Haber Detayı

Türkiye’yi bekleyen büyük tehlike! Uzmanlar uyardı: Nüfus artışı sağlanmazsa ekonomik sistemler çökecek
özel haber tgrthaber.com
15/01/2026 10:43 (2 saat önce)

Türkiye’yi bekleyen büyük tehlike! Uzmanlar uyardı: Nüfus artışı sağlanmazsa ekonomik sistemler çökecek

Türkiye’de nüfus artış hızı düşmeye devam ediyor. Eğer doğum oranları artmazsa önümüzdeki 30 yıl içerisinde ülke nüfusu yükselmek yerine düşüşe geçecek. Hükümet tarafından iş hayatındaki kadınların çocuk sahibi olmasını destekleyecek adımlar atılırken, veriler doğum oranında henüz olumlu bir gelişmenin yaşanmadığını ortaya koydu. Sık sık üç çocuk çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına farklı kesimlerden eleştiriler yöneltildi. Ancak uzmanların görüşleri ve eldeki bilimsel veriler bu konunun siyaset üstü bir öneme sahip olduğunu gösteriyor. Konuya ilişkin Tgrthaber.com’a önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cenk Beyaz önlem alınmazsa Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı sorunlara dikkat çekerken. Doç. Dr. Hatice Budak ise düşük doğum oranlarının arkasındaki nedenleri sosyolojik açıdan yorumladı. İşte detaylar…

Bilimsel açıklamalara göre bir nüfusun sayıca aynı kalabilmesi, diğer bir ifadeyle yenilenme seviyesinde kalabilmesi için bu nüfusu oluşturan her bir bireyin kendi yerine bir nesil bırakması gerekmektedir.

Bu ise nüfusun artmaya devam etmesi için kadın başına düşen çocuk sayısının en az 2,10 olması anlamını taşıyor. 1923 yılında yapılan sayımlarda Türkiye’deki doğurganlık hızı 5,6 iken, 1927 yılında bu oran 6,6’ya çıkmıştı.

Yıllar içinde doğum hızı yavaş bir düşüşle seyrederken, genç nüfus sayısı ülkenin iş gücü bakımından en gurur duyduğu nokta oldu.

Türkiye’de yetişen genç nüfus sadece ülke içinde değil özellikle Avrupa’da istihdam açığını kapatmakta önemli rol oynadı.

Ancak zaman içinde doğurganlık hızı yavaşladı ve nitekim 2017 yılına gelindiğinde doğurganlık hızı olması gereken 2,10 seviyesinin altına düştü.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Uzmanlar en basit ifadeyle nüfus artış hızının düşüşün önüne geçilmezse ülke ekonomisinin yıpranacağının altını çiziyor.

Ancak konu bundan çok daha derin.

Sağlıktan eğitime, psikolojiden kültür-sanata kadar hayatın her alanı büyük bir çöküntü riski taşıyor.

İşte uzman isimler Doç.

Dr.

Cenk Beyaz ve Doç.

Dr.

Hatice Budak’ın Tgrthaber.com’a yaptığı çok özel açıklamaların ayrıntıları…TÜRKİYE’DEKİ NÜFUS ARTIŞ HIZINA GENEL BAKIŞTürkiye’deki nüfus artış hızına dair veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.

Kurumun resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre Türkiye’deki doğurganlık hızı farklı yıllarda farklı skorlara ulaştı.

Kimi zaman yurt içi gelişmeler kimi zaman ise yurt dışında yaşanan olaylar (2.

Dünya Savaşı vs.) nüfus artış hızını etkilese de veriler; doğum hızı oranlarının olması gereken 2,10 sınırının altına kalıcı olarak düşmediğini gösteriyor.Ancak tarihler 2017 yılını gösterdiğinde doğurganlık hızı bir daha yükselmemek üzere 2,08’e düştü.

