Haber Detayı
Beklenmedik yerde ‘68 kuşağı’ ruhu... CNN Türk Solcu oldu
Sina Koloğlu yazdı...
Uluslararası sektör yayını World Screen, 2025 dizi ve senaryolu içerik eğilimlerini ele aldığı değerlendirmesinde televizyon dünyasında öne çıkan temel kavramın “IP güvencesi” olduğunu vurguluyor.
Intellectual Property yani fikri mülkiyet.
İzleyicisi ve bilinirliği zaten oluşmuş hikâyelere, yatırım yapılması anlamına geliyor.
World Screen’e göre artan maliyetler ve daralan bütçeler, platformları yeni fikirler yerine, daha önce başarı sağlamış içeriklere yöneltti.Outlander, Power, Spartacus ve Bosch…Outlander, ana hikâyeden geri giderek karakterlerin geçmişini anlatan Outlander: Blood of My Blood ile evrenini genişletti.
Power, Power Book serileriyle farklı karakterlerin geçmişine ve geleceğine odaklanan çok parçalı bir suç evrenine dönüştü.
Spartacus, ana dizide ölen bir karakteri merkeze alan House of Ashur ile aynı dünyayı yeniden kurdu.
Bosch ise ana dizinin ardından Bosch: Legacy ile hikâyeyi emekli bir dedektif perspektifinden sürdürdü ve yan karakterleri başrole taşıdı.İlaveten Nostalji Bu yetmeyince nostalji devreye giriyor.
World Screen’e göre “revival” olarak adlandırılan yeniden canlandırmalar. 2025’te hız kazandı.
Baywatch, Peaky Blinders, A Different World.
Animasyon tarafında Hulu, Teksas’ta geçen muhafazakâr bir Amerikan ailesini anlatan King of the Hill’i yeniden uyarladı ve iki sezonluk sipariş verdi.
İngiltere’de Channel 4 ise 80’lerde büyük ses getiren kadın merkezli melodram A Woman of Substance’ı yeniden çekme kararı aldı.Romanlar, Oyunlar ve MarkalarRomanlar, Oyunlar, Markalar … HBO J.K.
Rowling’in Harry Potter kitaplarını uyarlayacak. 2026 sonu ya da, 2027 başı.
Netflix, Amerikan kırsal yaşamını anlatan Little House on the Prairie ve Jane Austen klasiği Pride and Prejudice için dizi planlarını duyurdu.
Oyun uyarlamaları da hız kesmedi.
Netflix, tarih ve aksiyon temalı Assassin’s Creed’i diziye dönüştürürken, Prime Video macera serisi Tomb Raider’ı televizyona taşıyor.
Kitap cephesinde ise platformlar daha çok satan romanlara yöneldi.
Apple TV+, Berlin Noir kitap serisini dizi olarak çekecek.
ITV, Broadchurch’ün yaratıcısı Chris Chibnall’ın polisiye romanlarını seçti.Suç ve Gerilim Vazgeçilmez Dedektiflik, seri katil, politik komplo ve psikolojik gerilim… Kültürel farklara rağmen her ülkede işleyen formüller.
Hulu’nun Paradise, kısa sürede yenilenirken; Apple TV+ Prime Target ve Hugh Laurie’li The Wanted Man ile bu alandaki iddiasını büyüttü.
Suç dizisi, 2025’te hâlâ en kolay satılan televizyon ürünü.Bütçe Değil Format Büyük bütçeli diziler yerini , küçük formatlara bıraktı.
World Screen, dikey ve kısa mikro dizilerin yükselişine dikkat çekiyor.
Mobil ekranlar için üretilen bu içerikler, bölüm süresi ve anlatı temposu açısından televizyon alışkanlıklarını değiştirmeye başlıyor.TÜRKİYE BU İŞLERİN NERESİNDE İngiltere merkezli medya ve içerik analiz şirketi Ampere Analysis ve uluslararası televizyon endüstrisine odaklanan bir yayın ve haber kuruluşu, C21Media raporlarından ip uçları geldi Türkiye’nin IP güvencesini farklı bir yoldan sağladığı görülüyor.
Ampere Analysis, Türkiye’yi IP’yi yan diziler ve genişleyen evrenler üzerinden değil, izleyiciye aşina türlerin sürekliliği üzerinden koruyan pazarlar arasında konumlandırıyor.
Raporda bu yaklaşım “genre repetition with strong audience familiarity” ifadesiyle tanımlanıyor.
Yani , izleyicinin çok iyi bildiği, aşina olduğu türlerin tekrar tekrar kullanılması.
