda özenle seçilmiş kitaplar, duvarlarda tarımın, tasarımın ve üretimin izleri… Burası duvarlarına hafıza sinmiş bir kültür durağı.

Daha ilk adımda anlıyorsunuz: Burası o büyük felaketten sonra yüzlerce etkinliğin yapıldığı bir düşünce alanı, bir sığınak.

Kökler ve "romantik çiftçi" Hasat’ın her köşesinde, yüzyıllardır aynı topraklarda tarımla uğraşan bir ailenin derin belleği hissediliyor.

Herkesin toprağını satıp, betona yenildiği ya da başka şehirlere göç ettiği o zor dönemlerde; "Hayır, biz buradayız ve köklerimize tutunacağız" diyen soylu bir inat bu.

Kaybolmaya yüz tutmuş atalık tohumlara yeniden hayat verme, geleneksel lezzetleri sadece koruma değil geliştirme fikriyle yola çıkan bu hikâye, aslında bir "yeniden doğuş modeli" kurma iddiası taşıyor.

Sıradan üretim biçimlerine vizyonu, eğitimi ve bilimi ekleyen; tarımı yalnızca karın doyuran bir iş kolu değil, toplumsal fayda üreten bir "sorumluluk" olarak gören bir yaklaşım bu.

Toprağın muhafızları Bu vizyonun merkezindeki isim ise Elif Ovalı.

O, yüzyıllardır toprağı işleyen bir ailenin günümüzdeki temsilcisi, bir öğretim görevlisi, vizyoner bir sosyal girişimci ve üç çocuk annesi.

Antakya’nın sadece mutfağına değil, toprağının genetiğine; kültürel ve tarımsal değerlerine sahip çıkıyor.

Teofarm markasıyla endemik bitkileri yaşatıyor, atalık tohumlarla üretimi sürdürülebilir ve izlenebilir bir modele dönüştürüyor.

Aile tarımını, kurumsallaşmış ve parmakla gösterilen bir üretim biçimine taşıyor. "Bereketli Hilal" olarak bilinen, buğdayın anavatanı olan bu kadim coğrafyada, kardeşi Adnan Murat Teoman’la birlikte büyük bir risk alarak atalık tohumlara sahip çıkmışlar.

Çevredekilerin "Bu devirde bu işler karın doyurmaz", "Romantik çiftçi bunlar" diyerek belki de hafif gülümsediği o insanlar, yollarına inançla devam etmişler.

Ve o "romantikler", bugün tek parça arazide atalık buğday ekimi yapan Türkiye’nin en büyük karakılçık buğday üreticilerinden biri hâline gelmişler.

Yağmurun ritmi ve sofranın dili "Bonna Yarına da Kalsın Diye Geleceğin Şeflerinin Yanında" etkinliği sonrasında Hasat’ın camlı kış bahçesinde yediğimiz öğle yemeği, işte bu hikâyenin sofradaki lezzetli karşılığıydı.

Yağmur cama vururken kurulan masada menü sade ama bir o kadar derinlikliydi; yemek isimleri bile bir felsefeyi anlatıyordu.

Önümüze gelen her tabak, mevsimin ve o toprağın bir armağanıydı: Bostanın en taze yeşillikleriyle harmanlanmış "Bostanda Ne Varsa Salatası", Antakya mutfağının başyapıtlarından Kabak Borani, ebegümecinin beş farklı otla bir araya gelmiş en zarif hali Zeytinyağlı Kömeç...

Toprak kokan Patates Köftesi ve ipeksi kıvamıyla Humus.

Sonra sıcaklar sökün etti: Yöresel Tandır Biberli Ekmek ve o hasret kaldığımız atalık tohumdan, Karakılçık Unu ile yapılmış Tandır Ekmeği.

Ana yemekte ise isli kokusuyla baş döndüren Köy Tavuğu ile Yöresel Firik Pilavı.

Yanında şifalı Hatay Enginarı Salatası ve buğdayın en saf hali Dövme (Aşür).

Finalde ise damağı şenlendiren Peynirli İrmik Tatlısı.

Menünün altına düşülen o küçük not ise yediğimiz her lokmayı daha da anlamlı kılıyordu: "Bu sofraya gelen her tabak, mevsiminde Teofarm çiftliğinde üretilen ürünlerden oluşuyor." Yani her çatalda toprağa, mevsime ve emeğe duyulan saygıyı tadıyorduk.

Hizmet değil, gönül bağı Yemekler lezzetliydi evet, ama ruhu da duyuran bir şey vardı.

Hasat’ta çalışanların tamamı yörenin insanları; köylerden gelen emekçi kadınlar, gençler...

Sofrayı kuran, tabağı getiren, sessizce ilgilenen herkesin yüzünde aynı "sakin gurur" vardı.

Burada hizmet, bir "çalışan-müşteri" mesafesi kurmuyor; aksine bir bağ oluşturuyor.

Emeğin görünür olduğu, insanın insanla göz göze geldiği, samimi bir sofra bu.

Elif Ovalı’nın sık sık vurguladığı o gerçek, zihnimde yankılanıyor: "Deprem binaları, şehir merkezlerini ve tedarik zincirlerini yıktı; ama toprağı yenemedi." Buğday yine filizleniyor, enginar yine sürgün veriyor.

Asıl mesele, bu üretimi sürdürülebilir kılmak.

Ovalı şöyle diyordu "Kırsal kalkınmadan söz etmeden, bu şehrin ayağa kalkmasından söz edilemez.

Tarım alanlarını korumadan, geleceği inşa edemeyiz." Ve devam ediyordu: “İnsanları Hatay’a dayanışma turizmine davet ediyoruz.

Şimdi gelmeliler ve bu umudumuza cansuyu olmalılar.

Üretimimizin devam etmesi kollektif bilinç ve sahip çıkma bilinci ile mümkün.” Hasat’ta yediğimiz o öğle yemeği, bana bir kez daha şunu düşündürdü: Bazı sofralar vardır; yalnızca lezzet sunmaz.

İnsana köklerini, kim olduğunu hatırlatır.

Yağmurun altında, Antakya toprağının kokusu camın buğusunda, bu sofranın geleceğe dair çok güçlü bir cümle kurduğunu hissettik.

Toprak hâlâ orada, insanlar inançla, sebatla hâlâ orada.

Ve evet, hiç şüpheniz olmasın; bu şehir yeniden yeşerecek… Bir şehrin ayağa kalkma hâli: Hatay’da kadın emeğiyle kurulan “Hayat”Yaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri