Haber Detayı
Aileyi zayıflatmak kime yarar!
Son yıllarda kadın politikaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve sosyal dönüşüm başlıkları altında yürütülen pek çok programın ortak bir dili var. Bu dil; “özgürleşme”, “eşitlik”, “hak temelli yaklaşım” gibi kavramlarla kendini ifade ediyor ve çoğu zaman evrensel normlar olarak sunuluyor.
Bu normların önemli bir kısmı ise Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen kadın çalışmaları ve bu çalışmalarla uyumlu uluslararası fon mekanizmaları üzerinden yaygınlaşıyor.
Bu yazı, kadın haklarına ya da eşitliğe karşı bir itiraz metni değildir.
Aksine, kadının güçlenmesini merkeze aldığını söyleyen politikaların hangi toplumsal yapıları dönüştürmeyi hedeflediğini ve bu dönüşümün kimin lehine, kimin aleyhine sonuçlar doğurabileceğini sorgulama denemesidir.
EVRENSEL NORMLAR Evrensel normlar nasıl oluşur?
Bir normun “evrensel” kabul edilmesi, her toplumda aynı tarihsel, kültürel ve sosyolojik zemine sahip olduğu anlamına gelmez.
Ancak günümüzde kadın çalışmaları alanında üretilen pek çok ilke, kültürel bağlamdan bağımsız ve tüm toplumlara uygulanabilir doğrular gibi sunulmaktadır.
Bu noktada dikkat çekici olan şudur: Kadınların maruz kaldığı şiddet, eşitsizlik ve ayrımcılıkla mücadele başlığı altında geliştirilen bazı politikalar, aileyi sorunlu, baskıcı ve çağ dışı bir kurum olarak tanımlayan örtük bir çerçeveye yaslanmaktadır.
Aile, çoğu metinde ya doğrudan ya da dolaylı biçimde kadının özgürleşmesinin önündeki temel engellerden biri olarak konumlandırılır.
Oysa bu yaklaşım, aileyi tek tip, tarihsiz ve sabit bir baskı alanı olarak ele alır.
Gerçeklik ise çok daha karmaşıktır.
AİLE NEDİR NE DEĞİLDİR Bugün çocukların psikolojik, sosyal ve akademik gelişimine dair yapılan hemen her bilimsel değerlendirmede şu sorular öncelikle sorulur: - Sağlıklı bir aile ortamında mı büyüdü? - İhmal, istismar ya da parçalanmışlık yaşadı mı?
Yani aynı sistem, bir yandan aileyi problemli ve aşılması gereken bir yapı olarak tanımlarken; diğer yandan çocuğun ruhsal sağlığını değerlendirirken aileyi temel referans noktası olarak almaktadır.
Bu çelişki çoğu zaman görmezden gelinmektedir.
Sorunlu aile örneklerinden yola çıkarak ailenin kendisini hedef almak, çözüm üretmekten çok yeni sorunlar doğurur.
Çünkü aile, yalnızca karı-koca ilişkisinden ibaret bir tanım değil; toplumsal dayanışmanın, kuşaklar arası aktarımın ve kültürel sürekliliğin en temel zeminidir.
DÖNÜŞTÜRME NEREDE BAŞLAR NEREDE DURUR Toplumu dönüştürme fikri başlı başına yeni değildir.
Tarihte pek çok devrim, kendi değerlerini yaymak için bilinçli politikalar üretmiştir.
Bu açıdan bakıldığında dönüşüm, kendiliğinden değil; bilinçli tercihlerle gerçekleşir.
Ancak asıl soru şudur: Bu dönüşüm hangi değerler adına ve kimin çıkarına yapılmaktadır?
Kadın çalışmaları üzerinden yürütülen bazı programlarda; Aile zayıflatılırken, Ulusal bağlar geri plana itilirken, Ortak kültürel referanslar “baskıcı” ilan edilirken, yerine konulan yapının toplumsal bütünlüğü nasıl etkileyeceği yeterince tartışılmamaktadır.
AİLEYİ ZAYIFLATMAK KİME YARAR Aile, yalnızca bireylerin özel alanı değildir; aynı zamanda toplumun kendini yeniden üretme biçimidir.
Ailenin zayıfladığı, bağların gevşediği, aidiyetin parçalandığı toplumlar; - Daha kolay yönlendirilebilir, - Daha kırılgan, - Daha dışa bağımlı hale gelir.
Bu nedenle “aileyi dönüştürme” söyleminin masum bir eşitlik çağrısı mı, yoksa uzun vadeli bir toplumsal mühendislik yaklaşımının parçası mı olduğu sorusu meşrudur ve sorulmalıdır.
Bu yazı bir sonuca varmak için değil; düşünmeye başlamak için yazıldı.
Kaynaklar: 1-Birleşmiş Milletler - İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Türkçe). 2-CEDAW - Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi. 3-UN Women politika belgeleri ve raporları. 4-OECD - Aile politikaları ve sosyal dayanışma raporları. 5-Çocuk gelişimi, aile yapısı ve toplumsal dayanışma üzerine psikoloji ve sosyoloji literatürü. 6-Kimlik politikaları, ulus-devlet ve küresel yönetişim üzerine akademik çalışmalar.