Haber Detayı
Westeros’un gölgelerinde yaşayanlar
Ejderhaların ve devasa orduların gölgesinde, Westeros’un hiç anlatılmamış “sıradan” hikâyelerine davetlisiniz. Dunk ve Egg’in serüveni, paslı zırhların ve çamurlu mızrakların arasından fışkıran naif bir dostluk masalı sunuyor.
Yağmurlu, sisin uçsuz bucaksız yeşillikleri kapladığı çayırın ortasında duran üç at.
Peşi sıra ekrana, genç, bir hayli uzun bir adamın görüntüsü yansıyor.
Taşıdığı yaşlı adamı mezarına özenle yerleştirdikten sonra başında ona ilişkin hikâyesini anlatmaya başlıyor.
Birazdan, isminin Dunk olduğunu öğrendiğimiz bu “atanamamış” şövalyenin, ölen adamın yaveri olduğunu öğreniyoruz.
İkilinin geçmişlerine yönelik verilen bu samimi, küçücük başlangıçtan bizi yeniden Westeros topraklarında dolaştıracak “A Knight of the Seven Kingdoms”ın küçük hazineleri birer birer ifşa olmaya başlıyor.
Evet, “Game of Thrones” evreninin bu yeni spin-off projesinde, bizi Westeros’un göz kamaştırıcı hanedanları ve parlak şövalyeleri değil, çamura bulanmış mızraklar, paslanmış zırhlar ve çürümeye yüz tutmuş kalkanlar bekliyor.
George R.R.
Martin'in, üç öyküden oluşan “Tales of Dunk and Egg” isimli kitabının uyarlaması bizi yeniden kana bulanmış Demir Taht’ın ülkesine götürüyor. “A Knight of the Seven Kingdoms”, “Game of Thrones”ta izlediğimiz olaylardan bir 100 yıl öncesine, “House of the Dragon”ın ise 72 yıl öncesine konumlanırken merkezine alabildiğine sıradan bir şövalyeyi yerleştiriyor.
Sör Duncan The Tall (Peter Claffey), yaveri olduğu şövalye Sör Arlan of Pennytree'yi (Danny Webb) kaybettikten sonra aynı kandan olmamalarına karşın “başka çaresi olmadığı için” atlarını ve kılıcını emanet alarak bir nevi kendisini şövalye ilan etmiş oluyor.
Yıllarca yürüttüğü yaverliğin üzerine şövalyeliğini hem kendisine hem de Yedi Krallık’a kanıtlamak için de ilk bakışta basit gibi görünen ancak yaşamını ve onu sonsuza dek değiştirecek bir çare buluyor: Ashford’daki turnuvalara katılmak...
ŞOVALYE VE ÇOCUK Yola çıktıktan sonra her adımında, “saflığına ve masumiyetine” iyiden iyiye ikna olduğumuz Dunk’ın, mola verdiği bir handa tanıştığı küçük Egg (Dexter Sol Ansell) ise serüvenin tonunu ve seyrini değiştiren kişi oluyor.
Çünkü klasik, bir çocuğa sahip çıkan iyi kalpli şövalye ve masum çocuk anlatısının epey dışında, bizi fazlasıyla eğlendirecek bir ilişkiyle karşılaşıyoruz.
Egg’in hanedanlar ve şövalyeler hakkındaki bilgisi ve tecrübeleri, dünyayı neredeyse hiç tanımayan Dunk için bir tür “yeni akıl hocası” haline gelmesine yol açıyor ve ikilinin serüveni başlangıçta biraz yavaş açılsa da giderek daha keyifli bir hal almaya başlıyor.
Gerçekten de turnuvalara katılmak için gittiği Ashford’da, daha ziyade Dunk’ın bakış açısından ve zihninden tanıklık ettiğimiz olaylar ve karakterin üslubu, “Game of Thrones” evreninin yepyeni bir kapısını aralıyor bizlere...
Gittiği her yerde dikkati çekecek kadar uzun ancak insan ilişkilerinde zayıf, şövalyeliği “gerçek manasıyla” masumları korumak için yapan ancak iş savaşmaya geldiğinde epeyce “panikleyen”, dürüst, iyi kalpli bir baş karakterin yolculuğunu sunuyor.
Onun dünyasında, Yedi Krallık’ın hanedanları, savaşları, ihtişamlı sofraları yok.
Pusun çöktüğü, çamurla kaplı topraklar üzerinde yapılan “paslı” turnuvalar, beceriksiz, yeteneksiz şövalyeler ve hırsızlar var...
Hanedanların alt katmanlarında görünmeyen “kusurluların”, “eksikleri” olanların, ölümleri “önemsiz” köylülerin, başka bir deyişle “sıradan insanların sıradan yaşamları” var bu öyküde.
Bu yüzden, anlatının tonu da sıradan gibi görünse de aslında basitçe, anlattığı insanların yaşamlarını resmetmek üzerine kuruyor temelini.
İnsanlığı yok etmeye gelen “canavarlarla”, yüksek bir mertebe atfetmiyor bu alelade karakterlerine.
Bu nedenle onların yere düştüklerindeki kurtuluşlarını da yine bu “kusurlu” kimselerle yapıyor.
Düşmanlıklar, tehlikeli entrikalar ne kadar önemliyse “büyüklerin” dünyasında dostluklar, onur ve şeref gibi kavramlar gerçek anlamlarına kavuşuyor bu “küçüklerin” evreninde veya dediğim gibi zaten kusurlularsa, hiç yanlarına bile yanaşmıyor...
Onurlu bir şövalyenin, yeteneksiz bir gencin, saf bir kalbin ve ona eşlik eden küçük bir üstadın Yedi Krallık’taki serüveni, büyük kahramanların gölgelerinde kalanları fark edebilmek için nefis bir yol.
Unutmayın, bu yolda yalnızca dostluklar ve kader ortaklıkları ile bolca macera ve mizah dolu anlar var.
Henüz kitabını okumadıysanız, George R.
R.
Martin’in naif Dunk’ıyla tanışmak için bu yolculuğa ortak olabilirsiniz.
Puanım: 7/10