Haber Detayı

Tüm dünya İran'ı konuşurken, Tahran'ın 'etten duvar' çocukları: Mayınlı araziye böyle gittiler
Dünya odatv.com
18/01/2026 09:45 (1 saat önce)

Tüm dünya İran'ı konuşurken, Tahran'ın 'etten duvar' çocukları: Mayınlı araziye böyle gittiler

Tüm dünya gözünü İran’a çevirmiş, rejimin belki de en ciddi sınavına tanıklık ederken; İran-Irak Savaşı’nda mayın tarlalarına sürülen genç gönüllülerin sarsılmaz iradesini tek bir fotoğraf karesi anlatıyor.

Dünyanın farklı noktalarındaki çatışma hatlarında yıllarca görev yapan savaş muhabiri, fotoğrafçı ve belgeselci Coşkun Aral, sahada yaşadıklarını “İmkansız Coğrafyalar” adlı kitabında bir araya getirdi.Geçtiğimiz kasımda çıkan kitapta Aral, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan askeri ve siyasi kırılmaları okuyucuya aktarıyor.Bunlardan birisi ise tüm dünyanın takip ettiği İran ile ilgili. 1979'daki İslam Devrimi'nin ardından 1980'de başlayan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı da Aral'ın takip ettiği tarihi olaylar arasında yer alıyor.

Özellikle ön cephede mayın tarlalarına sürülen ve cesetleri, ordunun üstlerinden güvenle geçmelerini sağlayan gençlerin cepheye gönderilmeden önceki halleri oldukça sarsıcı...

Gerisini Aral'ın kaleminden okuyalım...STALİN'İN ORGU KATYUŞALAR"(...) Gönüllü savaşçılar Ahvaz'dan cepheye gidiyordu.

Çocuk yaşta diyebileceğim gençlerin bir kısmı otobüslerle, bir kısmı da kamyon kasalarında yola çıkıyordu.

Bir hafta kadar sonra Tahran'a döndüğümde, bizzat İmam Humeyni'nin bu gençleri bir törenle uğurlamasına tanık olacaktım.

Gençler, Irak zırhlılarının sınırı aşmalarını engellemek amacıyla, adeta etten bir duvar oluşturmaları için ölmek üzere gönderiliyordu.Ahvaz'dan Hürremşehr'e kısa süren yolculuğumuz, nasıl bir cehenneme varacağımızın işaretleriyle doluydu.

Basra Körfezi'ne 10 kilometre uzaklıkta, Irak topçusunun ve katyuşa roketlerinin yağmur gibi yağdığı bu rafineri kentinde, en çok aklıma kazınan görüntü kaçışan insanlardı...

Gazeteciler olarak birbirimizden ayrılmıyorduk.

Stalin'in orgu olarak tanımlanan katyuşalar hem yangın çıkarıyor hem de yarattığı şokla yeri göğü sarsıyordu.

Bombardıman altında namaz kılmaktan başka çaresi olmayan genç savaşçılar da göze çarpıyordu.

Bu arada bir araçtan korumalarıyla inen bir adamı hatırlıyorum.

Şu anda hayatta olmayan Kaveh Golestan ve Mustafa Çamran.

İranlı meslektaşlarım, Golestan'ın yanındaki adamın, İran Savunma Bakanı Mustafa Çamran olduğunu söylediler.

Bizimle selamlaştı.

Çamran, mevzilerde denetime gitti.

Golestan da onu takip etti.

Biz de bir süre dolaşıp fotoğraflar çektikten sonra otobüse binip geri döndük.

Sınırlı iznimiz vardı ve bombardıman hız kesmeden devam ediyordu.

Nitekim, biz ayrıldıktan birkaç gün sonra Hürremşehr düşecekti.YEMESİ SAKINCALI HAVYARLAR BUZDOLAPLARINDA SAKLANIYORDUTahran'da birkaç gün kaldım.

Kaldığım otel eski Intercontinental Oteli, o günkü adıyla Lale Otel'di.

İslami rejimin gelmesiyle beraber yenmesi sakıncalı olan Beluga havyarı otelin soğuk hava depolarında duruyordu ve biz, otelde kalan tüm yabancı gazeteciler her gün çello kebap ya da cüce kebabın yanında dünyanın en pahalı havyarını da yiyorduk.

Yanında da Coca-Cola içiyorduk.İrşad-i İslami yetkilileri kaldığımız otele gelip, bize nereye gideceğimizi bildirirdi.

Bazen taksi tutup onların araçlarını takip ederdik, bazen de otobüsle bizi istedikleri yere götürürlerdi.

Bunlar arasında en ilginci, Ahvaz'da cepheye gidişlerine tanık olduğum gönüllülerin uğurlama töreniydi.

Kapalı bir salonda yapılan törende İmam Humeyni, tüm salona hâkim bir terasta herkesi selamlıyordu.

Meddahların şiirsel bir üslupla okudukları Farsça beyitlere, gençlerin göğüslerine vurdukları yumrukların sesi karışıyordu.

Neredeyse çocuk yaşta denebilecek yüzlerce genç, hâkî renkte üniformalarıyla Humeyni'nin önünde duruyor, onun hayırduasını alıp ölüme yollanıyordu.MAYIN TARLALARINA SÜRÜLEN GENÇLER"Basij" olarak adlandırılan gönüllüler, ön cephede mayın tarlalarına sürülüyor ve cesetleri, ordunun üstlerinden güvenle geçmelerini sağlıyordu.

Aralarında yaşları 12 olan çocuklar da vardı, 70'li yaşlarda olanlar da.

Humeyni'nin onları cepheye gönderirken yaptığı etkileyici konuşmayla büyülenen şehit adaylarının, cephede de şevklerini artıracak senaryolar yazılıyordu. 12.

İmam'ı canlandıran beyaz atlı, beyaz kefenli bir adam, gönüllülere görünüyor ve onları rahatlıkla ölüme sürükleyebiliyordu.

Gazeteciler arasında dolaşan söylentilerden biri de 12.

İmam'ı canlandıranlardan birkaçının Irak ordusu askerleri tarafından yakalandığıydı.İşte o kare: Mayın tarlasına; ölüme gönderilen İranlı o gençlerDEVRİM KENDİ EVLATLARINI YEDİİran-Irak savaşının patlak verdiği gün başlayan İran yolculuklarım, savaş devam ettiği sürece sürdü.

Humeyni'nin vefat ettiği 1989 yılından sonra birkaç kez farklı nedenlerle gittiğim İran'da devrim ne yazık ki evlatlarını da yedi.

Cumhurbaşkanı olarak tanıdığım Beni Sadr, Fransa'ya kaçtı, devrimin motor güçlerinden olan Tudeh mensupları tutuklandı ve idam edildi.

Devrimin öncüsü olarak tanımlanan Marksist gençlik örgütü Halkın Fedaileri mensuplarının Şah döneminden daha katı bir uygulamayla cezaevlerine atıldığını ve öldürüldüklerini duydum.

Devrimin ortaya çıkışında önemli bir görev üstlenen ve Şah'ın ordusuna karşı halk mücadelesi başlatan Devrim Muhafızlarının ülke yönetimini nasıl ele geçirdiklerine, nasıl şirketleştiklerine ve ticaretle uğraştıklarına tanık oldum.

Yine de İran halkının sanata ve kültüre olan ilgisinin hiç eksilmediğini, aksine arttığını da gözlemledim.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri