Haber Detayı

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu: Dijital Çağda İnsanlığın Yeni İmtihanı... Her Yapılabilen Şey, Yapılmalı Mıdır?
Güncel gercekgundem.com
13/01/2026 10:35 (1 saat önce)

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu: Dijital Çağda İnsanlığın Yeni İmtihanı... Her Yapılabilen Şey, Yapılmalı Mıdır?

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu, yılın kelimesi seçilen 'Dijital Vicdan'ı değerlendirdiği yazısında günümüz teknolojisinin geldiği noktada etik ilkeleri değerlendirdi. Mumcu, "Dijital vicdan, medya profesyonelleri ka­dar sıradan kullanıcıları da kapsayan bir etik bilinç hali­ni alır. Di­jital vicdan, “bilgiye erişim hakkı” ile “bilgiyi sorumlu kullanma yükümlülüğü” ara­sındaki dengeyi kuran temel ilkedir" dedi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr.

Batuhan Mumcu, Dünya gazetesinde yer alan "Dijital çağda insanlığın yeni imtihanı" başlıklı yazısında Türk Dil Kurumu tarafından yılın kelimesi seçilen "Dijital Vicdan"ı ve yeni çağda insanları bekleyen zorlu sınavları değerlendirdi. "ÇOK KATMANLI BİR SORUMLULUK ALANI"Dr.

Batuhan Mumcu, "Dijitalleşme, teknik bir dönüşümün ötesinde insanın hakikatle, bil­giyle ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin yeniden yapılanma­sını ifade etmektedir.

Dijital vicdan ise; bireyin dijital or­tamda ürettiği, paylaştığı, tü­kettiği ve yönlendirdiği her türlü içeriği etik, ahlaki ve in­sani değerler süzgecinden ge­çirerek değerlendirme yetisi­ni ifade eder.

Bu kavram, hem bireysel kullanıcıyı hem de medya kuruluşlarını, tekno­loji şirketlerini, algoritma ta­sarımcılarını ve kamusal oto­riteleri de kapsayan çok kat­manlı bir sorumluluk alanı oluşturur" değerlendirmesinde bulundu."SORUMLULUĞU HATIRLATAN BİR KAVRAM"Mumcu, "Luciano Floridi’nin “Bil­gi Etiği” (Information Ethi­cs) yaklaşımı, dijital ortam­da ortaya çıkan ahlaki sorun­ların insan merkezli olduğu kadar sistem merkezli de ele alınması gerektiğini vurgular (Floridi, 2013).

Bu yaklaşım, dijital vicdanı yalnızca birey­sel niyetle sınırlı olmayan; di­jital ekosistemin bütününe yayılan bir etik bilinç olarak konumlandırır.Türk Dil Ku­rumu’nun 2025 yılı kavramı olarak “dijital vicdan”ı belir­lemesi, çağdaş toplumların karşı karşıya olduğu etik, ah­laki ve manevi sorunlara dik­kat çeken önemli bir gösterge­dir.

Zira dijitalleşme, hayatın her alanını dönüştürürken, insanın ahlaki pusulası bu hız karşısında çoğu zaman yönü­nü şaşırmaktadır.

Dijital vic­dan, tam da bu noktada, tek­nolojiyle birlikte büyüyen sorumluluğu hatırlatan bir kavram olarak karşımıza çık­maktadır" ifadelerini kullandı."HER YAPILABİLEN ŞEY YAPILMALI MIDIR?"Mumcu yazısında, "Bugün artık yalnızca izleyen ya da okuyan değil; paylaşan, çoğaltan ve yönlendiren birey­leriz.

Sosyal medya, her kul­lanıcıyı potansiyel bir yayın­cıya dönüştürmüş durumda.

Bir tuşla paylaşılan yalanlar, çoğu zaman vicdani muhase­be yapılmadan yayılmaktadır.

Bu noktada dijital vicdan, bi­reyin anonimlik zırhı arkası­na saklanmadan, hakaret, linç, dezenformasyon ve manipü­lasyon karşısında kendini so­rumlu hissetme bilincidir.

Bu yeni iletişim düzeninde temel soru şudur: Her yapılabilen şey, yapılmalı mıdır?" ifadeleriyle dijital çağın handikaplarına değindi.Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr.

Batuhan Mumcu'nun makalesi şöyle:Dijital etik ve ahlaki sorumlulukİletişim, dijital çağda büyük ölçüde aracılı (mediated) hale gelmiştir.

Sosyal medya plat­formları, haber siteleri ve di­jital ağlar; bireylerin hem bil­gi üreticisi hem de bilgi yayı­cısı olduğu hibrit bir iletişim ortamı oluşturmuştur.

Bu du­rum, klasik iletişim etiği ilke­lerinin (doğruluk, nesnellik, zarar vermeme) dijital bağ­lamda yeniden değerlendi­rilmesini zorunlu hale getir­mektedir.Habermas’ın kamusal alan teorisi, rasyonel ve ahlaki te­mellere dayalı iletişimin de­mokratik toplumlar için vaz­geçilmez olduğunu vurgular (Habermas, 1989).

Ancak di­jital iletişim ortamları, duy­gusal tepkiyi ve hız faktörünü merkeze alarak bu rasyonel zemini zayıflatmaktadır.

Di­jital vicdan, bu noktada bire­yin iletişim eylemini yalnızca “ifade özgürlüğü” bağlamında değil; “etik sorumluluk” çer­çevesinde de değerlendirme­sini gerektirir.Dezenformasyon ve yanlış bilginin (misinformation) ya­yılması, teknik bir sorun ol­manın ötesinde, doğrudan vicdani ve ahlaki bir mesele­dir.

Wardle ve Derakhshan’ın ortaya koyduğu “bilgi düzen­sizliği” (information disor­der) kavramsallaştırması, dijital medya ortamında bil­ginin kasıtlı ya da kasıtsız ola­rak nasıl çarpıtıldığını ortaya koymaktadır (Wardle & De­rakhshan, 2017).Bu bağlamda dijital vicdan, medya profesyonelleri ka­dar sıradan kullanıcıları da kapsayan bir etik bilinç hali­ni alır.

Paylaşılan bir içeriğin doğruluğunu sorgulamamak, dijital ortamda pasif bir dav­ranış gibi görünse de; kamu­sal zarar üretme potansiyeli taşımaktadır.

Dolayısıyla di­jital vicdan, “bilgiye erişim hakkı” ile “bilgiyi sorumlu kullanma yükümlülüğü” ara­sındaki dengeyi kuran temel ilkedir.Algoritmalar, yapay zekâ ve vicdani sorumlulukGünümüzde dijital vicdan tartışmaları, yalnızca insan davranışlarıyla sınırlı kal­mayıp algoritmik sistemle­ri de kapsamaktadır.

Avrupa Birliği Yapay Zekâ Etik Reh­beri’nde vurgulanan “insan merkezli yapay zekâ”, “etik” ve “şeffaflık” gibi ilkeler, tek­nolojinin vicdani bir çerçeve­ye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır (EU Ethics Gu­idelines for Trustworthy AI, 2019).Sosyal medya, haber plat­formları ve yapay zekâ des­tekli algoritmalar, bireyle­rin algılarını yönlendirme ve davranışlarını şekillendirme gücüne sahiptir.

Bu güç, vic­dani bir denetim mekaniz­masıyla desteklenmediğinde dezenformasyon, dijital linç, nefret söylemi ve mahremi­yet ihlallerini normalleştiren bir yapıya dönüşebilmekte­dir.Son yıllarda yapay zekâ des­tekli deepfake teknolojileri, dijital vicdan tartışmaları­nın merkezine yerleşmiştir.

Görsel ve işitsel gerçekliğin yüksek doğrulukla taklit edi­lebilmesi, hakikat ile kurgu arasındaki sınırları belirsiz­leştirmektedir.

Chesney ve Citron’a göre deepfake tek­nolojileri, bireylerin itibarını zedeleme, siyasal manipülas­yon ve toplumsal güveni sars­ma açısından ciddi tehditler barındırmaktadır (Chesney & Citron, 2019).Deepfake içerikler, yal­nızca teknolojik bir sorun olarak ele alındığında ek­sik kalmaktadır.

Asıl mese­le, bu içeriklerin üretimi, yayılması ve tüketilmesi sürecindeki vicdani so­rumluluğun nasıl tesis edi­leceğidir.

Dijital vicdan, bu­rada hakikat ilkesini merke­ze alan bir etik refleks olarak devreye girer.

Hakikatin bi­linçli biçimde tahrif edilmesi, hem hukuki hem de derin bir ahlaki ve manevi ihlaldir.Dijital medya çağında en büyük sorunlardan biri de de­zenformasyondur.

Yanlış ya da çarpıtılmış bilgi, saniyeler içinde milyonlara ulaşabil­mektedir.

Üstelik bu yayılım, çoğu zaman kötü niyetten de­ğil; dikkatsizlikten ve sorum­suzluktan beslenir.

Ancak so­nuç değişmez: Toplumsal gü­ven zedelenir, insanlar hedef haline gelir, hakikat bulanık­laşır.Bu noktada dijital vicdan, yalan üretenler kadar, yalanı sorgulamadan yayanları da kapsayan bir sorumluluk ala­nı oluşturur.

Akademik çalış­malarda “bilgi düzensizliği” olarak tanımlanan bu süreç, vicdani refleksler zayıfladı­ğında daha da derinleşmek­tedir.

Sessiz kalmak ya da sor­gulamadan paylaşmak, dijital çağda masum bir davranış ol­maktan çıkmıştır.Her ne kadar vicdanın doğ­rudan kodlanması mümkün olmasa da, vicdani ilkelerin algoritmik karar süreçlerine rehberlik etmesi mümkün­dür.

Bu durum, dijital vicda­nı bireysel bir erdemden çıka­rarak kurumsal ve yapısal bir sorumluluk alanına taşımak­tadır.Dijital alanda kul hakkı ve vicdani muhasebeİslâm’ın üzerinde hassasi­yetle durduğu temel kavram­lardan birisi “hak” kavramı­dır.

İslâm, bütün canlılara ait hakları tespit ve tarif edip sı­nırlarını belirledikten sonra her bir hak sahibine hakkının verilmesini emretmiş; hak ih­lali anlamına gelecek her tür­lü davranışı da yasaklamıştır.

Bu hakların başında kul hakkı gelmektedir. (Din İşleri Yük­sek Kurulu, 2023).Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, insanı en güzel biçim­de yarattığını ve onu müker­rem kıldığını bildirmektedir (İsrâ, 17/70; Tîn, 95/4).

Bun­dan dolayı İslâm’da ırkı, ren­gi, cinsiyeti, dili, dini, konu­mu ne olursa olsun insanların hakları dikkate alınmış ve gö­zetilmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) veda hutbesinde; “Ey insan­lar!

Sizin canlarınız, malları­nız ırz ve namuslarınız, Rab­binize kavuşuncaya kadar do­kunulmazdır.” (Buharî, Hac, 132 [1739, 1741]) buyurmuş; kul haklarını ihlal eden kişi­nin ahirette hüsrana uğraya­cağını haber vermiştir. (Müs­lim, Birr, 59 [2581])Dolayısıyla İslâm’da kul haklarına riâyet, İslâm’ı an­lama ve özümseme gösterge­lerinden olup dünya ve ahiret saadetine ulaştıran temel ve­silelerden birisidir.İlahiyat alanındaki çalış­malarda kul hakkı, “insan onurunun dokunulmazlığı” ilkesiyle birlikte ele alınmak­tadır.

Hayrettin Karaman’a göre kul hakkı, modern top­lumlarda iletişim araçlarının çoğalmasıyla daha geniş bir etki alanına kavuşmuş; söz ve yazının yol açtığı zararlar kla­sik dönemlere kıyasla çok da­ha derin hale gelmiştir (Kara­man, 2016).Kul hakkının dijital bağ­lamda en sık ihlal edildiği alanlardan biri, iftira ve gıy­bettir.

Kur’an-ı Kerim’de gıy­bet, insan onuruna yönelik ağır bir saldırı olarak nitelen­dirilir:“Ey iman edenler!

Zannın birçoğundan sakının.

Çün­kü zannın bir kısmı günah­tır.

Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştır­mayın.

Birbirinizin gıybetini yapmayın.

Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemek­ten hoşlanır mı? (Hucurât, 49/12).

İlahiyat literatürün­de bu ayet, gıybetin yalnızca bireysel bir ahlak sorunu de­ğil, toplumsal güveni tahrip eden bir fiil olduğu şeklinde yorumlanmaktadır (Çağrıcı, 2019).

Dijital ortamda yapılan paylaşımlar gıybetin etkisini katbekat artırmakta; sınırlı bir çevrede kalması mümkün olan bir söz, milyonlara ulaşa­bilmektedir.Vicdan ise, insanın fıtratın­da var olan ve davranışları de­netleyen içsel bir mekanizma olarak kabul edilir.

İslam ah­lakında davranışların değer­lendirilmesi, görünür sonuç­larının yanı sıra, niyet ve so­rumluluk bilinci üzerinden de yapılır.

Kur’an-ı Kerim’de geçen “nefs-i levvâme” kav­ramı, bireyin kendi eylemleri karşısında içsel bir muhasebe yürütmesini ifade eder. “(Ku­surlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ede­rim (ki diriltilip hesaba çeki­leceksiniz).” (Kıyâme, 75/2).İlahiyatçı müfessirler, bu ayeti insanın kendi eylemle­ri karşısında içsel bir hesap verme bilincine sahip olma­sı gerektiği şeklinde yorum­lamaktadır.

Dijital ortamda anonimlik duygusuyla yapı­lan ihlaller, bu içsel denetim mekanizmasının zayıfladığı­nı göstermektedir.

Dijital vic­dan, tam da bu noktada nefs-i levvâmenin çağdaş bir teza­hürü olarak değerlendirilebi­lir.Hadis literatüründe yer alan “Kişiye günah olarak, duyduğu her şeyi söyleme­si yeter” (Müslim, Mukaddi­me, 5) ifadesi, özellikle dijital medyada bilgi paylaşımının ahlaki sınırlarını belirleyen temel bir çerçevedir.Deepfake, iftira, mahre­miyet ihlali ve dijital linç gi­bi olgular, dini perspektiften bakıldığında doğrudan kul hakkı ve toplumsal vebal me­selesi olarak karşımıza çık­maktadır.

Dijital vicdan, bu bağlamda; gıybet, iftira, kul hakkı ve mahremiyet ihlali gi­bi kavramların dijital ortam­daki karşılıklarını değerlen­dirmeyi; bireyi yalnızca “ya­sal olan” ile değil, “helal olan”, “adil olan” ve “kul hakkına ri­ayet eden” davranışlara yön­lendirir.

Bu yönüyle dijital vicdan, teknolojik çağda ma­nevi sorumluluğun en güncel ve en hayati tezahürlerinden biridir.

İlgili Sitenin Haberleri