Bu yılın ardından devamlı düşmeye devam eden oranlar, 2024’e gelindiğinde 1,48 gibi kritik bir seviyeye ulaştı.TÜRKİYE ÇOK YAŞLI ÜLKELER SINIFINDAKüresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan "demografik dönüşüm" evresinde olduğu belirtilen Türkiye'de, doğurganlık hızının düşmesiyle çocuk ve genç nüfus oranı hızla azalırken, yaşlı nüfus oranı ise hızla artış gösteriyor.

Yine TÜİK verilerine göre Türkiye; son on yılda nüfus artış hızının düşmesinin etkisiyle "çok yaşlı ülkeler" sınıfına dahil oldu.

Doğurganlık hızındaki sürekli ve keskin azalmayla birlikte hayat standardı ve refah seviyesinin artması ile sağlık alanında kaydedilen gelişmeler sonucunda ölümlülük hızı azalırken, doğuşta beklenen hayat süresi ve yaşlı nüfus oranı arttı. 2050’LERDEN SONRA NÜFUS AZALACAKDemografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryoya göre, 2023 yılında 85 milyon 372 bin 377 kişi olan Türkiye nüfusunun, 2030 yılında 88 milyon 188 bin 221 kişiye, 2050 yılında ise 93 milyon 774 bin 618 kişiye ulaşması bekleniyor.

Türkiye nüfusunun 2050'lili yılların ortasına kadar artması ve sonrasında azalışa geçmesi öngörülürken, 2100 yılında 77 milyonun altına düşmesi bekleniyor.TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN EN BÜYÜK TEHLİKEHükümet tarafından yapılan çağrılar bilimsel verilerle desteklenirken, alanında uzman isimler de konuya dair çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

Tgrthaber.com’a değerlendirmelerde bulunan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde görev yapan Doç.

Dr.

Cenk Beyaz, düşük doğum oranları nedeniyle Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri anlattı.Nüfus artış hızının düşmesinde Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlikenin demografik yaşlanma olduğuna dikkat çeken Doç.

Dr.

Cenk Beyaz, “Arkadan çocuk nüfusu, genç nüfus gelmediği müddetçe toplam nüfus içerisindeki yaşlı nüfus oranı giderek artıyor.

Bunun da temel sebebi sağlık imkanlarının gelişmesi, beklenen yaşam süresinin uzaması, ortanca yaşın ileriye gitmesi.

Bunlar esasen sağlık açısından, insan topluluğu açısından önemli kazanımlar.

Fakat sizin bunu dengeli bir şekilde yürütmeniz gerekiyor.” İfadelerini kulandı.“EMEKLİLİK SİSTEMİNE YATIRIM YAPILMASI GEREKİYOR”Yaşlanma arttıkça sosyal güvenlik ve emeklilik sistemine yatırım yapılması gerektiğini altını çizen Cenk, “Çalışan genç nüfus azaldıkça Türkiye bu anlamda yaşlılara yani bağımlı olan 0-14 yaş grubuyla 65 ve üzeri yaş grubu dediğimiz yaşlı bağımlı nüfusa bağımlı olmayan nüfus; yani 15-64 yaş arası nüfus bakmak durumunda kalıyor.

Bu dolayısıyla demografik kavramlarla ifade edeceğimiz üzere demografik fırsat penceresinin giderek daralmasına sebebiyet veriyor.

Türkiye için 10 ila 15 yıl gibi bir süreden bahsediliyor.

Bazı kaynaklarda 20 yıl söyleniyor.

Bu sadece o bahsettiğim bağımlı olan nüfusla bağımlı olmayan nüfus arasındaki farkı gösteriyor.

Hali hazırda bağımlı olmayan nüfus bağımlı olan nüfustan daha yüksek.” dedi.“TOPLUMA YENİ MALİYETLER GETİRECEK”Türkiye'nin önündeki bu doğurganlık hızlarıyla en önemli tehlikelerden birinin bağımlılık oranları olduğuna vurgu yapan Beyaz, “Eğer böyle devam ederse 2035 gibi 30'lu yıllarda çocuk bağımlılık oranı yaşlı bağımlılık oranının altına düşecek.

