Haber Detayı

Bir babadan kızına: Dağların öğretmenleri
Kadim ülker aydinlik.com.tr
13/01/2026 15:36 (4 saat önce)

Bir babadan kızına: Dağların öğretmenleri

Bir babadan kızına: Dağların öğretmenleri

“Baba,” dedi kızı, kreşin yolunu tutarken.“Sahi baba, senin kreşin nasıldı?

Anlatsana bana biraz.

Benim öğretmenlerim mi, senin öğretmenlerin mi daha iyiydi?”“A be kızım, benim kreşim camızların, öküzlerin, ineklerin ve koyunların arasındaydı.

Ben senin gibi, ananın babanın işe gitmek için seni bıraktığı kreşlere mi gittim?

Soğuktan korunmak için hayvanların arasında oynardım.

Ne kreşim ne de sizlerin sahip olduğunuz atari matari, bilgisayar, cep telefonu vardı o zaman?

En fazla bir bıçak sahibi olma lüksü vardı.

Söğüt ve kavak ağaçlarından sopalar yapar, onlarla birçok oyun oynardık.

Bir de ayağımızdaki soğuk koyu kara lastikler ile kamyonculuk oyunumuz vardı.”“Kışları ahırlarda, hayvanların arasında, onların sıcaklığında soğuktan korunur; yazın ise onları alır, dağlarda otlatırdım.

Ah, ne güzellerdi bir bilsen!

Etinden, sütünden, yününden faydalandığımız, evimizin vazgeçilmez parçaları olan hayvanlarımızın bir de sıcaklığından ve sevgisinden yararlanırdık.” DAĞ YOLLARINDA ÇOCUKLUK “Onları dağlara götürür, otlaklarda karınlarını doyurur, sonra da tekrar eve getirirdik.

Tarlaların sürülme zamanında çifte koşulmaları için tarlalara bırakılır, babam veya amcalarımın gelmeleri beklenirdi.”“İki koca camızımız vardı.

Onları otlatmaya götürdüğümde senin kreşe gittiğin yaştaydım.

Seni kreşe götürdüğüm gibi onları da dağların eteklerindeki otlaklara götürürdüm.

Senin kadar vardım ya da yoktum.

Kuzenimle yola çıkarırdı annelerimiz bizi.

Kışın dokunan kilim iplerinden arta kalanlarla dokunmuş, nakış nakış çantalarımıza azıklarımız konur, onları boynumuza takar, yola koyulurduk.”“Kilim çantalarımızın içinde ne vardı, bilir misin?

Oğmaç vardı.

Oğmaç; yufka ekmek ufak ufak bölünür, kat kat konulmuş yufkanın üstüne annelerimizin kendi inek ve koyunlarının sütünden elde ettiği tereyağı üzerine boca edilirdi.

O gün evde fazladan bir iki yumurta varsa –zenginlik bu ya– oğmaçın içine onlar da kırılırdı.

Yumurtalı oğmaç yapılırdı.

Dağ başında onu yerken, diğer arkadaşların arasında epey sükseli olurdu.

Annelerimiz o oğmaçları ekmeğin içine sarar, kilim nakışlı çantalarımızla yola koyulmamızı sağlardı.”“Başka bir şey olmazdı.

Su veya meyve gibi şeyler yoktu.

İhtiyaç duyulmaz mıydı?

Yok yok, ihtiyaç vardı da suyun dökülmeyecek, kapatılabilecek bir kabımız bile yoktu.

Nasıl olsa dağlarda bir göze bulunurdu.

Azığımızı açıp tereyağlı ekmeğimizi yedikten sonra, gözelerin gözüne paralel boylu boyunca uzanır, o gözelerden kana kana içerdik suyumuzu.

Meyvemiz de yoktu mesela çantamızda.

Evde olmayan çantada ne arasın?

Dağ başlarında yabani armutlar olurdu, onları toplardık.

Çok yiyince de kabız olur, tuvalete çıkamazdık.” GÜN DOĞMADAN YOLA “İşte böyle be kızım… Senin elinden tutup kreşe götürdüğüm gibi, senin yaşındayken camızlarımızın kuyruğundan tutar, dağlarda otlaklara götürürdük.

Yol boyunca uyku gözümüzden akardı da uyumazdık.

Sabah güneşin doğmasından önce camızlarla dağlara çıkmak gerekirdi.

Zira güneş vurduğu zaman o camızların hareket etmesi zorlaşır, çok ağır hareket ederlerdi.

Sıcak olur da camızları bunalek tutarsa, camızlar kuyruklarıyla onları kovmaya çalışırlardı.

Kovamadıklarından ise kaçarak kurtulacaklarını sanarlardı.

Camızların bu kaçışına engel olamaz, onları nerede yakalayacağımızı ve ne kadar peşlerinde koşacağımızı kestiremezdik.

Onun için gün doğmadan dağlara varmak gerekirdi.

Senin yaşında olan bizler sabahın seher vaktinde uykularımız bölünür, ‘kalkın haydi yavrular!’ sesiyle uyandırılır ve yola koyulurduk.”“Yarı uykulu hâlimizle, kuzenim bir camızın, ben diğer camızın kuyruğundan yapışır; yaylanın yolunu tutardık.

Camızların yürüyüşlerinden onların çok asil hayvanlar olduklarını düşünürdüm hep.

Bir de evde herhangi birimize benzetirdim.

Ağır ağır, belli bir tempoyla, kuyruklarından tutmuş bizleri adeta onlar götürürdü dağ başlarına.

Yollarını da bilirlerdi, yönlendirmeye gerek kalmazdı.”“Bir punduna getirip camızların sırtına binmeye çalışırdık.

Biz küçücük çocuklar o koca devasa hayvanın üzerine nasıl binebilirdik ki!

Bir yolunu bulurduk ama, ya büyük bir kayanın yanına çeker oradan üzerine atlardık ya da ‘çaael’ derdik biz, taş yığını.

Tarlalarımız taş doluydu, tarlalara taş yağmıştı adeta.

Ekip biçebilmek ve tarlalarda taşsız, daha büyük alan elde edebilmek için o çalışkan köylüler tarlalarındaki taşları toplar, bir köşeye yığarlardı. ‘Çaael’ dediğimiz bu taş yığınlarına camızlarımızı çeker, oradan sırtlarına atlardık.

Sırtları da ne kadar geniş olurdu öyle!

Bir döşek atsan yatılır, uyunurdu.

Ufacık bacaklarımız hayvanların sırtlarının genişliğinden aşağıya sarkmazdı bile.

Nasıl bir keyifti o öyle!

Bu şekilde çayırlık ve sulak alanlara getirdiğimizde bu sefer camızların keyiflerine diyecek olmazdı.

Çayırlardan otlanır, göletlere girer, yazın o sıcak aylarında saatlerce çıkmazlardı.

Rahata eren camız, göletin içine tuvaletini yapardı.

Suyun yüzüne çıkan kabarcıklara bakan camızımız ise başını geri çevirir, bütün gururuyla ‘Gövdemden çıkan bana yüzme öğretiyor,’ der gibiydi.

Bizler azığımızı açar, oğmaçlarımızı yer, sonra da çelik çomak oyunumuza başlardık.” DAĞLARIN ÖĞRETMENLERİ “İşte benim kreşim, oyun alanım; ahırdan çıkıp dağ eteklerine uzanan yerlerdi.

O güzel günleri ağabeyin ve sen yaşayamadığınız, yaşayamayacağınız için üzgünüm kızım.

Ben bile bugün, rüyalarımda görebilmek için gözlerimi kapatıp uyumaya çalışıyorum.

Belki anneli, babalı, bacılı, kardeşli ve o güzelim; etinden, sütünden, gücünden, kuvvetinden faydalandığımız hayvanlarımızla geçirdiğimiz günlerin rüyasına yatmak için gözlerimi kapatıyorum.”“Unutmadan, kimin öğretmenleri daha iyiydi diye soruyorsun ya.

Herkesin öğretmeni kendisine iyidir canım kızım.Ama ben çalışkanlıklarıyla öküzlerimizden, güçlerinden ve sabırlarından dolayı camızlarımızdan, sevgi doluluklarından dolayı kuzularımızdan, koçlarımızdan, boğalarımızdan, hatta ev halkına sadakatlerinden dolayı kapımızdaki köpeğimizden çok şey öğrendim.

Onlar da bana zaman zaman öğretmenlik ettiler.”

İlgili Sitenin Haberleri