Haber Detayı

Bir de şöyle soralım... Sadece kiracılar mı mağdur ya ev sahipleri
Yazarlar hurriyet.com.tr
20/01/2026 06:10 (4 saat önce)

Bir de şöyle soralım... Sadece kiracılar mı mağdur ya ev sahipleri

Son yıllarda ev sahibi kiracı ilişkilerinde yaşanan bozulmayı artık inkâr edemeyiz. Bu mesele birkaç kötü örnekten ibaret de değil.

Kira artışları, bitmek bilmeyen tahliye davaları ortaya çok başka bir tablo çıkardı.

Birçok ev sahibi kiraya vermek yerine evini boş tutmayı tercih ediyor.Çünkü elde edeceği kira gelirinden çok, yaşayacağı hukuki süreç gözünü korkutuyor.

Bir tahliye davasının 3-4 yıl sürmesi bile gayrimenkul piyasasını olumsuz etkiledi.

Bu süre boyunca ne ev sahibi ne kiracı kendini güvende hissediyor.Hukuk yavaşladıkça güven kayboluyor.Güven kayboldukça piyasa bozuluyor.Genelde mağduriyet denince akla ilk kiracılar geliyor.

Evet, kiracıların sıkıntılarını biliyoruz.Ama konuşulmayan, hatta çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçek daha var.

Ev sahipleri de mağdur.Kirasını alamayan, sözleşmesi ihlal edilen, kendi mülkünü kullanamayan ev sahipleri var.Yıllarca süren davalar yüzünden çaresiz kalan insanlar...Evinin anahtarı cebinde ama evi fiilen başkasının.Ve kiracılar bu süreçleri bildikleri için özellikle mahkeme yolunu tercih ediyorlar.

İşin sonunda ne oluyor?Ev sahibi “Bir daha kiraya vermem” diyor.Ev boş kalıyor.Arz daralıyor.Kiralar daha da yükseliyor.Yani sistem kendi kendini vuruyor.Kira sözleşmesi kâğıt üzerinde kalmamalı.

Taraflardan biri yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, aylar değil, makul süreler içinde sonuç alınmalı.Barınma, bir ülkenin en temel sosyal dengelerinden biridir.O denge bozulduğunda toplumsal huzur da bozulur.Tam da bu noktada hükümetin hazırladığı “Sıfır Gecikmeli Yargı Modeli” önemli.Özellikle kira davalarının hızlandırılması hedefleniyor.Davaların neden geciktiği analiz edilecek, gecikmelerden sorumlular belirlenecek, iş yüküne göre hâkim ve savcı dağılımı yeniden planlanacak.Kâğıt üzerinde bakıldığında doğru bir adım.

Ama altını özellikle çizmek gerekiyor.Bu düzenleme sadece kiracıları değil, ev sahiplerini de korumak zorunda.Adil bir sistem, iki tarafı da eşit gözetir.Bir tarafı korurken diğerini cezalandıran her model, sorunu çözmez, sadece erteler.Kira kavgasını bitirecek şey, yüzde hesabı değil; adaletin zamanında işlemesidir.SIFIR GECİKMELİ YARGI MODELİ GELİYOR TÜRKİYE’de en çok tartışılan ve hem AYM’ye bireysel başvuru konusu olan hem de AİHM’ye taşınan uzun yargılama süreçlerine ilişkin yeni bir sistem hayata geçiriliyor.

Yargıda ‘Sıfır Gecikmeli Yargı Modeli’ bu yıl içinde başlatılacak.

Davaların neden geciktiği analiz edilecek.

Boşanma, kira ve kadastro davaları hızlanacak.

Gecikmelerden başsavcılar sorumlu tutulacak.Türkiye’de kira davaları neden bu kadar uzuyor sorusuna yıllardır aynı cevap verildi.Dosya çok, hâkim az, sistem yavaş.Devlet de bu hazırlığıyla özetle diyor ki...“Yargılamaların makul sürede sonuçlanması, sadece teknik bir hedef değil.

Bu, adalete güvenin ön şartıdır.

Adaletin doğru olması kadar, zamanında olması da önemlidir.”Anladığım kadarıyla “Sıfır Gecikmeli Yargı” karar süreçlerini tıkayan, dosyaları sürüncemede bırakan yapısal aksaklıkları hedef alıyor.Daha önce kadastro davalarında denenen “Sıfır Kadastro Dosyası” uygulaması bunun mümkün olduğunu gösterdi.

Yıllarca biriken dosyalar, klasik yöntemlerin dışına çıkılarak eritilebildi.Yeni modelde “Yargının Etkinliği Büroları” kuruluyor.

Bu bürolar karar vermiyor.

Ama gecikmeyi görünür kılıyor.

Koordinasyon sağlıyor.Yükü tek tek hâkimlerin sırtından alıp kurumsal düzeyde ele alıyor.Destekliyorum.

GELECEK BU GENÇLERLE DAHA İYİ OLACAK BENİM için bu haberin iki ayrı anlamı var.

Biri çok kişisel.

Diğeri çok daha önemli.Önce kişisel olanı söyleyeyim.

Saint-Joseph Fransız Lisesi benim de okulum.

Ben İzmir’de okudum.O koridorlardan geçtim, o sıralarda oturdum, o disiplinle büyüdüm.O yüzden bu haberi okuduğumda “Gurur duydum” demek az kalır.Ama asıl mesele madalya değil.Türkiye’yi iGEM 2025’te temsil eden tek kurum olarak, üstelik üniversite takımlarının yarıştığı bir platformda altın madalya kazanmak başlı başına büyük bir başarı.Daha da önemlisi, bu başarının arkasındaki proje. “GluClear”...Gluten hassasiyeti yaşayan insanların, farkında olmadan maruz kaldıkları glutene karşı geliştirilmiş, enzim temelli, bilimsel ve son derece insani bir çözüm.Yani İstanbul Saint-Joseph Lisesi’nden gençler sadece “kazanan bir proje” üretmemiş.

Bir farkındalık da yaratmış.Sentetik biyoloji dediğiniz şey, kulağa biraz soğuk gelir.

Laboratuvar, deney, genetik kodlar ama burada işin kalbinde hayat var.Günlük yaşamda binlerce insanın yaşadığı bir sorun var.

Beni en çok etkileyen nokta da bu oldu.Takımın sorumlu öğretmeni Simge Şenay’ın sözleri çok kıymetli.“Öğrencilerin bilimi bir tutku ve sorumluluk duygusuyla sahiplenmesi...”Altını çiziyorum.

Sorumluluk duygusu.Bugün dünyada en çok eksikliğini hissettiğimiz şeylerden biri bu değil mi zaten?Saint-Joseph Müdürü Paul Georges’un söylediği gibi bu proje sadece bir bilim başarısı değil; yenilikçilik, özveri ve toplumsal sorumluluğun somut bir örneği.Bir de şu ayrıntıyı atlamayalım.

Bu okul 2023’te de iGEM’de gümüş madalya almıştı.

Behçet Hastalığı için geliştirilmiş bir tanı kitiyle...Yani bu bir tesadüf değil.Massachusetts Institute of Technology bünyesinde başlayan iGEM gibi dev bir organizasyonda, Türk öğrencilerinin üstelik lise seviyesinde “Ben buradayım” demesi çok kıymetli.Bugün gençlerden umutsuzluk hikâyeleri dinlemeye çok alıştık.

Ama böyle haberler geliyor ve insanın içi ferahlıyor.Demek ki doğru ortam sağlandığında, doğru rehberlik yapıldığında, gençler sadece sınav kazanmıyor.Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için de kafa yoruyor.Bir Saint-Joseph’li olarak gururluyum.Bir gazeteci olarak umutluyum.Bir ebeveyn olarak ise şunu düşünüyorum.Gelecek bu gençlerle daha iyi olacak.

İlgili Sitenin Haberleri