C21Media analizleri de benzer bir tablo çiziyor.
Türkiye’de risk azaltma stratejisi, melodram ve aile merkezli çatışmaların yeni başlıklar altında yeniden üretilmesi olarak belirtiliyor.Ampere ve C21Media’ya göre bu yöntem Türkiye’ye güçlü bir iç pazar istikrarı sağlıyor.
Ancak aynı raporlar, bu modelin küresel ölçekte yaygınlaşan dizi evreni ve markalaşma stratejileriyle sınırlı bir temas kurduğunu da not ediyor.TÜRK DİZİSİ EŞREF RÜYA İSRAİL’DE NEDEN BU KADAR KONUŞULUYORTürkiye’de yayınlanan Eşref Rüya, İsrail’de Ashraf’s Honor adıyla kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaştı.
Dizi, televizyon ve VOD platformlarının yanı sıra sosyal medyada yarattığı etkiyle de öne çıktı.İsrail’in televizyon ve kültür sitelerinden tvbee, Eşref Rüya’nın ülkede İstanbullu Gelin döneminden bu yana görülen en güçlü Türk dizisi ilgilerinden birini yarattığını yazdı.
Haberde, dizinin özellikle dijital mecralarda hızla yayıldığı vurgulandı.
Dizinin popülerliğini artıran önemli etkenlerden biri.tvbee’ye göre Eşref Rüya, İsrail TikTok’unda kısa sürede bir fenomene dönüştü.
Diziden sahneler, karakter analizleri ve müzikler yüzlerce videoda paylaşıldı.
Sosyal medyada geniş bir takipçi kitlesine sahip Einav Boublil’in diziyi paylaşması da bu ilgiyi görünür kıldı.İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, diziyi sosyal medya ve uluslararası dağıtım sayesinde küresel bir fenomene dönüşen yapım olarak tanımladı.
Gazete, bölüm başına yaklaşık bir milyon euroya yaklaşan bütçeye ve prodüksiyon kalitesine dikkat çekti.Maariv’de yayımlanan yazıda ise Eşref Rüya, klasik Türk melodramını suç dünyasıyla birleştiren ve özellikle kadın izleyiciler için “duygusal bir kaçış” alanı yaratan bir dizi olarak ele alındı.Eşref Rüya, İsrail’de HOT, yes, Cellcom TV ve Partner TV’nin VOD servislerinde yer alıyor.
Dizi ayrıca World Action Channel üzerinden yayınlanıyor ve bölümler Türkiye ile eş zamanlı olarak izleyiciyle buluşuyor.EKŞİ TAYFASI BEĞENMEMİŞ Disney Plus’ta Sekizinci Aile'ye bakalım dedik.
Tekstil işiyle uğraşan Basmacıgil Ailesi dünyayı yöneten aileler arasında yer alıyor.
Aile fertleri bu güçlerini korumak için hem içerideki karmaşa, çatışma ve karar alma zorlukları hem de dış tehditlerle mücadele ederler.
Haluk Bilginer, Hazal Kaya, Serkan Keskin, Çağlar Çorumlu, Mehmet Özgür, Erdem Şenocak, Melisa Döngel, Ali Atay (aynı zamanda dizinin yönetmeni/senaristi) Cihan Talay , Alper Baytekin, Ercan Kesal.
Kadro yıldızlar dolu.
Ev ahalisi oturduk izledik ve güldük.
Ortada bir konu yok, sadece sakarlıklar silsilesi bir durum.
Peki neydi güldüren.
Ev ahalisi “günlük yaşantının içinde olabilen durumlar” dedi.
Böyle de olabiliyor hali güldürdü.
Ekşi’ye bakarım diziler hakkında neler söylenmiş diye, yerden yere vurmuşlar.
Küfür çok demişler.
Platformlara geçince bizim yerliler evet özgürlüğü argoda görüyorlar.
Bu dizi özelinde küfürbaz aile fertleri yapmacık ve zorlama bir hava vermiyor.BİR İSKANDİNAV POLİSİYESİ GÖRDÜK KAÇIRMADIKEv ahalisi “İskandinav polisiye” hastası.
Netflix’te rastladıkça kaçırmazlar.
Şimdi bir İsveç işi var; Günah… Neden bizi bu kadar sarıyor?
Sorunun cevabını Worldscreen’de çıkan bir yazıda buldum.
Glassriver İzlanda'nın önde gelen yapım şirketi.
Kurucularından Ómarsson ile bir söyleşi yapmışlar.
