Haber Detayı

Tarlada Ucuz, Rafta Ateş Pahası: Cebinizdeki Parayı Kim Buharlaştırıyor?
Mete yolaş gercekgundem.com
15/01/2026 06:00 (8 saat önce)

Tarlada Ucuz, Rafta Ateş Pahası: Cebinizdeki Parayı Kim Buharlaştırıyor?

Türkiye’de gıda sistemi son kırk yılda adım adım derinleşen, kuralların gevşediği, piyasa ilişkisinin belirleyici hale geldiği yapısal bir krizin içinde.

Bu kriz sürdürülemez bir noktaya ulaştı.

Krizi başlatıp büyüten gıda politikalarını da AKP iktidarı belirledi.Gıda Enflasyonu Fırsatçılıktan Büyük Bir Yapısal SorunGıda enflasyonu çoğu zaman fırsatçılık, stokçuluk ve fahiş fiyat gibi etiketlerle konuşuluyor.

Oysa gıda enflasyonu, Türkiye’nin tarımsal üretim rejiminin ve tedarik zinciri mimarisinin çöktüğünü gösteren en somut işaretlerden biri.Tarlada ucuz, rafta pahalı paradoksu yaygın kanının aksine bir piyasa başarısızlığı değil.

Tam tersine, az sayıda baskın aktörün lehine işleyen piyasanın, yani bir servet transferi mekanizmasının sonucu.Gıda enflasyonu ve tarımsal krizin kökenlerini görebilmek için günlük polemiklerden çıkıp politika dönüşümü ve tedarik zinciri yapısını bir kenara bırakmak gerekiyor. 1999’da IMF ile Stand-By Anlaşması imzalandı.

Ardından Dünya Bankası güdümünde Tarım Reformu Uygulama Projesi yürürlüğe kondu.Bu süreç piyasalaştırma adı altında yerel üreticinin koruma kalkanlarını zayıflattı.

Devletin tarımsal KİT’lerden çekildi.

KİT’lere ait fabrikalar özelleştirildi ya da kapatıldı.

Yerel üretici, serbest piyasa denilen ama dev çok uluslu şirketlerin hakim olduğu bir alanda savunmasız kaldı.

Kırsalda köylülüğün tasfiyesi hızlandı.

Ancak bu tasfiye, klasik sanayileşme modellerindeki gibi kırsaldan kente geçen nüfusun sanayi işçisi olmasıyla sonuçlanmadı.Tarımdan koparılan halk, kent çeperlerinde güvencesiz hizmet sektörü çalışanlarına ya da işsizler ordusuna dönüştü.Endüstriyel Tarım ve İthal Girdiye Bağımlı Maliyet YapısıEndüstriyel tarım modeli, yoğun kimyasal gübre, tarım ilacı, fosil yakıt ve hibrit tohum kullanımını zorunlu kılıyor.

Türkiye’de bu girdilerin tamamına yakını ithalata ve dövize endeksli hammaddelere dayanıyor.Türkiye tarımındaki bu endüstriyel modelde, girdi-çıktı fiyat makası denilen mekanizma çok sert işliyor.

Yani çiftçi tarlaya girmeden önce borçlanıyor ve karının büyük kısmını hasattan aylar önce endüstriyel hammadde devlerine transfer ediyor.

Endüstriyel hammadde devleriyle zincir market devleri, arada kalan yerel üreticiyi sıkıştırıyor.Bu model yalnızca ekonomik değil, ekolojik bir iflası da beraberinde getiriyor.

Soyut bir kavram olan toprağın küsmesi ve iflası, dünyada ilk kez Türkiye topraklarında somutlaşıyor.

Toprağın organik maddesini yitirmesi, daha fazla kimyasal gübre kullanımını zorunlu kılıyor.

Bu durum maliyetleri artırırken verimi marjinal olarak düşürüyor.

Bu kısır döngü, çiftçiyi daha fazla borçlanmaya ve nihayetinde üretimden çekilmeye zorluyor.Perakendede Dönüşüm: Üç Harfli Marketlerin YükselişiGıda zincirinin yurttaşa ulaşan tarafında, zincir market devleri lehine son yirmi yılda sessiz ama yıkıcı bir dönüşüm yaşanıyor. 1990’larda hipermarketlerin yükselişiyle başlayan süreç, 2010 sonrasında yüksek indirim marketlerinin mutlak hegemonyasıyla sonuçlandı.

Üç harfli marketler agresif büyüme stratejileriyle Türkiye’nin her mahallesine, sokağına girdi.

Gıda perakende pazarının çok büyük bir kısmını kontrol eden, az sayıda zincirin belirleyici olduğu bir yapı oluştu.Yurttaş açısından asıl tehlike tek alıcı gücünde.

Bir mecburiyet düzeni.

Bu zincir market devleri pazar güçlerini kullanarak yerel üreticiler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurdu.

Binlerce tonluk alım gücüne sahip bu zincirler yerel üreticiye açıkça “Benim belirlediğim fiyattan satmazsan, ürününü almam.” diyebiliyor.

Yerel üreticinin alternatif pazara erişimi azaldıkça bu tehdit daha da etkili hale geliyor.Bu zincir market devleri tedarikçilerden raf bedeli, listeleme ücreti, yıldönümü indirimi katkısı gibi şeffaf olmayan ödemeler talep ediyor.

En kritik noktan ödeme vadeleri.

Market ürünü nakit satar.

Üreticiye ise aylar sonra ödeme yapar.

Böylece yerel üretici üzerinden faizsiz finansman sağlar.Zincir market devlerinin temel taşı özel markalı ürünler.

Yani marketin kendi markasıyla satılan ürünler.

Satışların %65’inden fazlası zincir market devlerinin kendi markalı ürünlerinden oluşuyor.

Bu zincirler bir süt fabrikasını ya da bisküvi üretim tesisini kendi markalarını basmaya zorlayabiliyor.

Bu durum yerel üreticinin kendi markasını geliştirme şansını yok ediyor.

Onu yenilik yapamayan, sadece maliyet odaklı çalışan basit bir fasoncuya dönüştürüyor.

Yerel üreticinin kar marjı minimize olurken zincir market devinin kar marjı maksimize oluyor.Yanlış Teşhis, Yanlış TedaviAKP iktidarının bu yapısal sorunlara getirdiği çözümler, sorunun kökenine inmek yerine semptomlarıyla uğraştığı için başarısız oluyor.

Taze meyve-sebze fiyatlarını düşürmek ve kayıt dışılığı önlemek iddiasıyla 2012’de Hal Yasası çıkarıldı.

Yasa sorunu kabzımallar olarak tanımladı.

Zincir market devleri, doğrudan alım istisnasıyla sistemi by-pass etti.

Ancak aradaki kar marjını yurttaşa indirim olarak değil, kendi bilançolarına kar olarak yazdı.2019 yerel seçimleri öncesinde artan gıda fiyatlarına karşı kurulan tanzim satış çadırları, yapısal bir kamu müdahalesinden çok kısa vadeli bir ekonomisi denemesiydi.

Bu girişim gerekli nakliye altyapısından yoksun kaldı ve sadece sınırlı sayıdaki noktada geçici bir fiyat baskısı yarattı.

Seçim sonrasında apar topar kapatıldı.

Bu başarısızlık, devletin bakkallık yapması değil, piyasayı düzenleyici ve üretimi organize edici rol oynaması gerektiğini tekrar kanıtladı.

İlgili Sitenin Haberleri