Haber Detayı

UZAK ŞEHİR MUFTAĞINDA PİŞEN MARDİN!
cnnturk.com
16/01/2026 13:40 (1 saat önce)

UZAK ŞEHİR MUFTAĞINDA PİŞEN MARDİN!

Bazı diziler izlenir, BAZILARI BİTER, BAZILARI UNUTULUR. Bazılarıysa sessizce mutfağa girer. Uzak Şehir de işte onlardan biri. Hatta her bölümüyle kendi izlenme rekorunu kıran Türkiyenin son yıllarda izlediği en sevilen dizisi.

Dizi bir hikâyenin suskunluğunu çoğu zaman bir sofra başında kurulan cümlesiz cümleleriyle derinleştirdi.

Belki de bu sebeple en çok sofra kurulan, en çok mutfak gördüğümüz, ya da en çok lezzet rotası oluşturulabileceğimiz restoranları gördüğümüz anlarla dolu.

EKRANDA BİR DİZİ, SOFRADA BİR MEDENİYET!

Dizinin bu denli sevilmesini hikayesinin önünde olan bu durumdan ötürü olduğunu dahi düşünmekteyim.

Evin en sıcak en samimi yeri mutfak değil midir, en samimi konuşmalar bazen kahkaha ile bazen göz yaşı ile bazen sadece susarak, bazen hatırı hiç gitmeyen yitmeyen o kahveler, çaylar eşliğinde orada olmaz mı?

Bana kalırsa Uzak Şehir in bu denli sevilmesinde en büyük etkenlerden biri mutfak ve açılmış sofraları.

UZAK ŞEHİR SOFRASINDA PİŞEN HAYATLAR!

Bazı diziler ise mekânı sadece dekor olarak kullandı.

Ancak Uzak Şehir ise Mardini, Midyatı bir fon değil, yaşayan bir beden gibi ele aldı.

Taş evlerin gölgesinde, dar sokakların suskunluğunda, sofraya konan her tabakta şunu söyledi: Bu şehir anlatmadan önce pişirir.

Ve evet, Uzak Şehir dizisinde Mardin Yemekleri sadece gözüksün diye sofraya konmadı.

Her biri adeta hikâyenin duygusuna denk düşen bir cümle gibiydi.

Uzak Şehir dizisi tam da buradan konuştu.

Büyük cümleler kurmadı.

Uzun nutuklar atmadı, Aforizmalarla diyaloglara gerek duymadı.

Onun yerine tencerenin kapağını araladı, mutfağın kapısını açtı, birbirinden leziz öyküleri ile görkemli sofralar kurdu.

Çünkü bu şehirde hikâye çoğu zaman yemekle başlar.

UZAK ŞEHİR MARDİN MUTFAĞININ SESSİZ GÜCÜ Dizi aynı zamanda bize şunu da hatırlattı, bir yerin tarihi sadece kitaplarda değil tencerelerinde de saklıdır.

Mardini anlamak için ise yüksek sesle anlatmaya gerek yok sanırım, Bir kaşık al, tadına bak gerisi zaten gelir.

Ben de sizlerle dizide öne çıkan, sofranın hafızasında gizli Mardin lezzetleriyle bir tura çıkmak istedim.

Ve dahi iddia ediyorum, bu yazıyı okuduktan sonra Mardine gitmek isteyeceksiniz.

İŞTE UZAK ŞEHİR LEZZETLERİ; GÜCÜN VE SABRIN YEMEĞİ: KABURGA DOLMASI!

İçi pirinç, badem, kuş üzümü ve baharatla dolu kuzu kaburga; saatler süren bir pişirme ile sofraya geliyor.

Asla tek kişilik değildir.

Kaburga Dolması Mardinde her eve girmez.

Zenginlikten ziyade güç ve sabır ister.

Saatler alan hazırlık ve pişirme süreci özel günlerde kalabalık sofralarda yer bulur kendine.

Kaburga Dolması aynı zamanda ailenin biz hala ayaktayız deme biçimi.

Bayramda, düğünde, uzak yerlerden gelen misafirlere yapılır.

Dizide bu yemeğin sofradan hiç eksik olmaması tesadüf olmasa gerek.

Albora Sofrasında Sadakat Alboranın aileyi arada tutmak gayretini izlediğimiz anların baş kahramanı.

Uzak Şehir- Kaburga Dolması: Dağılmadık, biz hala buradayız.

KADINLARIN SESSİZ DİLİ: İKBEBET!

Mardinde içli köfteye verilen ad İkbebet.

