Haber Detayı

İran'daki Protestoların Son Durumu
Güncel haberler.com
16/01/2026 12:16 (2 saat önce)

İran'daki Protestoların Son Durumu

Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bilgehan Alagöz, İran'da yaşanan protestolardaki son durumu ve toplumsal ayrışmanın ne boyutta olduğunu AA Analiz için kaleme aldı.

Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr.

Bilgehan Alagöz, İran'da yaşanan protestolardaki son durumu ve toplumsal ayrışmanın ne boyutta olduğunu AA Analiz için kaleme aldı.***İran, modern tarihinin neredeyse tamamını protestolarla, toplumsal itirazlarla ve dönemsel kırılmalarla geçirmiş bir ülkedir.

Tütün protestolarından (1890-1892) Anayasal Devrim'e (1905–1911), İslam Devrimi'nden (1978–1979) Yeşil Hareket'e (2009) ve kadın, yaşam, özgürlük (2022) gösterilerine uzanan bu uzun hat, İran'da protestonun istisna değil siyasal hayatın kurucu unsurlarından biri olduğunu göstermektedir.

Bu protestoların büyük bölümü tarihsel olarak ekonomik taleplerle başlamış, zaman içinde siyasal, kültürel ve kimlik temelli itirazlarla derinleşmiştir.Protestoların arkasında hangi sebepler var?28 Aralık 2025'te başlayan son protesto dalgası da bu tarihsel sürekliliğin bir parçasıdır.

Döviz kurunun rekor seviyelere ulaşması, özellikle Tahran'daki ticaret merkezlerinde esnafın kepenk kapatarak protesto yapmasına yol açmıştır.

Bu ekonomik hoşnutsuzluk şaşırtıcı değildir.

İran, ABD'nin 2018'de başlattığı "maksimum baskı" politikası nedeniyle uzun süredir ağır yaptırımlar altındadır.

Haziran 2025'te İsrail ile yaşanan ve 12 gün süren çatışma, ekonomideki kırılganlığı daha da artırmıştır ancak asıl kırılma Eylül 2025'te yaşanmış; Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya'nın Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) bünyesinde "tetik mekanizmasını" devreye sokmasıyla Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımları yeniden yürürlüğe girmiştir.Bugün 19. gününe giren protestolar, kaçınılmaz olarak "İran, 1979'u yeniden mi yaşıyor?" sorusunu gündeme getirmektedir ancak bu benzetme yanıltıcıdır. 1979 İslam Devrimi'nin başarısı, yalnızca kitlesel mobilizasyonla açıklanamaz.

Asıl belirleyici etken, rejimin tepesindeki kurumsal çözülmeydi.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin ağır hastalığı, güvenlik kurumlarının ideolojik sadakatinin zayıflığı ve toplumla doğrudan bağ kurabilen karizmatik bir liderin varlığı belirleyici olmuştu.

On İki İmam Şii inancına göre her bireyin ilim, takva ve adalet bakımından en üst seviyede bir alimi (merce-i taklid) seçip onun fetvalarına uyması gerektiği ilkesi, yaklaşık 15 yıldır ülke dışında yaşayan Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin toplum üzerindeki etkisini artırmıştı.

Ayrıca Ayetullah Şeriatmedari gibi özellikle İran Türklerinin bağlı olduğu önemli taklid mercinin Humeyni'nin arkasında durması, devrimin geniş toplumsal desteği almasını sağlamıştı.Bugün ise ortada böyle birleştirici, karizmatik bir lider bulunmuyor.

Tek dikkat çeken isim, devrik Şah'ın en büyük oğlu, 46 yıldır ülkede olmayan Rıza Pehlevi.

Sokaklarda özellikle gençlerin Pehlevi fotoğraflarını asması ve monarşi döneminin bayrağını sahiplenmesi, son yıllarda güç kazanan Fars milliyetçiliğinin bir yansımasıdır.

İslam Devrimi'ne itiraz eden, özünde Türk ve Arap karşıtlığını da barındıran bu yeni Fars milliyetçiliği, özellikle İran lideri Ali Hamaney sonrası dönemde ülkede başat olmayı hedeflediğinden, mevcut jeopolitik baskıyla birlikte protestoları bir araç olarak kullanmaktadır.

Ne var ki bu durum, protestolara duyulan desteğin sınırlı kalmasının da temel sebeplerinden biridir.Protestolar, toplumu kalıcı olarak cepheleştiriyor mu?Son protesto dalgası, İran toplumunda rejim yanlıları ile rejim karşıtları arasındaki ayrımı daha görünür ve sert hale getirdi ancak bu ayrım henüz kurumsallaşmış bir iç cepheleşmeye dönüşmüş değil.

