Haber Detayı

Piramitsiz, tapınaksız, Ramses’siz bir Mısır macerası
Latif bolat aydinlik.com.tr
18/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Piramitsiz, tapınaksız, Ramses’siz bir Mısır macerası

Piramitsiz, tapınaksız, Ramses’siz bir Mısır macerası

Mısır’da 25 gün harcayıp da piramitlere veya tapınaklara gitmeyen tek kişi olduğumu iddia etsem, haklı çıkma ihtimalimin oldukça yüksek olduğunu düşünmekteyim.

Her nedense, firavunların Mısır’ı bana Fatımiler’in, Memlükler’in ve Osmanlı’nın Mısır’ı kadar heyecan vermediği için bu 25 uzun günde piramitlere ve tapınaklara gitmedim.

Onun yerine, Kahire ve Assiut şehirlerindeki tüm Türk izlerini, Mısırlı genç arkadaşlarımızın da rehberliği ile, dapdaracık arka sokaklarda aradık.

Ve Kaygusuz Abdal’ın mezarı ile Niyazi Mısri’nin soyadını aldığı tekkesini bulamasak da neler bulduk neler.

Dünyanın İran ile uğraştığı bugünlerde, biz hala neden Mısır diye tutturmuş gitmekteyiz ki?

Çünkü, İran için söylenecek fazla bir şey yok artık. 50 senedir, İran halkının yarattığı ve elleri ile yaptığı devrimi, başta ABD olmak üzere, Batılı ve Doğulu şımarıklara beğendirememenin sonucunu yaşamaktalar ne de olsa.

Buna, Türkiyemizdeki sözde solcu veya dindar denilen kesimlerdeki, hiçbir şeyi beğenmeme kompleksi içinde, havalarda uçan şımarıklar da dahildir.

Mısır’ın büyük devrimci lideri Cemal Abdül Nasır ve ben Muhammed Ali Paşa’nın sarayındayız!

AKDENİZİN KARŞI YAKASI Mısır, hem Türklerin geçmişi hem bugünü ve hem de geleceği için önemli bir komşudur.

Bakmayın, arada bizim İskenderunumuzdan, onların İskenderiye’sine kadar bir Akdeniz olduğuna.

Bizim uçağımız Ankara’dan Kahire’ye, tam da Kıbrıs’ın üzerinden geçip, sadece iki saatte varıvermişti.

Bunun da yalnızca 30-40 dakikası Akdenizin üzerinde geçmişti.

Bir yolu olsa da Mersin’den İskenderiye’ye uçabilseniz, bu İstanbul’a yapacağınız bir buçuk saatlik seyahatin, ancak yarısı kadar bir zaman alacaktır.

Yani kısacası, Türkiye ile Mısır coğrafi olarak da kültürel olarak ta o denli yakındır birbirine.

Kahire ile, arkadaşımızın evi olan Şeyh Zayed şehri arası taksi ile bir saat kadar uzakta.

Yol üzerinde de Giza şehrinin kenarından geçerken, ikisi çok büyük, biri de küçük üç adet piramiti, 25 günde yaklaşık 50 kere uzaktan seyretme şansımız oldu.

Her nedense, Muhammed Ali Paşa’mızın kaledeki sarayı ve camisi kadar etkilenmedik desek yalan olmaz.

Yani piramitler, kültür olarak o denli farklı ve zaman açısından o denli uzak bir geçmişe ait ki, o kadar ilgimizi bile çekmedi galiba.

MÜSLÜM DEĞİL AMA MÜZİĞİ Bindiğimiz hemen her Uber taksisinde, öylesine tanıdık müzikler çalmaktaydı ki, her defasında “işte Müslüm Gürses şarkısını söylemeye başlayacak.” diye kulak kabartmıştık.

Ama şarkıyı söyleyen Müslüm Baba değil, Mısır’ın en ünlü şarkıcılarından Amr Diab ya da Mohamed Hamaki çıkıyordu her defasında.

Bizlerin “arabesk”diye adlandırdığımız ve yaklaşık 50 sene Türk müziğini etkileyen ve bugün de hala Türk Popuna bile renk veren Arap müziğinin, yukarıda bahsettiğimiz yakın komşuluğu ispat ettiğini de söyleyebiliriz kolaylıkla.

Daha yakın komşularımız olan Yunanlılar, Bulgarlar veya İranlıların müzikleri, tarih içinde bizim Türklerin müziklerine Araplar kadar etki etmemişler besbelli.

GERİLİK İSLAM’DAN İSE, FİLİPİNLER’E NE OLUYOR Kİ?

İki gün önce, Ankara’ya iner inmez havaalanı otobüsünde, Facebook’ta gazeteci Hüsnü Mahalli’ye atfedilen ve kısaca “İslam ülkelerinde…insanlar yoksul ve cahil bırakılıp, beyinleri esir alınarak iradeye boyun eğmeleri ve bunu da ibadet sanıp inanmaları sağlanıyor.” diyen bir yazıyı okuyunca, arabesk müzikten sosyal hayatımıza kadar Araplarla olan etkileşimimiz aklımıza geldi.

Teknik olarak müziğimizde kullandığımız makamların çoğu Araplardan, dinimiz Araplardan, dilimizin birçok kelimesi Araplardan, mimarimizdeki unsurların birçoğu Araplardan, hepimizin isimleri büyük çoğunlukla Araplardan olmasına rağmen, bugünkü Arap düşmanlığını anlamakta zorluk çekmekteyiz.

Kaldı ki, Mısır kadar geri sayılabilecek Filipinler veya Hindistan’ın, İslam dini ile öyle fazla bir alakaları da bulunmuyor.

Ama onlar Müslüman olmasalar da hâlâ o kadar geriler, o da ayrı bir konu.

Yani sorun din ile alakalı değil besbelli.

Kahire’de Memluklular döneminden kalan yüzlerce mimari şahaseserlerden sadece ikisi (foto: Latif Bolat) ARAPLARINKİ İHANETSE, YUNANLILARINKİ NE?

Bu düşmanlığa en büyük bahane de herkesin her şey ve özellikle de tarihçi kesildiği memleketimizde, Arapların Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşında arkadan vurup, İmparatorluğun çökmesine sebep oldukları iddiasıdır!

Sanki Osmanlı topraklarında yüzyıllarca birlikte vatandaşlık yaptığımız Yunanlılar, Bulgarlar, Makedonlar, Arnavutlar, Sırplar barış içinde ve padişahtan rica ile yazılı izin alarak Osmanlıyı terk edip, kendi devletlerini kurmuşlardı da sıra Araplara gelince, onlar ihanet yolunu seçerek Osmanlı’yı halletmişlerdi!

Güzel memleketimizde, hemen her konuda biraz daha sakin olup, sebep-sonuç ilişkisi ile ufaktan tahliller yapıp, laf üretmek diye bir adet olmadığı için, herkes aklına geleni, ya da işine geleni söyleyebilmekte. “KURULUŞ OSMAN” ARAPÇA KONUŞUNCA!

Halbuki, yazımızın girişinde bahsettiğimiz, Arap halkı ile tabiatın bizi zorladığı tarihi ve coğrafi komşuluk ve birlikteliği geliştirip, ilişkilerimizi çok daha yüksek seviyelere çıkarma seçeneğimiz de bulunmaktadır.

Kahire sokaklarında karşılaştığımız aydın insanların birçoğu, Türk olduğumuzu duyunca tavırlarında biraz daha saygılı halde bize hitap etmekteydiler.

Sanki karanlığın içinden bir büyük ağabeyleri çıkıp gelmiş ve tesadüfen karşılaşmışız gibisinden, “Türkler büyük” demekteydiler genellikle.

Hatta Mısır televizyonlarındaki Türk dizilerinin de etkisi ile, bize Türkçe cümle kurdurup, TV’de duydukları seslendirmelerdeki Türkçeye benzemediğini görünce, hayretlerini de ifade etmekteydiler.

Çünkü, Kuruluş Osman dizisindeki oyuncular, Türkiye’de yaşayan Suriyeliler tarafından Arapçaya seslendirilince, Türkiye’de de farklı bir aksan ile de olsa, Arapça konuşulduğunu zannetmekteydiler herhalde.

Muhammed Ali Paşa’nın saray-müzesindeki Türk bayrağı: O dönemden kalmasına rağmen, Türk bayrağı yerine sadece ”ay-yıldızlı kırmızı bir bayrak” diye tanıtılmış!

COĞRAFYA, KOMŞUNUZU SEÇMEYE ZORLARKEN Kısacası, Mısır incelememiz bize, Akdenizin karşı yakasındaki komşu ile oldukça önemli ortak taraflarımız bulunduğunu ve bunlar temelinde çok verimli sosyal, kültürel ve stratejik ilişkiler kurabileceğimizi gösterdi.

Ne de olsa, Akdenizin Batı yakasındaki komşumuz Yunanistan, bırakalım dostanelik ilişkisine, emperyalizmin Anadolu’ya atlama tahtası olarak kullanılmaya hazır görünmekte.

Yani, coğrafya size komşu seçme imkânını vermişse, komşular arasından doğru komşuyu seçebilme yeteneğinizi geliştirmeniz de gerekecektir. 

İlgili Sitenin Haberleri