Haber Detayı

Trump'ın ilk yılına "öngörülemez" dış politika ve "popülist milliyetçilik" damga vurdu
Güncel haberler.com
20/01/2026 11:12 (3 saat önce)

Trump'ın ilk yılına "öngörülemez" dış politika ve "popülist milliyetçilik" damga vurdu

İkinci kez başkanlık koltuğuna 20 Ocak 2025'te oturan ABD Başkanı Donald Trump, ilk yılında, bir yandan "Önce Amerika" mottosuyla izolasyonist ve "dünya jandarmalığından vazgeçmiş" bir dış politika mesajı verirken, öte yandan agresif gümrük tarifeleri stratejisi ve müdahaleci...

İkinci kez başkanlık koltuğuna 20 Ocak 2025'te oturan ABD Başkanı Donald Trump, ilk yılında, bir yandan "Önce Amerika" mottosuyla izolasyonist ve "dünya jandarmalığından vazgeçmiş" bir dış politika mesajı verirken, öte yandan agresif gümrük tarifeleri stratejisi ve müdahaleci söylemleriyle müttefiklerine de rakiplerine de "karmaşık" sinyaller gönderdi.ABD tarihinin en sıra dışı başkanlarından biri olan Trump, ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasının ardından geçen bir senede, belki de on yılda yaşanabilecek düzeyde hareketli bir siyasi döneme imza attı.Gerek iç gerekse dış politikada güçlü Amerikan popülist milliyetçiliğine dayalı muhafazakar söylem ve politikaları, Trump'ın kişilik özellikleriyle birleştiğinde ortaya öngörülmesi oldukça zor bir lider tipi çıkarıyor.2016-2020 döneminde ilk başkanlık tecrübesinden farklı olarak bu sefer seçimlerden daha güçlü şekilde çıkması ve Kongrede Cumhuriyetçilerin mutlak hakimiyeti, Trump'ın Amerikan başkanlığının limitlerini sonuna kadar zorlamasına zemin hazırladı.Trump'ın geride bıraktığı bir yılda politikalarına yön veren "Önce Amerika" mottosu dış politikada izolasyonist bir mesaj gönderirken, ABD Başkanı'nın aynı zamanda Venezuela, Grönland ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler gibi uluslararası meselelerde sergilediği müdahaleci tavır, birçok ülkede algı karmaşasına yol açtı.İç politikaya sınır güvenliği, ekonomik iyileşme ve göçmen karşıtlığı damga vurduİç politikada kendisine başkanlık seçimlerini de kazandıran "sınır güvenliği" ve "ekonomik iyileşme" yolunda önemli adımlar atan Trump, Demokrat-liberal kesimlerin eleştirilerine karşın her iki alanda da kendi seçmen tabanını memnun etmiş gözüküyor.Güney sınırından düzensiz göçmen geçişlerini neredeyse tamamen sıfırlayan Trump, ülke içindeki düzensiz göçmenleri de bazen abartılı yöntemlerle sınır dışı etme yolunu seçti.Bu konuda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekiplerini yoğun şekilde kullanan Trump yönetimi, sadece göçmen ve mülteci girişlerini sınırlamakla kalmayıp, 35 ülkeden ABD'ye yapılacak vize başvurularını da 2026'nın ilk günlerindeki bir kararla askıya aldı."Önce Amerika" mottosunun oldukça sert bir yorumu olarak eleştirilen bu göçmen karşıtı politikalarından geri adım atmayan Trump yönetimi, ABD'li bir annenin Minnesota eyaletinde ICE polisleri tarafından öldürülmesinin ardından kendi seçmen tabanından bile tepki aldı.Ekonomik anlamda enflasyonu düşürme, gümrük tarifeleriyle birçok ülkeyle kendi lehine anlaşmalar yapma, yeni yatırımlar çekme, yapay zeka ve teknoloji alanında kayda değer yatırımların önünü açma noktasında ciddi adımlar atan Trump, şu ana dek eski Başkan Joe Biden dönemine kıyasla ekonomik bir toparlanma sürecine girmiş gözüküyor.Trump'ın dış politikasında değişim: Daha fazla öngörülemezlikİlk döneminde müttefikleriyle "kavga" eden ve öngörülemez birçok adıma imza atan Trump, son bir yıldaki ikinci başkanlık döneminde de benzer