Haber Detayı

Netflix’in yeni dizisi neyin peşinde
Elçin demiröz odatv.com
18/01/2026 13:39 (1 saat önce)

Netflix’in yeni dizisi neyin peşinde

Elçin Demiröz yazdı...

“Her hikayenin en az iki tarafı vardır.Seninki ve benimki.Bizimki ve onlarınki.Kadınınki ve erkeğinki.Bu da, her zaman birinin yalan söylediği anlamına gelir.”Netflix’in yeni suç draması “Ne Yaptığını Biliyorum” adıyla Türkçe’ye çevrilen His & Hers, daha ilk saniyede bu cümleyi önümüze koyuyor.

Bir yandan bizi kendi oyun alanına davet ederken, öte taraftan da hikayesini anlatma seçimini sadece siyah ve beyazdan yana kullanacağının ipucunu veriyor.Önce bunu sembolistik taraftan okuyorsunuz.

Yani karakterin veya senaryonun dönüşümünün başlangıcı üzerinden… Ama dizi ilerledikçe bu kolaycı dünya görüşü önce kendinin, orada yer kalmayınca da yan hikayelerin ve karakterlerin çevresinde spin atmaya başlıyor.

Hatta bir “son” yetmiyor, sırf kimsenin tahmin etmediği kişi katil olsun diye daha dolaylı bir finali paketliyor.His & Hers, Alice Feeney’nin 2020’de yayımlanan, aynı adlı çok satan romanından ekrana taşınan 6 bölümlük bir mini dizi.

Dizinin yaratıcısı ve yönetmeni William Oldroyd, kasvetli bir dönem filmi olan Lady Macbeth’ten tanıdığımız bir isim.

Dizinin başrollerinde ise Tessa Thompson (Anna Andrews) ile Jon Bernthal (Jack Harper) var; kadroda ayrıca Pablo Schreiber (Richard Jones), Marin Ireland (Zoe Harper), Sunita Mani (Priya Patel), Rebecca Rittenhouse (Lexy Jones), Crystal Fox (Alice Andrews) ve Chris Bauer (Clyde Duffie) gibi güçlü yan oyuncular dizinin şüphe haritasını genişletiyor.İlk dört gününde 20 milyon izlenmeye yaklaşan performansıyla hızla öne çıkan dizi, yüzeyde bir suç hikayesi gibi ilerliyor.

Olay var, soruşturma var, şüphe var, sürekli yer değiştiren bir güven duygusu var.

Ama daha ilk dakikalardan itibaren izleyiciyi zikzaklı ilerleyen ve kısmen kopuk bir anlatı biçiminin karşısına oturtmayı başarıyor.

Aslında vaadi net : Katilin kim olduğunu ortaya çıkarmaktan çok onu, mantıklı tüm olasılıklardan köşe bucak kaçırarak sonuna kadar saklamak.

En azından verdiği sözü tutuyor, birçok şey birbirini tutmasa da…DİZİNİN TEK MOTİVASYONU KATİLİ İZLEYİCİDEN SAKLAMAKHikayenin merkezinde, bir televizyon kanalında haber sunucusu olan ancak yaşadığı bir travma nedeniyle uzun zamandır ekranlardan uzak kalan Anna Andrews var.

Anna’nın kusursuz görünen vitrini ise, Georgia’nın Dahlonega kasabasında işlenen bir cinayetle çatırdamaya başlıyor; bu olay onu istemese de geçmişinin tam ortasına, yani kaçmayı seçtiği yere geri çağırıyor.

Cinayeti haberleştirmek üzere aniden sahaya dönen Anna’nın peşini yalnızca gençliğine ait hatıralar değil, duygusal olarak kapanmamış bir evliliğin yükü de bırakmıyor; çünkü soruşturmayı yürüten kişi, yıllar içinde aralarına mesafe girmiş olmasına rağmen bağları hala kopmamış olan eski eşi, dedektif Jack Harper.