Yani daha yaşlı bir toplum, daha yaşlı fertlerden oluşan bir Türkiye'den bahsedeceğiz.

Bu da ister bakım hizmetleri, emeklilik sistemi, mesela hali hazırda emeklinin maaşı ne kadar olsun, yaşlılarla alakalı birçok şey söyleniyor.

Bu insanlar için bakım sigortası ve benzeri şeyler tartışılıyor.

Siz sosyal güvenlik sisteminiz içerisinde yeni yedeklemeler yapmak zorunda kalacaksınız.

Bu da ister istemez topluma yeni maliyetler demektir.” şeklinde konuştu.YOKSUL YAŞLI OLMA DURUMU SÖZ KONUSUBeyaz, “Mesela Türkiye'nin bu anlamda temel sıkıntılarından biri, bir Almanya, Japonya gibi müreffeh bir yaşlanmadan ziyade kişi başına düşen milli gelirde arzu edilen seviyeye ulaşmadan yoksullaşma ihtimaliyle yaşlanma ya da yoksul yaşlı olma gibi bir durumdan söz edebiliriz ne yazık ki.” uyarısında bulundu.KÜÇÜK CHİNA TOWN'LAR GÖREBİLİRİZ“Nüfusu diri tutabilmek ve yeni iş gücü sağlayabilmek için planlı göçlerin gündelik hayata yansımaları olacak” diyen Beyaz, “Örneğin aynı ülkelerden gelen vatandaşlar benzer semtlerde yaşamayı tercih edecek ki İstanbul’da Fatih-Aksaray bölgesinde bugün bile bunu görebiliyoruz.

Yoğun göç alan bölge bundan 15 yıl öncesine kıyaslandığında yabancı sayısının sıklığı görülebiliyor.Bu gibi durumlar Amerika'da, Avrupa'nın büyük şehirlerinde olduğu gibi China Town'lar, küçük Şam'lar, küçük Kabil'ler vesaire gibi şeylerin Türkiye'de de oluştuğunu aslında yer yer görüyoruz.

Bu ister istemez bir zenginlik olarak da düşünülebilir.

Fakat bunu buna karşıt reaksiyonel gelişen demografik kaygı yani milliyetçilik, kendi ülkesine azınlık kalma korkusu gibi şeyleri de gündeme getiriyor.” dedi.HANGİ RİSKLERLE KARŞI KARŞIYAYIZ?SAĞLIK SİSTEMİNİ TEHDİT EDİYORYaşlı nüfusun artmasıyla kronik hastalıklar ve bakım ihtiyaçları çoğalırken aynı zamanda sağlık harcamalarının hızla yükselmesi gibi durum söz konusu.

Aynı zamanda özellikle genç nüfusun azalmasıyla sağlık personeli açığı doğarken, uzun süreli bakım hizmetlerinde ise yetersizlik sağlık sistemini derinden etkileyecek.EĞİTİM SİSTEMİ DE ETKİYİ YOĞUN HİSSEDECEKÖğrenci sayısının azalmasıyla okulların kapanması gibi durumlarla karşı karşıya kalınacak.

Eğitim yatırımları azalırken, öğretmen fazlalığı ve dengesiz dağılım en ciddi tehlikeler arasında yer alıyor.SİYASET SİL BAŞTANGenç nüfusun azalmasıyla seçmen yaş ortalaması günden güne yükselecek.

Geliştirilen politikalar artık çok yaşlı nüfusa odaklanırken, daha muhafazakâr bir tutum sergilenmesi bekleniyor.

Reformlara direnç gösterenler ile gençlerin siyasetten dışlanması gibi bir durum da söz konusu.ULUSAL GÜVENLİK ETKİLENEBİLİRDüşük doğum hızı ile askerlik çağındaki nüfusun azalması doğru orantılı ilerlerken, bu durum savunma kapasitesinin zayıflamasına yol açabilir.