Bunun temel nedeni, devletin baskı kapasitesinin hala çok güçlü olması ve muhalefetin parçalı yapısı.

Bununla birlikte, özellikle genç kuşaklar arasında rejimle bağların kopması, kalıcı bir sosyolojik olguya dönüşüyor.

Bu durum kısa vadede rejim değişikliği yaratmasa da uzun vadede toplumsal sözleşmenin geri dönülmez biçimde aşınmasına yol açıyor.Esasen ilk turu 28 Haziran, ikinci turu 5 Temmuz 2024'te gerçekleşen Cumhurbaşkanı seçimleri, ülkede toplumun geniş bir bölümünün rejimin geldiği aşamadan duyduğu rahatsızlığı yansıtmıştı.

Zira seçimlerde katılım ilk turda yüzde 40 civarında, ikinci turda ise yüzde 49 civarında olmuştur.

Seçimlere katılmayarak sessiz bir protesto içinde olan neredeyse yüzde 50'lik bir kesimin olduğunu söylemek mümkündür.

Öte yandan devrim değerlerine sıkı bağlılığı temsil eden adaylardan Said Celili'ye çıkan 13 milyon civarı oy da ülkede katı rejim kurallarına sahip çıkan azımsanmayacak bir nüfusun olduğunu da gösteriyor.Ancak şu an tüm bu toplumsal kutuplaşmanın ötesinde hayatı bir konu var ki o da İran'a dönük bir dış müdahale ihtimalinin olması.

ABD veya İsrail kaynaklı doğrudan bir müdahale, rejimi zayıflatmaktan ziyade güvenlik elitlerinin safları sıklaştırmasına yol açabilir.

Nitekim dış tehdit algısı, İran rejiminin en etkili meşruiyet araçlarından biridir.

Haziran 2025'te yaşanan kısa ama yoğun İran-İsrail çatışması ve ABD'nin bu sürece dahil olması bu dinamiği pekiştirmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın protestoculara destek mesajları ve Pehlevi hanedanının yeniden gündeme getirilmesi, içeride rejimin "dış komplo" vurgusunu güçlendirmiştir.

Nitekim devlet aygıtları, son protesto dalgasını haziran ayındaki 12 günlük savaşın devamı şeklinde niteleyerek savaşın 13'üncü günü başlıklı bir anlatı ekseninde yansıtmaktadır.

Bu da dış müdahalenin, rejim değişimini hızlandırmaktan çok geciktirme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.Son protestolar, önceki dalgalardan farklı mı?Ekonomik talepler hala önemli olsa da rejimin ideolojik ve kültürel dayanaklarına yönelik itirazlar, artık çok daha belirgindir.

Özellikle kentli gençler arasında yükselen Fars milliyetçiliği ve Pehlevi nostaljisi, İslam Cumhuriyeti'nin yarattığı kapalı düzeni reddetmenin bir ifadesi haline gelmiştir ancak bu söylemin etnik-merkezci karakteri, özellikle İran Türklerini protestolardan uzak tutmakta, hareketin ulusal çapta birleşik bir muhalefete dönüşmesini zorlaştırmaktadır.Sonuç olarak bu protestolar, kısa vadede rejim değişikliğine yol açmayacaktır ancak rejimin mevcut haliyle sürdürülebilirliği de hızla azalmaktadır.

Asıl kırılma noktası, protestolardan ziyade Hamaney sonrası dönem olacaktır.

O dönemde elitler arası rekabet, etnik fay hatlarını ve merkez-çevre gerilimini daha da görünür kılabilir.

Bu senaryoda pek çok ihtimal vardır ama öne çıkan üç olasılık şunlardır: Birincisi, güvenlik kurumlarının öncülüğünde rejimi koruyan ancak daha sert bir geçiş rejimi.

İkincisi, milli ordu (Erteş) merkezli, beka odaklı bir ara rejim.

Üçüncüsü, Hasan Ruhani gibi figürlerin temsil edebileceği, rehberlik makamını koruyan fakat sistemi güncelleyen kontrollü bir dönüşüm.Dolayısıyla İran'daki son protestolar, bir devrimin değil uzun soluklu bir dönüşüm sancısının işaretidir.

Rejim, bugün ayakta durabilir ancak toplumla arasındaki mesafe kapanmamakta, aksine derinleşmektedir.

Bu nedenle artık asıl soru, "Rejim yıkılır mı?" değil "Rejim bu haliyle ne kadar daha yönetebilir?" sorusudur.[Dr.

Bilgehan Alagöz, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi'dir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri