Haber Detayı
Taş plakların efendisi: Hugo Strötbaum
Taş plakların efendisi: Hugo Strötbaum
Başlıktaki ismi taş plaklarla ilgili olan çok az kişinin dışında tanıyan pek fazla olmaz.
Genç kuşakların tanıması ise yaşları gereği mümkün değildir.
Tabii taş plakların tarihi ile ilgili değillerse…Hugo Strötbaum yeni yıla girdiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı.
Bizleri bu ayrılıştan haberdar eden ise ülkemizdeki ender taş plak koleksiyoncularından biri olan Cemal Ünlü’nün kısa ama bir o kadar da duygu yüklü duyurusu oldu… Bir taş plak sevdalısından, bir dosta, yaşamının büyük bir kısmını taş plaklara adamış bir bilim adamına ufak bir armağan gibi...
Hugo ile yapılmış ender söyleşilerden birini de yıllar önce Gökhan Akçura yapmış.
Yazının başlığı ise “Taş Plak Tarihi Hugo’dan Sorulur… İyi ki böyle bir söyleşi var elimizde….
DİL MERAKIYLA BAŞLAYAN PLAK MACERASI Hugo ;1946 Hollanda doğumlu… Üniversitede İngilizce bölümünde okurken ek ders olarak Yunancayı seçer ve onu da öğrenmeye başlar.
Bir süre sonra Yunanca içindeki Türkçe kelimelerin çokluğunu görünce bu dili de öğrenmenin yolu arar.
Tanıştığı Türklerle başlayan öğrenme süreci bir süre onu kurslarda Türkçe öğretmenliğine dek götürür.
Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyar.
Özellikle de Ortadoğu ülkelerinin müzikleri ilgi odağı olur. 1966’da ilk kez Yunanistan’a gider, bir yıl sonra da Türkiye’yi ziyaret eder.
Yunanistan’da rembetiko müziğiyle ilgilenirken, bu müziğin köklerinin makamlarının Türk müziğiyle ilgi olduğunu görür ve bu konuda ilk çalışmalarına başlar.
Bir gün Atina bit pazarında gezerken üzerinde Osmanlıca yazan Hafız Burhan’ın plaklarını bulur ve onları ufak bir ücret ödeyerek alıp evinde dinlemeye başlar.
Dinledikçe merakı artar ve derken bu merak bir tutkuya dönüşür.
Sonrasında taş plakların peşine düşer.
Ömür boyu peşlerinden gittiği bir düşüş olur bu… Hiç elde edemeyeceğini sandığı bu plaklardan ve benzerlerinden birçoğuna -sayılmayacak kadar- sahip olur.
Eski taş plaklara sahip oldukça dinleme hobisi, bu plakların geçmişine doğru uzanan bir kapıyı da sonuna dek açar.
Ve giriş o. giriş… ÖMRÜNÜ TAŞ PLAKLARA ADADI Hugo’nun sözü edilen konu üzerindeki bilimsel araştırmaları saymakla bitmez.
Bu konuya ilgi duyanlar mutlaka onun yazdıklarından, taş plakların dünyasından nasiplerine düşeni fazlasıyla almışlardır.
Araştırmalarının büyük bir kısmı taş plaklardaki sesin ardında kalan çalışmalara ilişkin alanı kapsar.
Gramofonda dönen taş plakların ortalarındaki etiketin sırrını çözmek sanıldığı gibi hiç de kolay değildir.
Hugo bu kolay olmayanın sırrını çözer.
Hem de bir ömrü harcayarak… Hugo ile karşılaşmamız bu araştırmalarının hız kazandığı yıllarda Kapalıçarşı yakınlarında, esnaf ve koleksiyoncular tarafından “antika hali” olarak adlandırılan Camili Han’daki antikacı dükkanlarından birinde olmuştu.
Taş plak ve gramofonla ilgilenen hemen hemen tüm antikacılar onu çok yakından tanıyorlardı.
Çünkü Türkiye’ye ilk gelişi tanıştığımız yıllar değildi.
Onu tanıyanlar hemen hemen her yıl muntazaman Türkiye’ye gelip Hilton Oteli’nde kaldığını ve her gelişinde Hürriyet gazetesine ilan vererek Türkçe taş plakları satın aldığını, bu satın alma işleminin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmayıp Yunanistan ve Ortadoğu ülkelerini de kapsayıp oralarda da aynı yöntemle bunlara sahip olduğunu söylediler.
KISKANMAKLA HAYRANLIK ARASINDA KALDIM Hugo’nun böylesine bir tutkuyla taş plakları toplayıp, bunlar üzerinden ayrıntılı bir araştırma yaparak bu konuda hiç kimsenin -ya da çok az kişinin- ulaşamayacağı bir bilgi ve birime sahip olması karşında biraz kızmış, birazın da ötesinde kıskanmakla hayranlık duyma arasında bir yerlerde takılı kalmıştım.
Kızgınlığım; bir yabancının bizlerin kültürüne ait olan değerleri, hiç aksatmadan her yıl gelip kendi ülkesine alıp götürmesine, kıskançlığım ile hayranlığım ise, bizlerin ıskaladığı, önem vermeyip es geçtiği bir konuda onlara önem verip üzerlerinde ayrıntılı bir çalışma yapmış olmasından kaynaklanıyordu.
Onu az da olsa tanıdıkça daha da saygı duymaya başladım.
Yalnızca bizim önem vermediğimiz, hor görüp attığımız, kırdığımız plakları toplayıp sahiplenmiyor dahası üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapıp, bu çalışmalarını ilgi duyanlarla cömertçe paylaşmaktan da imtina etmiyordu… TAŞ PLAKLAR DUVAR SÜSÜ OLARAK KULLANILIYORDU Hugo’dan önce her biri ayrı bir değer olan taş plaklarımız ne oluyordu dersiniz?
Orası da bir başka hikâye… O yıllarda müzikle ilgili hiçbir koleksiyoncu, resmi ve de öz kurumun ilgilenmediği, ellerinde olanları ya depolara ya da kayıtsız oldukları için çöplere attığı plakları yalnızca iki mesleki kuruluş topluyordu.
Bunlardan biri, özellikle Tanburi Cemil gibi orta yerinde resimli olanları toplayan saatçiler, diğeri ise kahvehane, bar, pavyon, ya da benzeri mekân sahipleriydi.
Toplama nedenleri onları gramofonlarda çalmak değil, aksine saatçilerin duvar saati yapmak, mekân sahiplerinin de ucuzundan duvarlarını süslemek içindi… İşte Hugo o yıllarda, her yıl hiç aksatmadan Yunanistan, Ortadoğu ve Türkiye’ye giderek hiç kimselerin değer verip de sahip olma düşüncesine sahip olmadığı yıllarda bunları tek tek toplayıp alıp götürdü…İyi ki de götürdü demeye dilim varmıyor ama… İyi ki de sahip çıktı… Toprağı bol, çok ışıklı ve de 78 devirli müziğin hiç susmayan ninnisi olsun…