Haber Detayı
Gezegenin su nabzı bozuldu
NASA uydularından elde edilen verilerle yapılan yeni bir araştırma, El Niño ve La Niña’nın dünya genelinde selleri ve kuraklıkları senkronize ettiğini ortaya koydu. Çalışmaya göre, su krizleri artık yerel değil küresel bir örüntünün parçası ve son on yılda aşırı kuraklıklar aşırı yağışlardan daha yaygın hale geldi.
Başak Nur GÖKÇAMİklim krizi derinleştikçe, sürdürülebilirliğin en kırılgan başlıklarından biri olan su güvenliği meselesi giderek daha net ortaya çıkıyor.
Kuraklıklar, seller ve suya erişimde yaşanan dalgalanmalar artık yalnızca bölgesel sorunlar değil, küresel ölçekte birbiriyle bağlantılı, senkronize krizler haline geliyor.
Uzaydan elde edilen verilerle yapılan yeni bir araştırma da, bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koydu.Austin’deki Texas Üniversitesi’ndeki (UT Austin) bilim insanları tarafından yürütülen ve AGU Advances dergisinde yayımlanan çalışma, El Niño ve La Niña’yı da kapsayan ENSO iklim döngüsünün, dünyanın farklı kıtalarında aynı anda selleri ve kuraklıkları tetiklediğini gösterdi.
Araştırma, su krizlerinin artık ‘izole felaketler’ olarak ele alınamayacağını hatta aksine, küresel bir iklim örüntüsünün parçası olduğunu ortaya koydu.Araştırmanın temelinde, NASA’nın GRACE ve GRACE Follow-On (GRACE-FO) uydularından elde edilen yerçekimi ölçümleri yer aldı.
Bu uydular, Dünya’daki su kütlesindeki değişimleri izleyerek toplam su depolamasını hesaplayabiliyor.
Bu kavram nehirleri, gölleri, kar ve buzu, toprak nemini ve yer altı sularını kapsayan bütüncül bir gösterge olması açısından sürdürülebilirlik çalışmalarında kritik öneme sahip.Bilim insanları, son 20 yılda küresel ölçekte aşırı su koşullarının yani çok ıslak ve çok kuru dönemlerin nasıl dağıldığını inceledi.
Aşırı yağışlı bölgeler, uzun dönemli ortalamaya göre en üst yüzde 10’luk dilimde yer alan alanlar olarak, aşırı kurak bölgeler ise en alt yüzde 10’luk dilimde kalan alanlar olarak tanımlandı.Kıtalar arası senkron: Aynı anda ıslak, aynı anda kuruÇalışmanın en çarpıcı sonucu, ENSO’nun dünyanın çok uzak bölgelerinde eşzamanlı uç noktalar yarattığını göstermesi oldu.
Yani El Niño ya da La Niña güçlendiğinde, birbirinden binlerce kilometre uzakta bulunan kıtalar aynı anda olağan dışı şekilde kurak ya da aşırı yağışlı hale gelebiliyor.
Örneğin 2000’li yılların ortasındaki bir El Niño döneminde Güney Afrika şiddetli kuraklık yaşadı.2015–2016 El Niño’su, Amazon Havzası’nda büyük bir kuraklıkla ilişkilendirildi.
Buna karşılık 2010– 2011 La Niña dönemi, Avustralya, Güneydoğu Brezilya ve Güney Afrika’da yıkıcı selleri beraberinde getirdi.
Bu tablonun, iklim olaylarının yalnızca yerel meteorolojik değişkenlerle açıklanamayacağını, gezegen ölçeğinde bağlantılı bir sistemin parçası olduğunu açıkça gösterdiği belirtildi.Sorun suyun bitmesi değil, aşırılıkElde edilen bulgulara ilişkin konuşan çalışmanın ortak yazarlarından Prof.
Bridget Scanlon, “Bu bulgular sürdürülebilirlik politikaları açısından önemli bir zihniyet değişimini zorunlu kılıyor.
Su krizi genellikle ‘su tükeniyor’ söylemiyle ele alınıyor ancak asıl mesele çok fazla su ile çok az su arasındaki aşırı dalgalanmalar.
Bu dalgalanmalar; tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini, küresel gıda ticaretini, enerji üretimini, insani yardım ve afet yönetimini doğrudan etkiliyor.
Birden fazla bölgenin aynı anda kuraklık yaşaması, küresel gıda arzını, aynı anda sel yaşaması ise altyapı ve ekonomik dayanıklılığı ciddi biçimde zorluyor” dedi.Kuraklıklar öne geçiyorAraştırma, yalnızca tekil olaylara değil, uzun vadeli bir eğilime de işaret ediyor.
Uydu verilerine göre, 2011– 2012 yılları civarında küresel su davranışında belirgin bir değişim yaşandı.
Bu tarihten önce aşırı yağışlı dönemler daha yaygınken, son on yılda aşırı kuraklıkların daha baskın hale geldiği görülüyor.
Bilim insanları bu değişimi, Pasifik Okyanusu’ndaki uzun süreli iklim salınımlarının ENSO’nun etkisini yeniden şekillendirmesine bağlıyor.
Bu bulgunun da, iklim değişikliğinin yalnızca sıcaklık artışıyla sınırlı olmadığını, Dünya’nın su döngüsünü kökten dönüştürdüğünün ispatı olduğu ifade ediliyor.