Tarih boyunca asker millet olarak bilinen Türkiye’de bedelli askerlik ve zorunlu askerlik konuları yeniden gündeme gelebilir.KONUT TİPLERİ DEĞİŞİYORÇocuk sahibi olmama veya evlenmeme gibi durumlardan inşaat sektörü de etkilenecek.

Daha az kişinin yaşamasına olanak sağlayan 1+1 ve 1+0 konutlar çok daha fazla gündeme gelecek.EKONOMİ VE ÜRETİMDE ETKİLERDüşük doğum hızı sebebiyle genç nüfusun azalması, aynı zamanda iş gücü arzının azalmasına yol açarken bu de üretimde düşüşe neden olabilir.

Üretim düşerken, ekonomik büyüme günden güne yavaşlar.

Aynı zamanda tüketici sayısı da azalacağı için iç pazar daha da daralacaktır.DOĞURGANLIK HIZI NEDEN DÜŞÜYOR?Doğurganlık hızının düşmesinin gelecekti “Korkutucu” etkileri konuşulurken aynı zamanda bu duruma yol açan etkenler de sıkça irdeleniyor.

Bugün hükümet tarafından yapılan 3 çocuk çağrısına getirilen en büyük eleştirilerden biri ekonomik durumun çocuk sahibi olmaya imkan sağlamadığı yönünde.

Ancak resmi kurumlar tarafından paylaşılan veriler bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.

Zira Türkiye’de il bazında bakıldığında en yüksek doğurganlık hızına sahip ilin Şanlıurfa olduğu görülüyor.

Yine, Şırnak, Mardin ve Muş gibi ille doğum oranı konusunda en yüksek seviyeye sahip illeri.TÜİK tarafından paylaşılan liste ise şu şekilde:TOPLAM DOĞURGANLIK HIZININ EN YÜKSEK OLDUĞU 10 İL 2024Şanlıurfa: 3,28Şırnak: 2,62Mardin: 2,32Muş: 2,23Diyarbakır: 2,20Ağrı: 2,16Bitlis: 2,15Siirt: 2,14Batman: 2,12Gaziantep: 2,11TOPLAM DOĞURGANLIK HIZININ EN DÜŞÜK OLDUĞU 10 İL 2024Amasya: 1,22Çanakkale: 1,22Kırklareli: 1,21İstanbul: 1,20Karabük: 1,20İzmir: 1,17Ankara: 1,15Zonguldak: 1,15Eskişehir: 1,12Bartın: 1,12DOĞUM HIZI DÜNYADA DA DÜŞÜŞTEDüşük doğum oranları aslında sadece Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bir sorun değil.

Dünya genelinde de doğurganlık hızı hızla düşüyor.

Yine dünya genelinde paylaşılan verilere göre Avrupa’dan Asya kıtasına kadar hemen her ülkede doğum oranları düşüş yaşarken, yine bu ülkelerdeki milli gelir seviyeleri dikkat çekiyor.

Zira 2023 Eurostat verilerine göre 1,06 doğum oranına sahip Malta’da kişi başı milli gelir 35 bin doların üzerinde.DOĞURGANLIK HIZI EN DÜŞÜK 10 ÜLKE (2023 EUROSTAT VERİLERİ)Malta: 1,06 (Milli gelir: 35.678 dolar)İspanya: 1,12 (Milli gelir: 34.413 dolar)Litvanya: 1,18 (Milli gelir: 32.086 dolar)Polonya: 1,20 (Milli gelir: 28.393 dolar)İtalya: 1,21 (Milli gelir: 37.386 dolar)Lüksemburg: 1,25 (Milli gelir: 58.646 dolar)Finlandiya: 1,26 (Milli gelir: 40.285 dolar)Estonya: 1,31 (Milli gelir: 29.562 dolar)Avusturya: 1,32 (Milli gelir: 45.842 dolar)DOĞURGANLIK HIZI EN YÜKSEK 10 ÜLKE (2023 EUROSTAT VERİLERİ)Bulgaristan: 1,81 (Milli gelir: 23.190 dolar)Fransa: 1,66 (Milli gelir: 38.621 dolar)Moldova: 1,62 (Milli gelir: 15.855 dolar)Sırbistan: 1,62 (Milli gelir: 25.718 dolar)İzlanda: 1,55 (Milli gelir: 66.880 dolar)Macaristan: 1,55 (Milli gelir: 28.439 dolar)Romanya: 1,54 (Milli gelir: 28.908 dolar)Slovenya: 1,51 (Milli gelir: 34.744 dolar)Danimarka: 1,50 (Milli gelir: 49.299 dolar)İrlanda: 1,50 (Milli gelir: 61.972 dolar)“REFAH DÜZEYİ ARTTIKÇA DOĞURGANLIK AZALIYOR”Refah düzeyi arttıkça doğurganlığın düştüğüne dikkat çeken Doç.

Dr.

Cenk Beyaz, “Demografi literatüründe, bu verileri takip ettiğimiz zaman ekonomi daha iyi hale geldikçe, refah düzeyi daha iyi hale geldikçe doğurganlık eğilimleri azalıyor.

Bu bir gerçek.

Dolayısıyla karşımıza şöyle bir soru çıkıyor.

Ekonomiyi İyileştirdiğimiz zaman sonu ne olacak?

Devletler, politika yapıcılar bunları da hesap ediyor.

Bunlar çok normal bir şey.

Verimli politikalar üretmeniz gerekiyor.Mesela ben size bir örnek vereyim.

Fransa 90'lardan itibaren çok güçlü, kapsayıcı doğurganlık politikaları yürütmeye çalışıyor.

Bunu sadece para vererek değil.

Kreşler, esnek çalışma saatleri, doğurganlığı arttırıcı başka destekler, vergi indirimleri vesaire bunları bir sürü şekilde yapıyor.

Ama yeni paylaşılan bir veriye göre II.

Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa'daki ölüm sayıları doğum sayılarını geçmiş vaziyette.

Yani eskisi gibi doğurganlık artmıyor her şeye rağmen.Doğurganlığın azalmasının sadece Batı’da görülmediğinin altını çizen Beyaz, “Bunun en çarpıcı örnekleri Uzak Asya'da.

Yani Güney Kore'de.

Güney Kore doğurganlık hızı 0.70'lere geriledi.

Bizim Türkiye'nin öykündüğü, Asya Kaplanları, kalkınmanın doğuda yükselen yıldızı, hep kalkınma batıda oluyor ama bak doğuda da oluyor dediğimiz bir yer…Demek ki bunun bir bedeli var.

Refah artarken doğurganlık düşüyor.HAZ VE KONFOR ÇOCUK SAHİBİ OLMA DÜŞÜNCESİNİ ETKİLİYORKTO Karatay Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.

Dr.

Hatice Budak da yaptığı değerlendirmede doğurganlık hızının düşüş nedenlerini sosyolojik açıdan değerlendirdi.Modern dünyanın bireycilik merkezinde kurgulanmasının değerler dünyasını dönüştürdüğüne dikkat çeken Budak, tekil yaşam arzusunun diğerkâmlık yönünü törpülediğine vurgu yaptı. “Kendimize odaklanmak, haz ve konfor alanlarımızı bozmak istememek çocuk sahibi olma düşüncelerimizi etkilemekte ya az sayıda ya da hiç çocuk sahibi olmama eğilimimizi kuvvetlendirmektedir.” Diye Budak, “Bu tarz bir düşünce biçiminde çocuk kişisel gelişimin, kariyerin önünde bir engel dahası sorumlulukların minimalize edildiği ben merkezli bir hayatta sorumlukları artıran tabiri caizse keyif bozucu, rahatsızlık verici bir ayak bağı olarak görülmektedir.” İfadelerini kullandı."BİREYLERİN TOPLUMA KARŞI GÖREVLERİ VAR"Budak, doğurganlığa bireylerin özel hayatları ile ilgili, doğrudan kendi iradelerince karar verecekleri bir mesele olarak bakmanın; bireylerin toplum içinde yaşadığı ve sosyal bir varlık olarak topluma karşı görevleri olduğunu gözden kaçırmak olarak değerlendirdi.DOĞURGANLIK HIZINI ARTIRMAK İÇİN POLİTİKALARDünya genelinde doğurganlık hızını artırmak için farklı ülkelerde farklı uygulamalar mevcut.

Buna göre en çok uygulanan yöntemler ise nakit desteğinin yanı sıra doğum izin sürelerinin artırılması, kreş ve bakım için uygulanan kolaylaştırıcı yöntemler mevcut.Buna göre nüfus artış hızını artırmak için Macaristan, Rusya, Singapur, Fransa, İsrail, Japonya, Moğolistan ve İskandinav ülkelerinde hükümetin uygulamaları bulunuyor.

Ancak bunlar içinde en dikkat çekeni ise Güney Kore’de.GÜNEY KORE’DE KISA SÜREDE RAKAMLAR YÜKSELDİNormal şartlarda 2,10 olması gereken doğurganlık hızının 0,78’e indiği (Dünyanın en düşük seviyesi) Güney Kore’de hükümet deyim yerindeyse kesenin ağzını açtı.

Konut ve eğitim maliyetlerinin arttığı ülke eşi görülmemiş bir nüfus düşüşü ile karşı karşıya kalırken, geçtiğimiz yıl, görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, ülkenin "demografik krizle" karşı karşıya olduğunu ilan etti ve bunun hükümetinin en büyük önceliği olacağına taahhütte bulundu.Önceki hükümetlerin girişimleri öncelikle ebeveynlere tek seferlik nakit ödemeler yapılmasına odaklanmış, çocuk sayısı arttıkça bu miktar da artmıştı.

Hayata geçirilen uygulamada yeni evlenen çiftlere yaklaşık 29 bin dolarlık (yaklaşık 40 milyon Güney Kore Wonu) destek paketi sunuldu.

Bu paket sadece nakit ödemeyi değil, kira yardımı, doğum masrafları ve çocuk bakım ödeneklerini kapsadı.Finansal açıdaki bu rahatlama ekonomik endişeler sebebiyle çocuk sahibi olmayan binlerce çiftin kararını olumlu yönde etkiledi.

Uzun süredir 0,7 seviyelerinde seyreden ve dünya ortalamasının çok altında kalan toplam doğurganlık hızı, teşviklerin hayata geçirilmesiyle birlikte yukarı yönlü bir hareket kazandı.

İstatistik kurumundan paylaşılan son veriler, yeni doğum sayılarının geçen yılın aynı dönemine oranla çift haneli artış gösterdiğini ispatlıyor.

Uzmanlar, nakit desteğinin yanı sıra çalışma saatlerinin esnetilmesi ve babalık izni gibi sosyal hakların da bu başarıda pay sahibi olduğuna da dikkat çekiyor.TÜRKİYE’DE DURUM NE?Türkiye’de hem hükümet tarafından hem de basın organlarında doğurganlık hızının düşmesinin risklerine ilişkin endişeler dile getiriliyor.

Akademisyenler yaptıkları çalışmalar ile durumun hem ulusal hem de küresel çapta yansımalarını gözler önüne seriyor.2025 yılı Aile Yılı ilan edilirken, bireylerin çocuk sahibi olması yönünde destekleyici politikalar da daha fazla gündeme alınmaya başlandı.

Günümüzde ilk çocuk için tek seferlik 5 bin TL, ikinci çocuk için her ay 1500 TL, üçüncü ve sonraki çocuklar için ise her ay 5 bin TL doğum yardımı veriliyor.Ancak doğurganlığı artırmak için hayata geçirilmesi planlanan tek destek bu değil.

Doğum izinlerinin artırılması, kreş ve bakım süreçlerinin desteklenmesi ve esnek çalışma modelleri de yine ilgili bakanlıklar tarafından değerlendiriliyor.

İlgili Sitenin Haberleri