Haber Detayı
Suriye’deki gelişmeler, ABD’nin dünyanın diğer bölgelerindeki uygulamalarıyla benzerlik taşıyor: Trump’ın dayatmacı barışı
Ortadoğu bölgesini çalışanlar hep dile getirir; bölgedeki gelişmeler domino taşı gibi birbirini tetikler...
Ortadoğu bölgesini çalışanlar hep dile getirir; bölgedeki gelişmeler domino taşı gibi birbirini tetikler.
Gazze, Lübnan, İsrail, Suriye birbirinden ayrılabilir mi?
Son bir haftada Suriye’de yaşanan ve Türkiye’de bazılarınca şaşkınlıkla izlenen gelişmelerin kökeni temelde ABD’de Trump’la birlikte değişen anlayışa dayanıyor.
Trump yönetimi, tüm bölgeye önceki başkan Biden’den çok farklı bir yöntemle yaklaşıyor.
ABD, diplomatik kapasitesini daha sert, müdahaleci ve dayatmacı yöntemlerle uyguluyor.
Benzerini Karabağ’daki Ermeni yerleşiklerin, Ermenistan’a gönderilmesi sürecinde yaşamıştık.
Azerbaycan ile Ermenistan’ın ABD çıkarları açısından kavga etmemesi ve dost olmaları gerekiyordu.
İki ülke arasında oluşturulan Trump Rotası ilerliyor, tıkanmalara ABD hemen müdahale ediyor.
Bunu bizzat Ermeni yetkililer açıklıyor.
Suriye’de ise temel hedef başından beri belli: İsrail’e düşman olmayan, topraklarında İran gibi güçlerin etkinliğine izin vermeyecek güçte bir devlet.
Başında İslamcı Şara, ama İsrail’e düşman değil.
Suriye’nin istenen düzeyde devlet olabilmesi için birinci öncelik İsrail’le anlaşması idi.
Tom Barrack’ın yapımcılığında bu konu Paris’te çözümlendi.
Hem de görüşmelere İsrail adına katılacakların kim olacağına varana kadar her şeyi ABD düzenledi.
Müdahale şart, çünkü konunun çözümü ertelenemezdi.
Konu Netenyahu’nun zevklerine de bırakılamazdı.
Anlaşma gerçekleşti ve Suriye’ye saldırma tutkusu elinden alınan Netenyahu, SDG konusunda Batılı devletleri “ihanet” imasıyla suçladı.
SIRA GELDİ SDG’YE Suriye’nin bir devlet olması, Şara’nın istenen düzeyde otoriteye sahip olabilmesinin önündeki en büyük engel SDG idi.
Çünkü yüzde 10’luk nüfusu ile ülkenin üçte birini kontrol altında tutuyor gibi görünüyordu.
Netenyahu’nun müdahalesi engellenince önce Halep’teki iki mahallede, sonra Fırat’ın batısındaki, sonra doğusundaki SDG noktalarına müdahale edildi.
Bir şaşkınlıktır gidiyor, SDG bu kadar hızlı nasıl yenildi?
Çünkü çok abartılmıştı.
Bütün varlığını ABD’nin desteğine borçluydu.
SDG’yi var eden Arap aşiretlerine bağlı silahlı kadrolardı.
ABD artık, IŞİD ile mücadele dahil bölgedeki her konuyu Şam’la, Şara ile konuşmaya karar vermişti.
Maalesef Ortadoğu’da işler zamandan bağımsız aynı mantıkla yürütülüyor.
Bir parmak hareketiyle Rakka ve Deyrizor bölgesindeki Arap aşiretleri Mazlum Abdi’ye desteği kesip karşısına geçtiler.
YPG’nin bu aşamadan sonra Ayn el Arap (Kobane) ve Kamışlı’da direnmeye çalışmasının da bir sonuç getirmeyeceğini herkes görüyor.
Artık petrol ve gaz sahaları, baraj ve diğer enerji santrallerinin yanı sıra tarım arazilerinin de önemli bir bölümü Şam kontrolüne geçmiş durumda.
Bu aşamalardan sonra Şam istenen düzeyde bir devlet olabilir artık.
SDG’nin yenilmesi, ülkedeki Kürt grupların yanı sıra, Dürzi ve Nusayri gruplara da bir mesajdır.
Suriye’deki gelişmelerin yönünün buraya varacağı, Şara’nın Beyaz Saray’da ağırlanması ve kendisine “itibar verilmesi”nden anlaşılmıştı.
Suriye’deki durum, artık ABD’nin fazla oyalanmak istemediği, ilgisini pek çekmediği, bir an önce “çözülmesini” istediği bir sorun.
Daha büyük işlere yoğunlaşmak istiyor, bu nedenle de zaman kaybı istemiyor.
Tıkanmalara müdahale ediyor ve deyim yerindeyse istediği “barışı” dayatıyor.
Bu anlayış, düzeyleri farklı olmak üzere İsrail’e de, Hamas’a da, Hizbullah’a da uygulanıyor.
Öyle görünüyor ki, Ortadoğu’da bazı örgütler için şimdilik yolun sonuna gelinmiş durumda.
ABD öyle istiyor gibi… HER ŞEY BİTTİ Mİ?
Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’nin kısa vadeli beklentilerini karşılaşmış gibi duruyor.
Öcalan ve PKK, iktidarla yürütülen müzakerelerde SDG’yi ellerini güçlendirecek bir koz olarak görüyordu.
Kandil’in Halep’teki çatışmaları sürdürün mesajı vermesi bu yüzdendi.
Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’de beklentileri karşılıksız yükseltilmiş kesimlerde bir hayal kırıklığına dönüştü anında… Gerçekliğe dönüş, yalnızca bu çevreler için değil, iktidar için de şart ve kaçınılmaz.
Çünkü, “SDG, Suriye’deki Kürtleri temsil etmiyor” deyip, Öcalan’la müzakere yürütmek büyük bir çelişki.
Peki, her şey bitti, Türkiye karşıtı kışkırtmalar sıfırlandı mı?
Tabii ki hayır.
İşi bilenler, “Bir nüve, gelecekte lazım olur diye her zaman tutulur” diye uyarıyor.
Baksanıza Fransa, SDG’nin tasfiyesine çok çok üzülmüş.
Bizim için aslolan, Türk ve Kürt yurttaşların, birbirlerini anlamaları ve kardeş olmalarıdır.