Cinayet halkası genişledikçe dizi yalnızca “katil kim?” sorusunu çoğaltmakla yetinmiyor; Anna’nın lise yıllarından bugüne taşınan, üzeri örtülmüş bir travmayı, eski bir arkadaş grubunun çatlaklarını ve kasabanın steril görünen yüzünün altındaki çürümeyi de yavaş yavaş görünür kılıyor.

Öyle ki bir noktadan sonra izleyici için asıl gerilim suçun kendisinden çok, Anna’nın geçmişiyle bugün arasındaki tekinsiz bağın hangi gerçeği su yüzüne çıkaracak olması…Dizinin “diğer tarafı” ise Jack Harper’da kristalleşiyor.

Dışarıdan bakıldığında deneyimli, soğukkanlı, iktidarı elinde tutmak isteyen bir dedektif...

Ancak içerisinde kendisiyle ve hatalarıyla yüzleşmekten buram buram kaçan “çoğu erkeğin özeti” bir prototip var.

Onu aynalayan dedektif ortağı Priya ise dizinin en muntazam yazılmış karakteri.

Gerçekleri ortaya çıkarmak uğruna verdiği çaba burun farkıyla geç kalsa da, dizinin climax’ine dumanlı bir imza atma görevi onun oluyor.His & Hers’ün yan karakterleri, klasik “şüpheli havuzu” olmaktan ziyade, ana karakterlerin dünyasına hizmet eden, bazen de değiştiren işlevlere sahip.

Kimisi Anna’nın geçmişine dair bir yarayı kaşıyor, kimisi Jack’in düzeninin içindeki çatlağı büyütüyor, kimisi de sadece bir cümleyle “gerçekliğin” ne kadar çabuk bükülebildiğini gösteriyor.

Bu noktada dizi, hızlı tüketilen Netflix gerilimlerinin bir numaralı numarasına yaslanıyor: Her karakter bir sır taşıyor.

Ama asıl mesele sırların içeriği veya derinliği değil, gizemin peşinden gitmenin yarattığı merak...“BİRİ HER ZAMAN YALAN SÖYLÜYOR”Anna’nın açılıştaki cümlesini hatırlayın: “Biri, her zaman yalan söylüyor.”Dizi, izleyiciyi bu basit formülün içine yerleştirerek ilerliyor demiştik : İki kişi, iki anlatı, bir yalan.

Bu, ortaya atılmış mesnetsiz gizem hikayenin tam gaz ilerlemesi için kusursuz bir yakıt.

Ama aynı zamanda dizinin de sınırı burada başlıyor; çünkü “birinin yalan söylediği” fikri, izleyiciyi hayata dair daha kolay bir yere götürüyor: suçluyu veya yalanı aramaya.

Zaten yapım da tam bu gazla akıyor.

İşleyişle ilgili o kadar çok detay ve öge var ki, saçmalıkları veya mantık dışılıkları bir süre sonra önemini yitiriyor.

Çünkü dizi hakikati aramakla değil, hakikatin etrafında daha tur atabilecek yer aramakla geçiyor.

İzleyicinin eline sürekli yeni bir iz, yeni bir ima, yeni bir şüphe kırıntısı tutuşturuyor; ama bu kırıntılar bir noktadan sonra bir bütünün parçası olmaktan çıkıp yalnızca “tempo”yu besleyen birer süs eşyasına dönüşüyor.Oysa bir anlatı, sürekli kendini yenileyen bir sis makinesine dönüştüğünde, gerilim derinleşmez; yalnızca uzar gider.

Gitmesi mecazi değil, bazen izleyicinin avuçlarından da kayar gider.

Dolayısıyla ilk cümlenin ne demek istediği daha iyi anlaşılıyor : “Biri her zaman yalan söylüyor” demek, aslında hayatı iki kutuplu bir oyuna indirgemek demektir; grinin tüm tonlarını baştan reddetmek…Bunun uğruna dizi bize hakikati değil, hakikatin etrafında kurduğu gösteriyi satarken anlıyoruz ki izleyici de bu şovdan oldukça memnun.

Kumandanın düğmesine basıp, koltuğa gömülmek için kalbinin biraz daha hızlı atması yetiyor.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri