Haber Detayı

DEİK Başkanı Olpak: ABD ile 100 milyar dolarlık ticaret çok da uzak bir hedef değil
Ekonomi ekonomigazetesi.com
12/01/2026 15:19 (3 saat önce)

DEİK Başkanı Olpak: ABD ile 100 milyar dolarlık ticaret çok da uzak bir hedef değil

DEİK Başkanı Nail Olpak, "Sayın Trump ile Sayın Cumhurbaşkanımızın 100 milyar dolarlık hedefinden sonra geçtiğimiz yılı yaklaşık 35 milyar dolar seviyesinde kapattık ve dengeli diyebileceğimiz bir ticaretle kapattık. Demek ki iki katına yakın bir büyümeyi gerçekleştirebiliyoruz. 100 milyar dolar çok da uzak bir hedef değil." dedi.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı. 2025'e dair değerlendirmelerine ve 2026 öngörülerine değinen Olpak, ekonominin direksiyonunda ekonomi yönetiminin olduğunu ve onların da ne yapacaklarını Orta Vadeli Program (OVP) ile anlattıklarını söyledi.

Olpak, 2025'in o çerçevede değerlendirildiğinde plana uygun bir sürecin gittiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Bu, iş dünyası olarak ya da farklı kesimler olarak her uygulamada mutlu olduğumuz, sıkıntıların olmadığı bir yıl anlamını ortaya çıkartmıyor ama ekonomi yönetimi demişti ki kendi parametrelerini ortaya koyarak, 'Ben şöylesi bir plan uygulayacağım.

Şöyle bir dezenflasyonist programım olacak, mali disiplinde şu adımları atacağım, kredi büyümesinde şu tür kriterlerim olacak' diye açıklamalar yapmıştı.

Biz bunların bir kısmından mutlu olmadık.

Yani bakıldığında finansmana ulaşım noktasında, finansmanın hem maliyeti anlamında hem de yeterli ulaşım noktasında, enflasyonun bulunduğu seviye itibarıyla mutlu olmadık.

Bunu ifade etmem gerekir ama yaklaşık olarak bakıldığında o öngörü çerçevesinde bir yılı geride bıraktık." "Faizlerde 10 puan, enflasyonda da yaklaşık 14 puanlık bir gerileme ile yılı kapattık" DEİK Başkanı Olpak, 2025'in başında yüzde 45'ler seviyesinde bir enflasyon olduğunu, yılın ise yüzde 31'e yakın bir rakamla kapandığını aktardı.

Olpak, Merkez Bankası'nın gösterge faizinin ise yüzde 47,5 seviyesinde yıla başladığını, o oranın da yüzde 38 ile yılı kapattığını bildirdi.

Faizlerde yaklaşık 10 puan, enflasyonda da yaklaşık 14 puanlık bir gerileme ile yılın kapandığını belirten Olpak, şöyle devam etti: "Yılın toplamında başka neler yaşanıldı?

Bakıldığı zaman ihracatçının ağırlıklı olarak şikayetçi olduğu bir alan vardı, döviz kuruna bağlı olarak konuşuldu ama sadece döviz kuruna bağlı olarak konuşmak da doğru olmayabilir, rekabetçiliğin kaybedilmesi noktasında, iş gücü maliyetlerinin artması noktasında bir yılı geride bıraktık. 2026'ya böylesi bir başlangıçtan, öylesi bir referans noktasından hareketle giriyoruz.

Yine 2026'ya ilişkin ekonomi yönetiminin eylül ayındaki OVP'yi ve Meclis'teki yapılan görüşmeler neticesinde kabul edilen bütçe çerçevesinde de biz revizeleriyle bu yılın nasıl olabileceğini gördük. 2025'e göre daha iyileşmiş, nispi anlamda belli rahatlamaların olacağı bir yıl görüyoruz ama bu bütün sıkıntıların ortadan kalkacağı bir yıl anlamına gelmez.

