Haber Detayı

Bakırhan: Öcalan, SDG'ye ilişkin bir çağrı yapmadı
Politika artigercek.com
15/01/2026 22:56 (2 saat önce)

Bakırhan: Öcalan, SDG'ye ilişkin bir çağrı yapmadı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dilini eleştirerek, SDG'Nin Suriye'nin meselesi olduğunu' söyledi. Bakırhan, 'ÖCalan'ın SDG'ye çağrısı olmadığını' da sözlerine ekledi

Artı Gerçek - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sözcü TV'de Türkiye’nin Suriye politikalarına, Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 'FİDAN'IN SURİYE'NİN BAKANI GİBİ KONUŞMASI ANLAŞILIR DEĞİL' Halep’in Suriye’nin farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşadığı bir kent olduğunu belirten Bakırhan, “SDG, Suriyeli bir örgüt; Suriye menşelidir.

Şara hükümeti de şu anda orada yönetimdedir.

Şimdi Şara konuşsa anlarsınız, dersiniz ki Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır.

Mazlum Abdi konuşursa dersiniz ki SDG’nin yöneticisidir.

Yani Sayın Fidan’ın her seferinde Suriye’nin bir bakanı gibi, Suriye kabinesinde bulunan bir bakan gibi konuşması gerçekten anlaşılır gibi değil.

Şara’yla SDG’li yöneticiler otursun; başta Halep meselesi olmak üzere Kürtlerin orada ne istediğini, ne talep ettiğini müzakere etsinler, konuşsunlar” dedi. 'SURİYE'DE HENÜZ OTURMUŞ BİR REJİM YOK' Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın tehditkâr bir dil kullanarak güç kullanımından bahsettiğini hatırlatan Bakırhan devamla şunları söyledi: “Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, onu anlamakta insanlar güçlük çekiyor.

Halep’teki sorun tabii ki çözülsün.

Suriye’deki bu mesele artık çözülsün.

Hemen yanı başımızda, sınırımızda bizi üzen, Türkiye’de çok önemli bir gündem olan, tartışmalara sebebiyet veren bir meseleden bahsediyoruz.

Çözüm çok kolay.

Sayın Fidan’ın anlattığı gibi zor değil.

Kimsenin yerinden edilmesine, göç etmesine gerek yok.

Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse zaten oradan bir çözümden bahsetmek zor.

Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı; bu tekçilik Müslümana da, Kürde de, farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara da dayatılıyordu.

Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok.

Rejimin karakteri belli değil.

Demokratik mi olacak, kapsayıcı mı olacak?

Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler; orada yaşayan bütün milliyetler ve inançlar yer alacak mı bilmiyoruz.” Tehdit dilinden vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, “Geçici bir hükümet var ve kayıtsız şartsız 'silahları bırakın, teslim olun, bulunduğunuz yerlerden çıkın, oralar size ait değil' deniyor.

Bence bu tehdit dili yerine, başta Sayın Fidan olmak üzere hepimizin yapması gereken bir şey var: Türkiye’den, Suriye’deki bir meselenin çözümüne nasıl katkı sunabiliriz, eğer gündemimizi oraya alabilirsek, emin olun yardımcı olabiliriz" ifadelerini kullandı. 'ÖCALAN SDG'YE İLİŞKİN BİR ÇAĞRI YAPMADI' Bakırhan'ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle: "Aslında 27 Şubat çağrısı, bir biçimiyle Öcalan ile örgüt arasında iyi bir şekilde devam ediyor.

Ama şimdi, SDG’nin konuşulmadığı, bizim de içinde bulunduğumuz ortamda dahi SDG’ye dair Öcalan tarafından herhangi bir şeyin söylenmediği bir noktada, bu çağrının dünyadaki bütün Kürtleri ilgilendirdiği söylenebilir mi?

Bir de, ‘tamam’ deniliyor… SDG’yi de ilgilendirsin. 'ORTADA BİR ADIM YOK' Bir de burada çözüm sürecini bir rayına koyalım.

Hala insanlar inanmıyor, hala güvenmiyor.

Hala adımlar atılmış değil.

Hala, silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü.

Böyle bir şey olabilir mi?

Türkiye silah bırakılmasını çok istiyordu.

Silah bırakanların gelip sosyal ve siyasal yaşama katılacağı söyleniyordu.

Ama ortada herhangi bir adım yok.

Şimdi tek taraflı olarak ciddi ve tarihi adımlar atılmış durumda.

Buna rağmen şimdi yeni bir şey söyleniyor: ‘Bu SDG’yi de ilgilendiriyor.

Japonya’da ana dilinde eğitim gören Kürt’ü de ilgilendiriyor.' 'SDG'YE ÇEKİLİN DEMEK GERÇEKÇİ DEĞİL' Suriye başka bir egemen; başka bir ülke...

Irak başka.

Benim demek istediğim şudur; Yapılan 27 Şubat çağrısında bizim yaptığımız görüşmede, bu süreç bütün coğrafyadaki Kürtleri ilgilendiriyor diye bir şey çıkmadı.

Bu bir.

İki; SDG dediğin şey PKK değil mi?

SDG çeşitli adlardan oluşmuş.

Neredeyse yarısına yakını Araplar, Türkmenler, Ezidiler… PKK’ye silah bırak diyebilir.

PKK önerilerinde bulunabilir.

Öcalan’ın düşünceleri tabii ki Suriye’deki Kürtler üzerinde de büyük etkisi var.

Onu söylüyorum.

SDG’nin kendi üzerinde de etkisi olabilir.

Burada daha bir şey yapılmamışken, verilen sözler yerine getirilmemişken, basit bir özel yasa çıkarılmamışken; Suriye’yi merkeze almak, Suriye’deki SDG’yi merkeze almak… ‘Şuradan çekil, buradan çık.

Hepiniz sıraya dizilin.

Arabız, Sünniyiz diye hazır ola geçin’ demek… Bunlar gerçekçi değil. 'HAYATIMDA HİÇ BU KADAR ZORLANMADIM' Yüz yıllık bir meseleyi tartışıyoruz.

Türkiye ne yaptı ki Suriye’de?

Şimdi ne diyoruz?

Burada hangi adımı attık?

Hangi iyileşmeyi sağladık?

Burada insanların yaşamına attığımız hangi adım pozitif anlamda dokundu?

Biz iki bine yakın toplantı yaptık.

Hayatımda hiç bu kadar zorlanmadım.

Ne diyoruz? 'Hoş geldiniz' Toplanıyoruz, bu süreci anlatıyoruz, toplumsallaştırmaya çalışıyoruz.

Çünkü biz inanıyoruz: Türkiye’de kesinlikle çatışmasız, şiddetsiz, silahsız bir süreç olmalı.

Süreç bunun üzerine inşa edilmeli.

Bizde bir şey yok.

Madem SDG Kandil’den talimat alıyorsa ve bunu biliyorlarsa, kamuoyuyla da bunu paylaşıyorlarsa, delillerini ortaya koysunlar, biz de görelim.

Bu Kandil nasıl bir şeymiş?

Bir ara bizim demokratik zemini yönettikleri söyleniyordu.

Adaylarımızı belirledikleri söyleniyordu.

İşte bize yapılan bütün operasyonları oraya bağlıyorlar.

İyi ki çok şükür adayları sandık kurarak seçtik de… Onu söyledikleri zaman o sandık görüntülerini gösteriyoruz.

Bakın, on binlerce delegemiz sandığa gitti, kendi yöneticilerini seçti. 'SDG SURİYE'NİN MESELESİ' Türkiye’ye ne SDG’den?

Suriye’nin bir meselesi; buna Suriye Devleti karar versin.

Şam bile SDG’nin silahının elinde kalmasını isterken biz Türkiye’de neyin derdine düşmüş de ‘SDG silah bırakmıyor’ diyor?

Şam ile SDG; silahların tugay, tabur biçiminde örgütlenmesini, bir bölümünün iç asayişte görev almasını, bir bölümünün de orduya entegre edilerek Suriye’nin savunmasını sağlamasını zaten konuşup anlaşmış durumda.

Şam’ın, Şara’nın sorunu olmayan bir mesele niye bizim sorunumuz oluyor? 'BİZİM TEHDİT OLARAK GÖSTERİLMEMİZ KABUL EDİLEMEZ' Eğer birileri toplu tüfekle Türkiye’yi yönetmeye kalkarsa, en başta biz karşısında dururuz.

Karşı durur muyuz?

Tabii ki dururuz.

Ne demek?

Türkiye hepimizindir.

Bizi ne zannediyorsunuz ya da ne zannediyorlar?

Benim babam, atalarım yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyor.

Bu toprakların en eski, en kadim halklarından biriyiz.

Bu topraklar bizimdir, hepimizindir.

Her ne kadar bizi saymasalar, hesaba katmasalar, tırnak içinde farklı farklı gösterseler de… Türkiye’ye karşı bir tehditmiş gibi gösterilmek kabul edilebilir mi?

Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Bunu kabul etmeyiz.

SDG’den buraya bir tehdit yok.

Kendini Selefi güçlere karşı korumaya çalışıyor.

Peki, ben söyleyeyim: SDG silah bıraktı diyelim.

Onları bu güçlere karşı kim koruyacak?

Alevileri katleden, Dürzîlerin bıyıklarını kesen, tekmeleyen, tokatlayan, öldüren, kadınlara saldıran kim?

Selefi’nin silahı Türkiye için tehdit değil de Kürt’ün silahı niye olsun?

Kürt ne zaman Türklere ihanet etmiş?

Anadolu’ya geldiklerinden bugüne kadar birlikte olmuşlar, birlikte yaşamışlar, birlikte durmuşlar.

Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaşmışlar.

TÜRKİYE GARANTÖR OLSUN 1924’te ‘hepimiz Türk’üz’ denildiğinde, birileri ‘biz Müslümanız’ dedi.

Asıl sorun orada çıktı.

Yoksa Kürtler bugüne kadar Türklerle asla karşı karşıya gelmemiştir, savaşmamıştır.

Ben üç defa cezaevine girmiş bir insanım.

Cezaevi sevdalısı mıyım da sürekli cezaevine gireyim?

En çok ben çözüm isterim, demokrasi isterim.

Çocuklarımla birlikte huzurlu bir şekilde, sabah saat dörtte kapım çalınmadan, rahat bir uykuda uyumak isterim.

Meclise girerken herkesin parmak salladığı, koltukta oturan bir insan olmak istemem.

Biz kafamızı ekmek kuyruğuna mı soktuk?

Bu sorun çok zor değil.

Kürtlerin orada güvenli bir ortamda yaşaması gerekiyor.

Türkiye garantör ülke olsun." (HABER MERKEZİ)

İlgili Sitenin Haberleri