Haber Detayı
İzmir’de su, kent politikalarının merkezine alındı
ESİAD ev sahipliğinde düzenlenen Su Konferansı’nda, artan su stresi karşısında sanayi, tarım ve kent politikalarının bütüncül biçimde ele alınması gerektiği vurgulanırken, suyun üretimden kentsel yaşama kadar stratejik bir unsur haline geldiği mesajı öne çıktı.
Özlem SARSINEge Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde, EBSO ve İzmir Ticaret Borsası ile birlikte Su Konferansı düzenlendi.ESİAD Başkanı Sibel Zorlu, yeşil ve döngüsel ekonominin, birbirini tamamlayan bir bütün haline geldiğini söyleyerek, bu bütünün merkezinde suyun yer aldığını ifade etti.
Su yönetiminin kalkınma, rekabet gücü ve risk yönetimi meselesi haline geldiğini vurgulayan Zorlu, “Türkiye’nin, ciddi su stresi altında olduğunu biliyoruz.Bu gerçek, suya yaklaşımımızda köklü bir zihinsel dönüşümü zorunlu kılmaktadır.
Suyu sadece bir kaynak olarak değil; her damlası ölçülen, planlanan ve yeniden kazanılan stratejik bir unsur olarak görmeliyiz.
Su yoksa üretim yoktur.
Su yoksa sürdürülebilir kalkınma mümkün değildir.
Su yoksa kentlerde yaşam son derece zordur” dedi.“COP31’de suyun ele alınmasını bekliyoruz”Uzun süredir çıkarılması beklenen Su Kanunu’nun bu yıl yasalaşacak olmasının ülkemiz açısından son derece önemli bir adım olduğunu da söyleyen Zorlu, “Bu düzenlemeyle, suyun korunması, verimli kullanımı ve sürdürülebilir yönetimi yasal bir çerçeveye kavuşacaktır.
Öte yandan bu tartışma yalnızca ulusal değil, aynı zamanda küresel gündemin de bir parçasıdır.Bu yıl Antalya’da düzenlenecek olan COP 31 toplantısında, iklim kriziyle mücadelede suyun rolünün küresel ölçekte daha güçlü biçimde ele alınmasını bekliyoruz.
Aynı şekilde iklim nötr, dirençli ve sürdürülebilir bir kent olma yolunda İzmir’in 2030 Misyon Kent hedefini son derece önemsiyoruz.
Bu hedef kapsamında su yönetimini en kritik başlıklardan biri olarak görüyoruz” dedi.“Tarım su yönetiminde en büyük paydaş”Tarım sektörünün küresel tatlı su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’ini, ülkemiz tatlı su tüketiminin ise yüzde 77’sini oluşturduğunu kaydeden İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, “Bu durum, tarımı su yönetiminde en büyük paydaş ve en bü yük sorumluluk sahibi sektör haline getiriyor.
Tarımsal sulamada “geleneksel” yöntemlerin konfor alanından çıkıp, akıllı ve sürdürülebilir sistemlere geçmek bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiş durumda.Havza bazlı planlamalarımızı iklim değişikliği projeksiyonlarına göre yeniden revize etmeliyiz.
Bu anlamda Tarım Bakanlığımızın suyu merkeze alarak kurguladığı yeni destekleme modelinin orta ve uzun vade de tarımda su kullanımını daha etkin hale getireceğine inanıyorum” dedi.“Su geleceğin bitcoinidir”EBSO Başkan Yardımcısı Hakan Ürün de suyun, geleceğin bitcoini, geleceğin altını olmasının beklendiğini söyleyerek, “Öyle ki, uluslararası arenada su için “mavi altın”, “mavi petrol” ifadeleri kullanılıyor.
Bugün yaşadığımız ticaret savaşlarının bir benzerinin su savaşları için de olması bekleniyor.
İşte böyle bir ortamda, su stresini derinden yaşayan İzmir’imizde, yaşamın temel unsuru olan suyu, su kaynaklarımızı verimli kullanmayı, yeni su kaynakları üretmeyi ve daha birçok başlığı konuşuyor olmamızı çok önemsiyorum.
Özellikle de suyun denizden arıtılması gibi detayları sunulacak alternatif önerileri çok kıymetli buluyorum” dedi.“Suyu yönetemeyen kentler kriz yönetmek zorunda kalır”İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.
Cemil Tugay da su stresi altında yaşayan ülke sayısının 25’ten 2050’de 45’e çıkmasının beklendiğini ifade ederek, Türkiye’nin de bu risk kuşağının içinde yer aldığına dikkat çekti.
Suyu kentlerin güvenliği ve geleceğiyle doğrudan ilgili olduğu söyleyen Tugay, “Bugün suyu yönetemeyen kentler, yarın kriz yönetmek zorunda kalacaktır.
Türkiye’de su meselesi artık tek bir kentin ya da idari sınırın sorunu değildir; havza ölçeğinde derinleşen, bölgesel bir yönetişim krizine dönüşmüştür.Bugün Türkiye’de su potansiyeli bakımından kesin kıtlık yaşayan 5 havza bulunuyor: Marmara, Gediz, Küçük Menderes, Akarçay ve Burdur havzaları.
Özellikle Gediz ve Küçük Menderes, İzmir’i doğrudan ilgilendiren ve suyun stratejik biçimde yönetilmesi gereken havzalardır.
Bu potansiyeli zorlayan en önemli unsur ise artan taleptir.
Su krizi, bireysel alışkanlıklarla değil; tarım, sanayi ve kent politikalarının birlikte ele alındığı bütüncül bir dönüşümle yönetilebilir” dedi.