Bunu negatifleşmek anlamında söylemiyorum, iş dünyası hesabını buna göre yapmalı.

Artık faizler hemen bizim çok istediğimiz seviyelere gelecek, enflasyon çok aşağılara inecek beklentisi içerisinde olursak gerçekçi beklenti olmaz.

Görece bir rahatlamanın olacağını biliyoruz.

Bunun içerisinde hem düşen enflasyondan hem de belirli maliyetlerin, bunların içerisinde hepimizin yakından takip ettiği inşallah bir daha da yaşanmayacağını ümit ettiğimiz deprem felaketinin bize yansımaları, işte EYT'nin yansımaları gibi birtakım faktörler vardı.

Onların nispeten ortadan kalktığı bir yıl olacağı için bir miktar daha rahat olunacak bir yıl olarak görebiliriz." "(Uluslararası doğrudan yatırım) Daha fazlasını elde etmemiz lazım" Nail Olpak, Türkiye'nin 2025'teki uluslararası doğrudan yatırım performansına değinerek, mevcut yatırım miktarının yeterli olmadığını dile getirdi.

Olpak, Türkiye'nin önceki yıllarda 20 milyar dolar ve üzerinde doğrudan yatırım çekebildiği yıllara işaret ederek, şunları kaydetti: "Bir de o dönemdeki Türkiye'nin büyüklüğüyle, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla büyüklüğüyle bugüne baktığımız zaman bunun yeterli olduğunu söylemememiz gerekir.

Daha fazlasına ihtiyaç duyarız.

Yani baktığımızda yuvarlatarak söylüyorum, 1,5 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyoruz.

Dış ticaretimize baktığımız zaman hizmetlerle birlikte 800 milyar doların üzerine çıkan, muhtemelen 2026'da 820-840 milyar dolar civarında bir dış ticaret hacmi olan, yani ithalat-ihracat-hizmetler dahil olmak üzere dış ticaret hacmi olan bir ülkeden bahsettiğimiz zaman elbette o 20 milyar dolarları daha önce alabildiğimiz yıllardakine göre neredeyse katlamaya doğru gitmiş bir milli gelire sahip ülkedeyiz.

Bu rakamlar bizi tatmin etmiyor.

Tatmin etmiyor derken olana, mevcuda elbette müteşekkiriz ama daha fazlasını elde etmemiz lazım." Daha fazlasını elde etmenin yöntemlerine işaret eden Olpak, CDS'in bunlardan birisi olduğunu ancak yatırımcının baktığı birçok unsur olduğunu belirtti.

Olpak, birçok parametrenin içerisinde en önemli unsurun öngörülebilirlik olduğunu anlatarak, "Faizler bunlarda elbette önemlidir, enflasyon, bunların içerisinde önemlidir, işte iş gücü maliyetleri önemlidir.

Topladığınız zaman öngörülebilir bir tablo varsa bunları yönetilebilir olarak görürler.

Zaten Türkiye'de yatırımı olan uluslararası doğrudan yatırımcı firmalar varsa, onların yatırımlarını artırması biraz daha kolaydır.

Çünkü Türkiye'nin şartlarını biliyorlardır, bizler yaşayarak biliyoruz ama uluslararası sermaye bir ülkeye ilk defa girecekse biraz daha tedirgin bakabilir." diye konuştu.

Uluslararası doğrudan yatırım için risklerin azaltılmasına dikkati çeken Olpak, deprem, EYT ve KKM gibi maliyeti yüksek faktörlerin etkili olduğunu aktardı.

Olpak, bu faktörlerin azalmasıyla risklerin de azaldığını belirterek, "O zaman 2026'da belirli risklerin daha azaltıldığı ve bunun yansıdığı bir tablo görüyoruz.

Genel itibarıyla bakıldığında da para kendisini nerede fırsat varsa orada yer bulmaya çalışır.

