Haber Detayı
Kitap ve bıçak!
Elindeki bıçağı 17 yaşındaki bir çocuğun kalbine saplayan 15 yaşındaki zanlının ifadesine baktım. 'Bana ne bakıyorsun diye küfretti. Ben de üzerimde bulunan bıçağı çıkartarak salladım!' Her şey bu kadar basit. Bilgisayar oyunu gibi! *** Çocukluğum, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın katledildiği topraklarda…
Elindeki bıçağı 17 yaşındaki bir çocuğun kalbine saplayan 15 yaşındaki zanlının ifadesine baktım. 'Bana ne bakıyorsun diye küfretti.
Ben de üzerimde bulunan bıçağı çıkartarak salladım!' Her şey bu kadar basit.
Bilgisayar oyunu gibi! *** Çocukluğum, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın katledildiği topraklarda geçti.
O yaşlarda sadece futbol ve aşk hikayeleri üzerine yoğunlaşan bir çocukluk vardı mahallelerde.
Arkadaşlığın, bir gazozu bile paylaşmanın en güzel halleri.
Elbette kavga olurdu ama neyin bıçağı neyin ölümü?
Sevginin ve saygının beyin ölümü gerçekleştikten sonra ne çocuklarda masumiyet kaldı ne büyüklerde insaf! *** Cehalet ve şiddeti çocuklara enjekte edenler amacına ulaşırken, şimdi sokak çeteleri, ceplerinde bıçak ve silah taşıyan çocuklar belirliyor kaderi. 'Bana ne bakıyorsun demek bir insanı öldürmek için haklı gerekçe.
Televizyon dizileri, sosyal medya ve mahallelerin içine özellikle sokulan engereklerle ekilenler biçiliyor.
İnsan öldürmenin yaşı küçüldükçe hacim büyüyor.
Yaşatmak duygusu bu topraklarda anlamını yitirdi! *** Bir dizi filmden 'insanlık dışı' sahneyi hatırlıyorum.
Kucağında bebeğiyle gözleri bağlı bir kadın, etrafını çevirmiş eli silahlı erkek yığını.
Böyle dizilerle bilinçli olarak bebek taşıyan kadına bile silah çeken erkeklik üretimi körüklendi. 'Bu sahneyi düşünmek, çekilecek hale getirmek ve o sahneyi yayınlamak cinayete yataklıktır!' desem kimin umurunda sanıyorsunuz?
Bugün 15 yaşındaki çocuk katil olabiliyorsa, o çocuğun içindeki katili büyüten kimler? *** Başka bir sahne düşünün.
Ayağında ayakkabı yok, üstü başı berbat bir çocuk.
Karşısında bir fırın var, yanında kitapçı dükkanı.
Bütün gün ağzına lokma girmeyen çocuğun gözleri kitapçı dükkanını tercih ediyor.
Vitrinde çocukluğunda okuduğu bir kitaba rastlıyor belki.
Buna karşılık karnını doyurabildiği ekmekler ona her zamankinden daha tanıdık ama çocuk kitap okuduğu için hapislerde çürüyen bir babanın oğlu olduğunu da unutmuyor.
Sistemin nimetlerinden yararlanan bir babanın oğlu olsa ne ayakları çıplak olurdu ne karnı aç! *** Böyle bir sahne bizim dizilerde asla ilgi görmez.
Bir çocuğu böyle sahnede kullanmak isteseler, çocuğu silah dükkanıyla cep telefonu dükkanının karşısına dikerler.
İhtimaldir ki çocuğun gözlerini silah dükkanına mıhlarlar.
Hatta bir punduna getirir çocuğu dükkanın içine sokup, silahın nasıl kullanılması gerektiğini de gösterirler.
Çünkü yayılan yozlaşmanın ve hayata geçirilen yeni sistemin; cebinde bıçak taşıyan 15 yaşındaki katillere ihtiyacı var!
Ayrıca bunların arkası da var! *** O çocuklar hayat platosunda yerlerini aldılar.
Onlara 'kitap mı silah mı?' diye sorulmasına gerek yok.
Onların tercihlerini şarkılara, filmlere ve mahallelere yerleştirilen engerekler belirledi.
Ve çocuklara enjekte edilen zehir hiçbir zaman adresini şaşırmaz.
Onların 15 yaşındayken tek bıçak darbesiyle bir insanı katletmeyi nasıl öğrendiğini sanıyorsunuz?
Sokak çocuğu!
Bu da gariban bir sokak çocuğunun günlüğü. 'Gündüzleri büfelerde tost yiyenlerin ağzının içine düşüyorum, insaflı birileri çıkıyor ve bir tost da bana ısmarlıyor.
Ama soğuk açlıktan da kötü.
Geceleri bir tenekenin içindeki talaşla ısınırken kıvılcımlardan fal tutuyor ve unutuyorum çocuk olduğumu.
Çünkü hiçbir çocuk bu acıya dayanamaz!'