Haber Detayı
Kayıp Çocukluğun Bordrosu
Günlerden Salı, saatler sabah yediyi gösteriyor.
Günlerden Salı, saatler sabah yediyi gösteriyor.
Bir sanayi sitesinin arka sokağında çoktan mesaisine başladı çocukluk.
Bu gerçekle yüzleşmek için ne uzun raporlara ihtiyaç var, ne de kalın dosyaların içindeki istatistiklere.
Kapısı yarı aralık bir atölyenin içine bakmak yeterli.
İş makinelerinin üzerindeki küçük eller, yorgun bakışlar, erken büyümüş yüzler…Budur çoğu zaman; Türkiye’de çocuk işçiliğinin fotoğrafı.
Oradaki çocuk ne işçidir, ne öğrencidir.
Sadece adı konmamış, hukuksuz bir emektir.
İş kazası olduğunda da çoğu zaman “orada çalışmıyordu” denir ve mesele kapanır.
Başından beri varlığı ile yokluğu bir olan çocuk işçi aynı istikrarla görünmez kılınır.
Çünkü düzenli ve resmî şirketlerde değil, küçük ve kayıt dışı işletmelerde çalışmıştır bu çocuklar.
Küçük ve kayıt dışı işletmeler görünmezdir.
Hesap verme yükümlülüğünden muaftır.
Aile açısından bakıldığında ise çok daha ağırdır tablo.
Yoksulluk, sadece gelirin düşmesi değil; seçeneklerin tükenmesidir onlar için.
Köyden kente göçen, tutunacak dal arayan, varlık yokluk mücadelesi veren aile için çocuk, ev bütçesine katkı sağlayan bir unsurdur. “Okula gitsin, kendini kurtarsın” temennisi, “eve ekmek getirsin, hem kendini hem bizi kurtarsın” gerçeğinin gerisinde kalır.
İşte tam bu noktada kopar çocuk; okulundan ve çocukluğundan. *** Çocukların çalıştığı işyerlerinde yaşanan kazalar çoğu zaman talihsizlik diye geçiştirilir.
Oysa ortada bir talih değil, açık bir gerçeklik vardır.
Çocuk, yetişkin değildir.
Tehlikeyi sezme ve riski tartma becerisi gelişmemiştir.
Bedeni ağır işlere uyumlu değildir.
Dikkati bir yetişkin gibi uzun süre aynı noktada kalmaz.
En önemlisi de sınır koymayı bilmez. “Yapamam”, “korkarım”, “tehlikeli” deme cesareti yoktur.
Çocuktur nihayetinde.
İşte bu yüzden daha ağır sonuçlar doğurur çocukların yaşadığı kazalar.
İşte bu yüzden aynı makine yetişkini yaralarken, çocuğu hayattan koparır.
Aynı ihmal yetişkini sakatlarken, çocuğun bütün geleceğini elinden alır.
Ama ne bir soruşturma yapılır ne de gerçek sorumlular ortaya çıkar bu kazaların ardından.
Çoğu zaman bir sessizlik gelir.
Çocuk, istatistiğe bile tam olarak giremeden kaybolur.
Bu tabloyu yalnızca “işveren” üzerinden okumak eksik olur.
Çocuk işçiliği, bireysel vicdansızlıklardan çok, toplumsal bir düzenin sonucudur.
Kırsalın çözülmesi, kent yoksulluğunun derinleşmesi, eğitim sistemindeki fırsat eşitsizliği…Hepsinin yükü bu çocukların omzuna biner.
Derin yoksulluğu yok sayarak, denetimi kâğıt üzerinde bırakarak, eğitimi çocuk için bir yük hâline getirerek bu düzeni değiştiremeyiz.
Çocuk işçiliğini gerçekten önlemek istiyorsak, meseleyi kökleriyle konuşmak zorundayız.
Eğitim politikalarımızı yeniden düzenlemek, eğitimde fırsat eşitliğini masaya yatırmak, derin yoksulluğu tüm gerçekliğiyle ve çıplaklığıyla konuşmak zorundayız.
Unutmamalıyız ki; çocukların mesai yaptığı bir ülkede, geleceğin ve yarınların da mesaisi ağırdır.