Bu fırsatı sunmak da bir eksiklik değildir, fırsatı sunmaya da biz gayret etmeliyiz diye düşünüyorum.

Bir miktar daha (uluslararası doğrudan yatırımların) artışını bekliyoruz, olması da gerekir." dedi. "Piyasa beklentisi 2026 için yüzde 20'nin bir miktar üzerinde bir enflasyonla yılın kapatılacağı yönünde" Olpak, faiz, kur ve finansmana erişim konusunda 2025'teki gelişmelere dikkati çekerek, bütün sektörler genelinde aylık kredi büyümesinin yüzde 2 ile sınırlandırıldığını anımsattı.

Daha sonra farklı zamanlarda taleplerinin dikkate alınarak, KOBİ'ler noktasında daha esnek davranılması gerektiği için bu oranın yüzde 2,5'e, büyük şirketlerde ise 1,5 seviyesine getirilerek yine ortalama yüzde 2'de tutulduğunu aktaran Olpak, "Toplamında bakıldığı zaman enflasyonun yani yıl kapanışının yüzde 31 olduğu, yıl ortalamasının da daha yüksek olduğu bir ortamın içerisinde kredi büyümesinin yüzde 24'te olması zaten krediye, maliyetinden bağımsız olarak ulaşmayı zorlaştıran bir unsurdu ama bu zorlaştıran unsur zaten ekonomi yönetiminin bir tercihiydi." değerlendirmesinde bulundu.

Olpak, yılın başında yüzde 47,5 olan Merkez Bankası'nın gösterge faizinin piyasaya yansımasının ticari kredilerde yüzde 60'lı rakamlar olduğunu ve bugüne gelindiğinde yine yüzde 45-50'li rakamlar çerçevesinde bir sürecin devam ettiğini kaydetti.

İş dünyasının krediye ulaşabilmek için ikili bir makasın içerisinde kaldığını anlatan Olpak, şöyle devam etti: "Hem maliyeti yüksekti, ikincisi o yüksek maliyete razı olsa bile kriterler vardı.

Bir başka unsur, TL kredisi-döviz kredisi kullanmakla ilgili de birtakım kriterler vardı.

Bankalara genel olarak banka yöneticileri ile yaptığımız görüşmelerde yine BDDK ve Hazine tarafından getirilmiş kriterler çerçevesinde onların da mevduatlarını yüzde 60'lar seviyesinde TL'de tutulması gibi bir unsur vardı.

Bu da aynı zamanda, dönem dönem çok konuşulur, 'Kredi kullanırken TL mi döviz mi kullanacaksın?

Mevduat yaparken TL mi döviz mi yapacaksın?' Biraz zor bir denklemdir.

Genel itibarıyla ben basit bir cevap vermeyi tercih ediyorum.

Diyorum ki sizin geliriniz hangi para birimindeyse, borçlandığınız para birimi de ondan olsun.

Yani TL'den siz gelir elde ediyorsanız TL'den borçlanmak kısa vadede hoş gelmeyebilir ama orta ve uzun vadede sizi koruyucudur.

Dolar ya da avro ya da hangi para biriminden geliriniz ağırlıklı varsa ya da bir sepet çerçevesinde böyle gidebilirseniz doğru olur diyoruz. 2025'in ana tablosu buydu." Olpak, enflasyonun kamudan iş dünyasına herkesin ortak mücadele ettiği ve etmesi gereken bir payda olduğuna vurgu yaptı.

Gelinen noktada enflasyonun bir gerçekçi tablosunun, bir de "fiyat ahlakının bozulması"ndan kaynaklanan unsuru olduğunu ifade eden Olpak, "Yani bir ürünü satın almasını gerçekleştiriyorsunuz 15 gün ya da 20 gün önce, hani bu yıl başlarında asgari ücret artışından bağımsız olarak söylüyorum, 20 gün sonra bir daha gittiğinizde o ürün fiyatında size göre normal olmayan bir değişim var.