Anlattıkları bu işin sırrını ortaya koyuyor.
Sadece İzlanda örneğinde değil tüm bu coğrafyanın da hikayesi.Evlerde Elektrik Yoktu Toplanıp Hikaye Anlatılırdıİskandinav suç hikâyelerinin kökenini İzlanda’nın izolasyonuna ve zorlu yaşam koşullarına bağlıyor.
Uzun yıllar boyunca dış dünyayla teması sınırlı bir ada ülkesi olan İzlanda’da, eğlenceye erişimin neredeyse olmadığını söylüyor.
Büyük dedesinin ilk elektrikli aletinin 1962’de alınan bir radyo olduğunu hatırlatan Ómarsson’a göre insanlar, özellikle güneşin aylarca görülmediği kış dönemlerinde, evlerde toplanıp hikâye anlatarak hayatta kalmaya çalıştı.Bu koşulların, gösterişten uzak ve sade bir anlatı geleneği yarattığını belirtiyor.Hikayeden Suç Anlatımına Yolculukİskandinav suç hikâyelerinde suçun kendisinden çok, suçun neden ortaya çıktığına, olayların arkasındaki motivasyonlara ve karakterlerin içinde bulunduğu duruma odaklanıldığını vurguluyor.
Bu anlatıların modaya, formüllere ve “parlak” eğlence anlayışına dayanmadığını, insan davranışının en temel hâllerini ele aldığını söylüyor.
Günah, işte tam da bu çerçevede bir iş.
Peter Grönlund tarafından yaratılan ve yönetilen Günah, son birkaç on yılda önce edebiyatta (Henning Mankell, Jo Nesbø, Stieg Larsson) ve ardından The Killing ve The Bridge gibi dizilerle televizyonda gelişen, coğrafi, estetik ve tematik bir suç kurgusu dalı olan İskandinav polisiye türünün kurallarına harfiyen uyuyor.ünah, büyük şehirden gelen polis müfettişi Dani’nin (Krista Kosonen) acemi ortağı Malik’le (Mohammed Nour Oklah) birlikte Bjäre yarımadasındaki küçük bir kasabada yürüttüğü cinayet soruşturmasını izliyor.
Hikâye kısa sürede yalnızca kaybolan ve öldürülen bir gençle değil, Dani’nin uyuşturucu bağımlısı oğlu Oliver’la olan sorunlu ilişkisiyle de iç içe geçiyor.Dizi, suçtan çok suçun çevresindeki sırları, yalanları ve bastırılmış bağları merkeze alıyor.
Küçük kasaba, dışarıdan sakin ve kibar görünse de, toprak mülkiyeti, uyuşturucu ticareti ve örtülü tehditlerle dolu bir yapı sunuyor.
Dani için soruşturma ilerledikçe asıl mesele, ortaya çıkan gerçeklerin oğluna ne kadar yakın olduğu haline geliyor.Peter Grönlund’un yarattığı ve yönettiği yapım, soğuk ve acımasız manzaralar, kaba ve mesafeli karakterler, sürekli hissedilen ama nadiren açık edilen bir tehdit atmosferiyle İskandinav polisiye geleneğinin tanıdık unsurlarını taşıyor.
Suç, parlak olay örgülerinden çok, karakterlerin psikolojisi ve geçmişleri üzerinden ilerliyor.Buna karşın dizi, birkaç yerel ayrıntı dışında, anlatı dili bakımından bir Amerikan yapımıyla da benzerlik kuruyor: büyük şehirden gelen bir polisin, düşmanca bir taşra kasabasında yazılı olmayan kurallarla yüzleşmesi.
Bu benzerlik, hikâyenin coğrafyadan çok günümüzün “streaming evreninde” konumlandığını düşündürüyor.
Günah, bu anlamda Nordik polisiyenin atmosferini korurken, küresel izleyiciye aşina bir anlatı formunda ilerliyor.AKLIMA TAKILANLARMADURO ÜZERİNE “ABD Süper Mafya Oldu” diye yazıyordu CNN Türk’te.
CNN Türk solcu olmuştu, 68 kuşağı ruhundaydı. “Maduro’yu biri sattı” diyordu Abdülkadir Selvi.
Önemli bir saptamaydı.
Satmasalar, sabahın köründe kaldırılıp ABD’ye götürülmezdi, değil mi?
NTV’den bir başlık notu; “ABD Venezüella petrolü ile ne yapacak?”.
Bu da önemli bir saptamaydı.
Ev ahalisi biz de çözemedik dedi!
Not almışım Prof.
Selami Kuran aynı gün içinde üç kanalda görmüşüm.
Bir de bir profesörümüz vardı.
Hatırlıyorum daha önce de görmüştüm.
South Dakota Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi olduğu yazıyordu.
Ama Maduro yorumları ile kendisi şu dönem pek bir parladı.
Evren Çelik Witse Maduro’nun ülkeden resmen kaçırılmasını bir kenara bırakıp, Venezüella’nın ekonomik durumu, siyasi tercihlerini filan konuşmaya kalktı.
Zaten petrol işini de yüzüne gözüne bulaştırmıştı!
Yılmaz Özdil Sözcü TV’de bir başka açıdan bakıyordu. “Bizim başımıza çuval geçirmişlerdi.
Onun hesabını sorduk mu?”CEM YILMAZ’DAN GÖNDERMELER Romen rakamlı gösterisini Netflix’te izlerken “hayli uzun” geldi.
Bir yerden sonra kendini tekrarlıyor ister istemez.
Öte yandan bir an düşündüm tıka basa bir salon ve tek bir kişi o kadar adamı güldürüyor.
Çekimlerde bazen bu hissiyatı veren açılar oluyordu.
O zaman bu “Çok uzun oldu” lafını geri alıyordum.
Göndermeler boldu, şovunda.
Oy kullanırken “Kırdı geçirdi sandıkta oy verirken” diye yazıyorlarmış.
Cem Yılmaz bir anlam veremiyor bu haberlere. “En son Kılıçdar’a verdik diye onu mu komik buldular” dedi. “Netflix hepimizi eşcinsel yapmaya çalışıyor.
Gerçek.
Kaç kere geldiler eve.
Kapı çaldı.
Delikten baktım 3 tane çıplak adam, Netflix’ten geliyoruz diyorlardı“… Malum bu platformumuzun işlerinin büyük bölümünde bu durumlar mevcut.Acaba Bu Sunucu Kim? “TV’de bir kadın var, yapay zeka bütün meslekleri elimizden alacak dedi.
Dudak emanet, göğüs başkasının, g..t takma ..
Silikon vadisi seni ele geçirmiş zaten”… Cem Yılmaz’ ın sözünü ettiği sunucumuz kim acaba ?SPORTS TV ESKİDE KALMIŞ Numia Vero Volley Milano’nun, Savino Del Bene Scandicci ile maçı.
İtalyan kadınlar ligi maçı.
Tesadüf ev ahalisi dolaşırken denk geldi.
Baktık Galatasaray’da oynayan Myriam Sylla var.
Niye o maçı veriyorlar?
Merak ettim acaba ne zaman oynanmış.
Şubat 2025’te bir maçları görülüyor.
Nostalji mi yapmışlar?HER SENE İKİSİ OYNASIN Süper Kupa finali oynandı.
Bu sene değiştirmişler.
Bundan böyle kafadan Galatasaray ile Fenerbahçe oynasın.
Her maç reyting garanti , seyirci garanti.
Kesin her maç Olimpiyat Stadın’da oynanmalı.
Ve mutlaka ocak ayında kar, yağmur ve rüzgar eşliğinde olmalı.
Suni yaratılan bir turnuva.
Zaten diğer takımlarında ses ettiği yok.
Notlarım yarı final maçları ile ilgili.
Galatasaray – Trabzon maçı Gaziantep’te oynandı. 30 bin kişilik stad. 13 bin kişi gelmiş.
Trabzon’dan gelememişler.
Bir futbol programında söylediler paso lig kabul edilmediği için Gaziantep’liler ilgi göstermemişler.
Adana’da oynanan Fenerbahçe – Samsun maçında Fenerbahçe’ye 14 bin 953 bilet verilmiş hepsi satılmış.
Samsun’a verilen biletlerin 7 bin 619’u satılmış.
Peki stad kaç kişilik? 33 bin.
Söylenen, güvenlik gerekçesi ile daha fazla bilet satılmamış.
Gaziantep’te zemin düzelmiş diyordu a Spor yorumcuları.
Oynanırken maç kamera yakın çekim yapınca, yerlerin halini gördük!
Bu arada çekimlere bir lafımız yok.
Türkiye’ de ekranda futbolcu boy standardı 1.50 civarında !
Sonra bu maçların tantanası da bol oluyor.
Maç öncesi vefat eden Gökmen Özdenak için yapılan saygı duruşunda “Saygısızlık” had safhadaydı.
Yakıştı bu finale.Odatv.com