bir performans sergiledi.Küresel ölçekte uygulamaya başladığı gümrük tarifelerini adeta bir "dış politika silahı" gibi kullanan ABD Başkanı, hem Orta Doğu hem de Rusya-Ukrayna krizlerine ilişkin Joe Biden dönemine kıyasla görece daha aktif bir ajanda takip etti.Aralık ayının başında Trump'ın imzasıyla yayımlanan 2025 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, esasen Trump'ın ABD'nin küresel liderlik rolünü yeniden tanımladığı bir "referans belge" olarak dikkati çekti.ABD'nin "küresel düzenin jandarmalığı" rolünden geri çekileceğini ima eden belgede, "pragmatist" olmadan pragmatik, "realist" olmadan gerçekçi, "idealist" olmadan ilkeli, "şahin" olmadan güçlü ve "güvercin" olmadan ölçülü bir dış politika izleneceği vurgulandı.ABD'nin dünya düzenini "ayakta tuttuğu günlerin geride kaldığı" belirtilen belgede, başta Avrupa olmak üzere ABD müttefiklerinin kolektif savunmaya daha fazla katkı sağlaması gerektiğine vurgu yapıldı.Amerikan dış politika önceliklerinin hayata geçirilebilmesi için geleneksel siyasi ideolojiler yerine "Önce Amerika" mottosuyla hareket eden ve Amerikan ekonomik milliyetçiliğini öne çıkaran bir yaklaşıma dikkat çekildi.Çin'i "küresel rakip" ya da "düşman" şeklinde tanımlamayan yeni strateji belgesinde Pekin, önceki belgeye kıyasla daha düşük bir tonlama ile "uluslararası ekonomik rakip" şeklinde nitelendirildi.Bir dış politika aracı olarak gümrük tarifeleriABD Başkanı Trump'ın 2 Nisan 2025'te Beyaz Saray'da duyurduğu ve tüm ülkeleri kapsayan gümrük tarife rejimi, sadece ekonomik anlamda değil, uluslararası siyaset noktasında da önemli bir politika yapım aracı oldu.Gümrük tarifelerini sadece Çin'le rekabette değil, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere geleneksel müttefiklerine karşı da kullanan Trump, adeta tüm dünyaya "Artık jandarmalık dönemi bitti, tehditlere karşı ya parasını verin ya da başınızın çaresine bakın" şeklinde özetlenebilecek bir mesaj verdi.Gümrük tarifelerini son olarak Grönland konusunda da kullanan Trump, gümrük tarifelerini adeta "Demokles'in kılıcı" gibi müttefik olsun ya da olmasın tüm ülkeler üzerinde kullanmaya niyetli bir strateji izliyor.Trump'ın Gazze karnesiABD Başkanı Trump'ın ilk yılına damga vuran ana konulardan biri kuşkusuz Gazze'de ateşkes süreci oldu.Daha göreve gelmeden önce "Gazze'deki savaşı kısa sürede bitireceği" vaadinde bulunan Trump, bir yandan İsrail'e desteğini sürdürürken, öte yandan Gazze'de ateşkes sürecine ilişkin tartışmalı birçok adıma imza attı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, burada yaptığı konuşmada, "Gazze'yi devralmaktan" ve burayı "Orta Doğu'nun Riviera'sı" yapmaktan bahsedince küresel ölçekte tepki çekti.Daha sonra bu sözlerini yumuşatan ve bir süre sonra tedavülden kaldıran Trump, Filistinlilerin Gazze'den zorla çıkarılmayacaklarının sözünü verdi.Trump'ın Gazze'ye yönelik zikzaklı politikasının değiştiği yer, eylül ayı sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında olduğu dünya liderlerini bir araya getiren New York'taki BM Genel Kurulu oldu.Burada başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile bir araya gelen ve Gazze konusunda ne yapılması gerektiğini bölge liderlerinden dinleyen Trump, 24 Eylül'deki Gazze zirvesinden sonra daha somut adımlar atmaya başladı.Netanyahu'yu 29 Eylül'de Beyaz Saray'da ağırladığı bir görüşmede 20 maddelik "Gazze'de barış" planını açıklayan Trump'ın bu planı Türkiye, Katar, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgedeki önemli ülkelerin de desteğini aldı.9 Ekim'de imzalanan Gazze'de ateşkes süreci 10 Ekim'de yürürlüğe girerken, 13 Ekim'de Mısır'ın Şarm el-Şeyh kentinde toplanan liderler Gazze'de barış mutabakatına imza attı.17 Kasım'da yapılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında da Trump'ın bu planına destek verildi.14 Ocak'ta Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına resmen geçildiğini duyuran Trump, kısa süre önce "Barış Kurulu" ve "Gazze Yürütme Kurulu" üyelerini duyurdu.İsrail'in tepkilerine karşın Barış Kuruluna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davet edilmesi ve Gazze Yürütme Kurulunda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da yer alması da bu konuda altı çizilmesi gereken bir nokta olarak dikkati çekti.Rusya-Ukrayna Savaşı'nda tünelin sonu belirsizABD Başkanı Trump'ın seçimleri kazandığı gün yaptığı açıklamada, "Başkan olunca günler içinde bitiririm" dediği Rusya-Ukrayna Savaşı 4. yılına yaklaşırken, tünelin ucundaki ışık halen belirsizliğini koruyor.Biden döneminden farklı olarak göreve gelir gelmez ABD'nin Ukrayna'ya yaptığı milyarlarca dolarlık askeri yardımı kesen Trump, 28 Şubat'ta Beyaz Saray'da ağırladığı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile canlı yayında kameralar önünde tarihe geçen bir tartışma yaşadı.Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Joe Biden ile Zelenskiy'i sorumlu tutan Trump, istemsiz de olsa Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e daha rahat oynayabileceği bir alan açtı.ABD'nin Alaska eyaletinde 15 Ağustos'ta düzenlenen Trump-Putin zirvesinden istediği somut sonucu alamayan Trump, bundan sonraki tüm zirve ihtimallerinde oldukça temkinli yaklaştı.Kasım ayında 28 maddelik Ukrayna barış planını duyuran Trump'ın taslak metni, daha sonra iki tarafla da yapılan görüşmeler sonucunda 20 maddeye indirildi.Önce ABD ile Ukrayna arasındaki müzakerelerle son hali verilen barış planına ilişkin son güncellemeler Miami'deki görüşmelerde yapılırken, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile Trump arasında yılın son günlerinde düzenlenen zirvede önemli mesafe kat edildiği açıklandı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyaz Saray'daCumhurbaşkanı Erdoğan'ı 25 Eylül'de Beyaz Saray'da en üst düzeyde ağırlayan ABD Başkanı Trump, Oval Ofis'teki açıklamalarında, Türk-Amerikan ilişkilerinin oldukça iyi bir durumda olduğunu vurguladı.Başta Gazze krizi, Rusya-Ukrayna Savaşı, F-35 programına dönüş ve ikili ekonomik ve ticari ilişkiler olmak üzere birçok başlığın kapsamlı şekilde ele alındığı görüşme, yakın dönem Türkiye-ABD ilişkilerine dair en olumlu diplomatik temas olarak kayıtlara geçti.Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın Washington ziyaretiÖte yandan Trump'ın 2025 dış politikasında dikkati çeken bir başka açılım da Suriye'deki devrimin ardından bu ülkeyle ilişkilerin normalleştirilmesi oldu.ABD yönetimi, Suriye'deki Ahmed Şara yönetimine destek verirken, Trump 30 Haziran'da imzaladığı kararnameyle bu ülkeye yönelik yaptırımların kaldırılması için süreci başlattı.Beyaz Saray'da 10 Kasım'da basına kapalı gerçekleşen görüşmede, tarihte ilk kez bir Suriye Devlet Başkanı'nı ağırlayan Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile bir araya geldi.Nihai olarak aralık sonunda, ABD Kongresinden geçen ve Başkan Trump'ın imzasıyla yasalaşan 2026 savunma bütçe yasası kapsamında da Suriye'ye yönelik yaptırımlar resmen kaldırıldı.Suriye'nin entegrasyonu temelinde YPG/SDG kontrolünde bulunan bölgelerin belli yerlerinin Şam yönetimine geçmesi sürecinde de Cumhurbaşkanı Şara ile bir telefon görüşmesi yapan Trump, Suriye yönetimine verdiği desteği yineledi.Her fırsatta Şara'nın "başarılı bir liderlik" sergilediğini vurgulayan Trump'ın, Netanyahu'dan da Şam ile iyi geçinmesini istediği yönündeki haberler dikkati çekti.Venezuela Devlet Başkanı Maduro'ya "operasyon"Trump'ın ilk yılına damga vuran bir diğer dış politika konusu ise Venezuela'ya yönelik artan baskı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun evinden askeri bir operasyonla alınması oldu.Göreve geldiği ilk gün Venezuela kökenli Tren de Aragua örgütünü "yabancı terör örgütü" ilan eden Trump, bulduğu her fırsatta bu tür örgütlere karşı savaş açtığını ilan etti.İlk olarak 2 Eylül'de Karayipler'de Venezuela açıklarında "uyuşturucu taşıdığı" iddia edilen tekneleri vuran ABD yönetimi, daha sonra ileri bir adım atarak bu ülkeyi "yabancı terör örgütü" ilan etti.Trump, 17 Aralık'ta yaptığı açıklamayla, "Venezuela petrol tankerlerine karşı tam blokaj" uygulayacaklarını ilan ederken, yakın zamanda Venezuela topraklarını da hedef alabileceklerini söyledi.Trump'ın bu söyleminin ne anlama gelebileceği tartışılırken, Amerikan askerlerinin 3 Ocak gecesi Maduro'yu Caracas'taki evine düzenledikleri baskınla alıp ABD'ye götürmesi dünya kamuoyunda şok etkisi yarattı.Narko-terör örgütü yönetmekle suçlanan Maduro'nun elleri kelepçeli şekilde dünya kamuoyuna servis edilen görüntüsünün üzerine Trump'ın "Sıra Küba ve Kolombiya'da" mesajı vermesi, bir kez daha gözleri Latin Amerika'ya çevirdi.Trump'ın tam da Maduro tartışmalarının sürdüğü günlerde New York Times gazetesinde verdiği bir röportajda dile getirdiği "Benim uluslararası hukuka ihtiyacım yok." ve "Beni sadece kendi ahlakım ve mantığım durdurabilir." şeklindeki söylemleri de şimdiden siyasi literatüre girdi.Venezuela'daki yeni yönetim ile petrol konusunda bir anlaşma yapan Trump, bu ülkenin idaresinin uzun bir süre kendilerinde olacağını iddia ediyor.Trump'ın "Grönland'ı alacağız" söylemleriTrump'ın ilk yılının son günlerine damga vuran bir diğer süreç ise ABD'nin "ulusal güvenlik" gerekçesiyle Grönland'a "sahip olma" yönündeki açıklamaları oldu.İster satın alma, isterse askeri güç yoluyla olsun Trump, Grönland'ı "almak" için Danimarka'ya baskı uygularken, bu konunun NATO içinde devasa bir krize yol açma potansiyeline işaret ediliyor.Beyaz Saray'da 14 Ocak'ta Başkan Yardımcısı JD Vance'in de bulunduğu ABD heyeti ile Danimarkalı yetkilileri bir araya getiren kritik görüşmeden "Temel anlaşmazlıklar devam ediyor." sonucu çıktı.Buna mukabil Grönland konusunda kendisine ters düşecek ülkelere ilave gümrük tarifesi uygulayacağını açıklayan Trump, bu hafta yapılacak Davos Zirvesi'nde de bu konuyu en üst düzeyde Avrupalı liderlerle görüşmeyi planlıyor.ABD-Çin ilişkilerinde Trump dönemiTrump'ın ikinci başkanlık döneminin dikkati çeken bir diğer dış politika yaklaşımı ise Pekin ile kurduğu dalgalı diplomasi süreci oldu.Joe Biden döneminde "en ciddi küresel rakip" olarak tanımlanan Çin'i yeni ulusal güvenlik stratejisinde "bir numaralı endişe" olmaktan çıkaran Trump, hem gümrük tarifeleri üzerinden Çin'i ekonomik anlamda hedef aldı hem de Nvidia şirketinin Çin'e çip satışına onay verdi.Çin'le görece daha dengeli bir rekabet ilişkisi kurmak istediği anlaşılan Trump, küresel liderliği Pekin'e kaptırmamak için ABD'nin gelenekselleşmiş askeri, ekonomik ve siyasi adımlarını atmaya da devam etti.

İlgili Sitenin Haberleri