Bu normal olmayan değişimi ekonomik olarak açıklamanız çok kolay değil.

O fiyat ahlakının bozulması biraz bunu getiriyor.

Maalesef bir süre daha zannederim biz bunun bedelini ödeyeceğiz yani onun oturması lazım kendi içerimizde." değerlendirmesinde bulundu.

Olpak, 2026'da enflasyonda düşüşün devam etmesini beklediklerini ve 2026 için hedeflenen enflasyonun yüzde 16 olduğunu ancak aşağıya doğru indikçe düşme aralığının kısalmaya başladığını aktardı.

Piyasa beklentisinin, 2026 için yüzde 20'nin bir miktar üzerinde bir enflasyonla yılın kapatılacağı yönünde olduğunu belirten Olpak, "Bunu da doğru yönetmemiz gerekiyor.

Bu çerçeveler içerisindeki bir enflasyonun da daha düşük olmasını arzu ediyoruz, kendimizi hazırlamalıyız, hesabımızı kitabımızı buna göre yapmalıyız harcama yaparken, fiyatımızı artırırken değil ama." diye konuştu. 2025'teki sektörel gelişmelere değinen Olpak, imalat sanayisindeki bütün sektörlerin, tüm zorluklarına rağmen ağırlığını hissettirmeye ve enerjinin, özellikle de yenilenebilir enerjinin gündemlerinde olmaya devam ettiğini kaydetti.

Olpak, güncel olarak çok konuşulan yapay zekanın ve yapay zekanın en önemli araçlarından olan veri merkezlerinin katlanarak artan bir enerji ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Bu sebepten dolayı 2025'te olduğu gibi 2026'da hatta uzunca bir sürede enerjinin hem Türkiye'nin hem de bütün dünyanın öncelikli sektörlerinden birisi olacağını anlatan Olpak, "Burada yenilenebilir enerji konusunda bir dengenin olması gerektiğini de unutmayalım.

Yenilenebilir enerji kapasitemiz artıyor, memnunuz, daha da artırılması için adımlar atılıyor ama yenilenebilir enerjinin de belirli kısıtlamaları var.

O kısıtlamalara da uyarak gidebilmemiz gerekiyor.

Bunu da göz ardı etmememiz gerekiyor.

Bir de enerji kaynağının belirli bir oranın altına düşmemesi gerekiyor." diye konuştu. "Gıda sektörüne yönelik olarak yatırımların artarak devam edeceğini düşünüyorum" DEİK Başkanı Olpak, finans sektörünün önemine değinerek, üretmenin çok önemli olduğunu ancak finansman olmadan gerçekleştirilen adımların sonucunda bilançonun dibinde eksi yazıyorsa yapılanların ekonomik bir değeri kalmadığını söyledi.

Olpak, 2026'da bu sektörler dışında gıda sektörünün de ön plana çıkacağını belirterek, "Biz Kovid-19 ile başlayan sürecin içerisinde bildiğimiz bazı gerçekleri de tekrar acı bir şekilde hatırladık, gıda güvenliği.

Olmazsa olmazlarımızın başında.

Hiç olmasın ama sıkıntılar, savaşlar, enflasyon her ne olursa olsun insanlık gıdaya olan ihtiyacını sürdürecek, bunu yapabilirken de gıda güvenliğini de koruyarak gitmemiz lazım.

Farklı teknolojiler olacak, sulu tarım, susuz tarım, bunlar işin bir başka tarafı.

Ama gıdaya olan ihtiyaç ve gıda sektörüne yönelik yatırımların artarak devam edeceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm başlıklarına işaret eden Olpak, yeşil dönüşümde "yeşil ekonomi", dijital dönüşümde "dijital ekonomi" demeyi tercih ettiğini bildirdi.

Olpak, "Niye böyle söylüyorsun diyorlar?

Yeşil dönüşümü bizim sadece bulunduğumuz çevreye saygımız, onu korumamız olarak değerlendiren bir unsur gördüğümüzde kısıtlı bir bakış açısı var.

Halbuki orada çok geniş bir ekonomik ekosistemden bahsediyoruz, yeşil ekonomiden.

Dijitalleşmeyi, dijital dönüşümü de kısıtlı olarak görmemiz doğru olmayacaktır.

Orada koca bir dijital ekonomi geliyor.

Beraber baktığımızda bu iki sektör de hem 2026'da hem de bundan sonraki en azından bir belki bir 10 yıllık sürecin içerisinde güncel olarak yerini korumaya devam edecek diye düşünüyorum." şeklinde konuştu. "AB ile olan Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gerekiyor" Nail Olpak, Avrupa Birliği'nin (AB) 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında uygulamaya koyduğu yeni uygulamayı değerlendirdi.

Konuya genel bakıldığı zaman dünyanın değişen sürecinin içerisinde artan bir korumacılık süreci içerisinde olduğuna dikkati çeken Olpak, "Tabii bu korumacılık farklı yerlere doğru da gidiyor, korumayı, kollamaya ve ileri aşamalara doğru da götüren bir sürecimiz var.

Bizim önümüzdeki risklerin içerisinde ne var dediğimizde, öncelikle bakıyoruz yakınlarınızla, dostlarınızla, güvenilir yerlerle ticaret artıyor.

İngilizce tabirler var işte biliyoruz near-shoring, friend-shoring ve benzeri ifadeleri kullanıyoruz hepimiz de baktığımız zaman.

Bunun arttığını görüyoruz, korumacılığın arttığını görüyoruz.

Bizim bu riskleri iyi hesap etmemiz gerekiyor." değerledirmesinde bulundu.

Olpak, Türkiye'nin "yakın" olarak en büyük pazarları arasında AB ve Avrupa ülkelerinin bulunduğuna işaret ederek, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gerektiğini dile getirdi.

Bu güncelleme yapılmadığı takdirde kayıplar olacağını anlatan Olpak, "30 yılına gelmiş bir birlikten bahsediyoruz, 30. yılında ve hala güncellenmesini konuşuyoruz.

Çok önemli, bu güncelleme yapılmadığı takdirde raporları ile de ortaya koyduk, sadece biz kaybetmiyoruz, AB'nin de kaybı var." dedi.

Olpak, şöyle devam etti: "Tam bunu konuştuğumuz sürecin içerisinde evet bu yeşil dönüşümün gündeme getirdiği sınırda karbon denetimi düzenlemesi var.

Devamı da geldi, Avrupa'nın bir 'Made in Europe' gündemi de var, ona da değinmek isterim.

Şimdi sınırda karbon denetimi öncelikle bizim açımızdan bakıldığında dört ana sektörü içine alıyor.

Bunlar elbette belirli büyüklükteki sektörler, şu ana kadar da etkilenmeleri elbette olmakla beraber bazı tedbirleri almış durumdalar.

Bu noktada Türkiye'nin kamu tarafında da yapması gerekenler vardı, emisyon ticareti ile ilgili pilot uygulama başladı ama yaygın bir şekilde kullanımı da biraz süre alacak.

O emisyon ticaretine yönelik uygulamanın biraz daha hızlandırılarak devam etmesi pilot uygulamanın önemli başlıklardan birisi olacak diyorum.

Çokça konuşacağımız alanlardan biri, biz Gümrük Birliği'ni güncelleyelim, alanımızı genişletelim derken bu 'Made in Europe'un nasıl olacağını bilmiyoruz.

Yani o uygulamanın içerisinde ben Gümrük Birliği'nin bir parçası olarak Türkiye'de üretilenleri o kapsamın içerisinde dahil ettirebilirsem ki amacımız bu, bizim için pozitif bir açılım olacaktır ama eğer aslında 'Made in Europe'un çıkış noktası nedir diye sorarsak, Asya Pasifik'e yönelik olarak bir koruma tedbiri diye ifade ediyor AB bunu.

Oraya yönelik olarak başlattığını bizi de içine alarak uygularsa maalesef büyük bir riskimiz önümüzde olur.

Görüşmeler, süreç nasıl gidecek, biraz hızlı bir şekilde gündeme geldi, göreceğiz ama ben önemli bir risk olduğunu ifade etmek istiyorum." "Körfez ülkeleri ile ticaretin son üç yılla beraber bakılırsa yaklaşık 45 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti" DEİK Başkanı Olpak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkeleri ile ticaretin son üç yılla beraber bakılırsa yaklaşık 45 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirtti.

Olpak, Suudi Arabistan ile ticarette artış ivmesinin yakalandığının altını çizerek, Türkiye'nin o bölgelerde güçlü olduğu bir alanı bulunduğuna dikkati çekti.

Suudi Arabistan'da özellikle yurt dışı müteahhitlik firmaların her ne kadar bir miktar hızını kaybetse de çok önemli projelerde bulunduğunu anlatan Olpak, "Firmalarımız da o projelerden faydalanıyorlar, yer alıyorlar.

Yeni dönemde Körfez'de nelerin nasıl değişeceğini çok fazla bilmiyoruz." dedi.

Olpak, bölgeye ilişkin farklı bir gelişme beklemediklerini ancak belli başlı konuların gündemlerinde yer aldığını ifade etti.

Bunların başında İran'ın Batı'nın ve ABD ile ilişkilerinin nasıl seyredeceği konusunun geldiğini dile getiren Olpak, Yemen'deki süreç, Suriye'deki gelişmeler ve İsrail ile olan ilişkilerin Türkiye'yi ilgilendirdiğini söyledi.

Olpak, Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'yi çok yakından ilgilendirdiğini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu: "Çünkü sınır komşumuz, beraber ortaklıklarımızın olduğu bir ülke.

İç savaşın olduğu dönemde de her ne kadar, bir miktarı sınır ticareti dahil olmak üzere, ticaret olsa da rakamlar azdı.

Geçtiğimiz yıl 1,3 milyar dolarlık bir artış gerçekleşti, daha fazla olacaktır.

Suriye'nin birçok öncelikli meselesi var ama günlük hayatı devam ettirebilmek için ikili ticaret de olacaktır." Nail Olpak, sadece Körfez Bölgesi'nde değil, Mısır ile olan ilişkilerde de geçen süreçte iyileşme olduğuna değindi.

Mısır ile ilişkilerde olumlu noktayı gördüklerini anlatan Olpak, iş dünyası olarak olabildiği kadar hadiseye siyasi gerilimlerin dışında bakarak gitmeye gayret ettiklerini belirtti.

Siyasi gerilimleri siyasetçilerin uğraştığı alanlar olarak tanımlayan Olpak, "Çözümleri de onlardan bekleriz.

Bizi etkiler mi?

Tabii ki etkiler.

Suudi Arabistan ya da BAE örneğinde olduğu gibi, bizi etkiler ama olabildiği kadar biz onları az derecede kabul edip, bu yönde hareket ederek odaklanmak durumundayız." dedi.

Olpak, Türkiye'nin bir başka komşusu Yunanistan ile bugünlerde de başka gerilimler konuşulduğuna atıfta bulunarak, şunları söyledi: "Yunanistan ile zaman zaman sanki her gün kavga edecekmişiz, inşallah olmaz savaş edecekmişiz gibi şeyler konuşulur.

İkili ticaretimize baktığımızda 6 milyar dolar seviyesinde bir ikili ticaretimiz var, önemli bir rakamdan bahsediyoruz ve artı da verebiliyoruz.

Demek ki bize düşen artılarımızı daha fazla pozitif hale nasıl getirebiliriz, ihracatımızda öncelikli ülkeler listesini nasıl genişletebiliriz bunun üzerine yoğunlaşmak." ABD ile ikili ticaret Küresel ölçekte son dönemde korumacılık eğilimleriyle artan ticaret savaşlarının yeni bir olgu olmadığını dile getiren Olpak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte belirlenen 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefine dikkati çekti.

Bu hedef doğrultusunda DEİK bünyesinde Türk-Amerikan İş Konseyi ile bir çalışma hazırladıklarını aktaran Olpak, dönemin ABD Ticaret Bakanı’nın Türkiye ziyareti kapsamında yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Olpak, söz konusu dönemde ABD Ticaret Bakanı’nın, ülkesinin Çin’e karşı yaklaşık 550–600 milyar dolar seviyesinde dış ticaret açığı verdiğini ifade ettiğini aktararak, ABD’li yetkilinin bu açığın azaltılacağını ve bu süreçte Türk iş dünyasının da ticarete daha fazla dahil olabileceğini dile getirdiğini söyledi.

Geçen yıl itibarıyla ABD’nin Çin’e verdiği dış ticaret açığını yüzde 50’nin üzerinde azalttığını belirten Olpak, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu açığı ABD'nin kendi lehine azalttığını görüyoruz.

Çin, üretime devam ederken aynı zamanda Amerika'ya yapmış olduğu ihracatını da 300 milyar dolar azalttı.

Kendi ülkesindeki üretimde frene basmadığı takdirde ne yapacak?

Cevaplardan bir tanesi, Türkiye'ye de gönderecek.

Zaten Çin ile yeterince dış ticaret açığı veriyoruz, bir 300 milyar dolar daha Türkiye'ye mal gönderecek hali yok." Olpak, Çin’in Türkiye’nin de aktif olduğu pazarlara agresif şekilde girmeye çalışabileceğine işaret ederek, ABD-Çin ticaret savaşının Türkiye açısından riskler barındırdığını söyledi.

ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin uzun yıllar 20 milyar dolar seviyesinde seyrettiğini hatırlatan Olpak, şu ifadeleri kullandı: “Sayın Trump ile Sayın Cumhurbaşkanımızın 100 milyar dolarlık hedefinden sonra geçtiğimiz yılı yaklaşık 35 milyar dolar seviyesinde kapattık ve dengeli diyebileceğimiz bir ticaretle kapattık.

Demek ki iki katına yakın bir büyümeyi gerçekleştirebiliyoruz. 100 milyar dolar çok da uzak bir hedef değil. 100 milyar dolar çok da uzak bir hedef değilmiş; ben iki kat yapabiliyorsam neden onu 5 kat yapamayayım?

Bir kere bunu böyle görmemiz lazım." Nail Olpak, S-400, F-35 ve benzeri başlıklarda son dönemde ilişkilerde bir iyileşme eğilimi gördüklerini belirterek, bunun ticaret açısından da alan açabileceğini belirterek, Avrupa’nın, altyapı uyumu, uzun vadeli ortaklıklar ve doğrudan yatırımlar açısından Türkiye için önemini koruduğunu dile getirdi.

Türkiye'nin belirli yerlerindeki üretim üslerinden bir araç yola çıktığında Avrupa'nın herhangi bir ülkesine ekstra bir durum olmadığında 2 ya da 3 günde ulaşabilmesinin çok önemli bir lojistik üstünlük olduğunu söyleyen Olpak, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusundaki gayretleri sürdüreceklerini dile getirdi.

Olpak, İngiltere'nin Türkiye için çok önemli bir ülke olduğuna vurgu yaparak, şunları söyledi: "İhracatımızda her zaman ilk 3’ün içinde olmuştur.

Yani bugün bakıldığında Almanya ihracatımızda genellikle 1 numaralı partnerimiz olmuştur.

Amerika, İngiltere, Irak bunlar da kendi içerisinde hep ilk üçün içerisinde biri girmiş biri çıkmıştır.

İngiltere'nin şöyle bir artı tarafı var bizim için, çok ciddi dış ticaret fazlası veriyoruz, lehimize veriyoruz, bu da önemli.

Serbest Ticaret Anlaşmasını Brexit süreci içerisinde hemen adeta ayrılmanın günübirliği çerçevesinde imzalamıştık.

Yine orada da önemli bir gündem var.

Ticaret Bakanımızın gerçekleştirmiş olduğu bizim de katıldığımız Londra'daki JETCO bu sürecin önemli unsurlarından birisi, orada da bir güncelleme bekliyoruz.

Bu bizim için olmazsa olmaz alanlardan birisi olacaktır diye düşünüyorum." "Yeni arkadaşlarımız görevlerini alsınlar, onlarla birlikte oturarak rotayı beraber çizeceğiz" DEİK Başkanı Nail Olpak, yaklaşan kurul seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

DEİK’in 40. yılına işaret eden Olpak, “Bu 40 yıllık süreçte kuruluşundan bugüne kadar bu güzel aileye emek veren, destek veren, gönlüyle, fiili olarak, fiziki olarak katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.

Vefat edenlere de Allah’tan rahmet diliyorum.” dedi.

Kuruluşun önemli ve köklü bir yapı olduğuna dikkati çeken Olpak, 40 yıl önce Türk-Amerikan İş Konseyi ile başlanan çalışmaların bugün 153 iş konseyiyle sürdürüldüğünü söyledi.

Bu konseylerden 48’inin Afrika’da bulunduğunu anımsatan Olpak, “Afrika’da 54 ülke var. 48 ülkede iş konseyinizin olması, inanılmaz bir networke sahip olduğumuzu ve ‘ticari diplomasi’ olarak ifade ettiğimiz vizyonun sahadaki birebir karşılığını gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Olpak, Avrupa’da 37 iş konseyinin faaliyet gösterdiğini belirterek, Orta Doğu-Körfez bölgesinde 13, Asya-Pasifik’te 19, Avrasya’da 17 ve Amerika bölgesinde 13 iş konseyinin bulunduğunu anlattı.

Dış ticaret açısından öncelikli gördükleri ilk 33 iş konseyini belirlediklerini aktaran Olpak, bu durumu kısa süre önce üyelere de duyurduklarını ifade ederek, “Bunu özellikle ilan ettik çünkü 17 Ocak’ta 153 iş konseyimizin başkan ve yönetimlerinin seçileceği önemli bir seçim sürecine giriyoruz.” dedi.

DEİK’te görev almanın gönüllülük esasına dayandığını vurgulayan Olpak, yeni dönemde öncelikli olarak belirlenen 33 iş konseyinde görev alacak başkan ve yönetimlerden beklentilerinin daha yüksek olduğunu, bu kapsamda çalışmaların yakından takip edileceğini kaydetti.

Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa gündeminin DEİK açısından öncelikli olmaya devam edeceğini dile getiren Olpak, şunları söyledi: “Bu çerçevede, 37 Avrupa ülkesini kapsayan Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanlığı üzerinden yürüttüğümüz bir süreç bulunuyor.

Yeni arkadaşlarımız görevlerini alsınlar, ardından onlarla birlikte oturup rotayı birlikte çizeceğiz.

DEİK’in önemli özelliklerinden biri de budur.

Elbette kaptan köşkünde ben oturuyorum ancak rotayı tek başına DEİK Başkanı çizmez. 35 kişilik çok değerli bir yönetim kurulumuz var.

Bu süreci, yönetim kurulumuz ve iş konseyi başkanlarımızla birlikte belirleyeceğiz.

Bu yaklaşım yalnızca 2026 yılıyla sınırlı bir perspektif değildir.

En azından önümüzdeki birkaç yıl boyunca da bu bakış açısı ve bu yaklaşım doğrultusunda yolumuza devam edeceğiz.” (

İlgili Sitenin Haberleri