Ve söylenen o ki İkbebet yapılırken çıt çıkmaz pek konuşulmazmış.

Kızarmadan ziyade haşlama usulü ile tüketiliyor.

Yemek genelde kadınların bir araya gelip toplaşıp çokça yaptıkları bir yemek olup asıl meselenin de köfte yapmaktan ziyade birlikte vakit geçirmek olduğu yönünde.

Yuvarlanan her köfte yutulan bir, söylemeyen bir cümle yerine geçer.

Bu yemek Mardinde nesilden nesile aktarılan aslında bir mutfak dilidir.

Uzak Şehir de İkbebet sahnelerinde ise kadınların kaderlerini paylaştıkları anlara şahit olduk.

SOKAĞIN YEMEĞİ: SEMBUSEK  Sembusek Mardinde çoğunlukla evde değil, taş fırınlarda dışarıda yaptırılır.

Bu yüzden Mardinde Sembusek mahalle anlamında kullanılırmış.

Kapalı lahmacun olarak da bilinen yemek ev değil şehir yemeği olarak da adlandırılıyor.

Dışarıda yenir, ayakta paylaşılır, konuşmayı uzatmaz.

Uzak Şehirde Sembuseğin sokak sahnelerinde yer alması Mardini bir kartpostal şehri değil, yaşayan bir şehir olduğuna işaret ediyor.

HAYAT BAZEN EKŞİDİR: ALLUCİYE Erik ( alluk ) ile yapılan bir tür et yemeği.

Tatlıyla ekşi arasında ince bir çizgide. Âdeta Mardin mutfağının ve sofralarını karakter testi olan Alluciye ya sevilir ya sevilmezmiş.

Rivayete göre Alluciye uzun süren kuraklıklarda elde ve evde kalan ekşi erik kurusu ve etin karıştırılarak yapılışı ile ortaya çıkar.

Eti az, eriği bol.

Mardinin hayata bakışını özetleyen yemek aynı zamanda tatlı bir şey bekleme ancak lezzetsiz de sanma der.

Bu coğrafyada hayat birazda hikâye de olduğu gibidir.

Ne tamamen tatlı ne tamamen ekşi.

Uzak Şehirde Allucciye genellikle geçmişle hesaplaşma sahnelerinde karşımıza çıkar.

YASIN, SEVİNCİN TATLISI: HARİRE  Pakizenin Kadire pek çok kez yaptığı, düğün ve isteme sahnelerinde karşımıza küçük kaselerle çıkan mevlit ve ölümlerde gelen ziyaretçiye dağıtılan o meşhur tatlı Harire.

Un Pekmez ve cevizle yapılan tatlı, doğumda lohusaya, ölümde yas evine, çoğu zaman güç versin diye pişirilen Mardinin geleneksel lezzetleri arasında yer alır.Harire, dizide de yüksek sesli dramların değil, sessiz kabullenişlerin oyuncusu olarak çıkar karşımıza.

Harire ile ilgili yörenin eski insanları Yapılan eve ya biri girmiştir ya biri gitmiştir derlermiş.

Uzak Şehirde; Yüksek sesle ağlamayanların acılarını gizleyerek tatlandırdığı bu tatlının tamda cümleye denk gelen haller içerisinde birçok sahneye eşlik etmesi bu yüzden olsa gerek.

BİR ŞEHİR BİR DİZİ BİR SORU  Uzak Şehir bize şunu hatırlattı, Mardin yalnızca taş evlerden, dar sokaklardan, muhteşem manzaralardan ibaret değil.

Bu kadim şehir yemeğin zaman yayıldığı, sabrın tencerede piştiği, hafızanın sofraya karıldığı bir coğrafya.

Dizinin bir başka büyük başarı sırrı da tam da burada yatıyor.

Mardini anlatmadı, yaşattı.

Tarihi dekorla değil, yemekle kurdu.

Kültürünü sözle değil, sofra düzeniyle gösterdi.

Turizme katkısını afişle değil, canı gönülden iştahla sağladı.Şehri gezdirmedi, şehri özletti.

Ve tamda bu yüzden dizinin en çok konuşulan anlarından biri Alya ile Cihanın menemen tartışması küçük bir sahne değildi.

Soğanlı mı olur, soğansız mı?

Aslında soru bir yemek sorusu değil bir memleket meselesiydi...

Alışkanlık, aidiyet, biz bunu böyle biliriz deme haliydi.

O vakit zaman soruyorum sizce Menemen soğanlı mı olur soğansız mı?

İlgili Sitenin Haberleri