Haber Detayı
Kardeş İran’ı düşünürken
Doğu sınırımızda yer alan İran, Türkiye’nin iki katını aşan yüzölçümü (1.648.195 km2 ) ve yaklaşık 86 milyon nüfusuyla en büyük sınırdaşımızdır.
Doğu sınırımızda yer alan İran, Türkiye’nin iki katını aşan yüzölçümü (1.648.195 km2 ) ve yaklaşık 86 milyon nüfusuyla en büyük sınırdaşımızdır.
Çağdaş İran’ın bu coğrafyadaki öncelleri MÖ’deki bin yıllara uzanıyor.
Yüzyıllar içinde sayısız imparatorlukların el değiştirdiği, defalarca farklı güçlerin istilasına uğramış bu coğrafyada İran bağımsız bir devlet olarak 1501’de (bu demektir ki Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık iki yüzyıl sonra) Safeviler tarafından yeniden kurulmuş, resmi dininin Şii İslam olarak belirlenmesi de bu kuruluş süreçlerinde belirlenmiştir.
Bu noktada, zihnimde öteden beri var olan bir soru yeniden canlandı: Bizim Anadolu Aleviliği ile İran Şiiliği arasında fark var mıdır, varsa nedir, nelerdir?
Bulduğum yanıtlardan özellikle önemsediklerimi özet olarak paylaşmak istedim: “İnanç ve ibadetler konusunda Alevilerde cemevlerinde cem törenleri yapılır.
Namaz, oruç gibi ibadetler Sünnilikteki gibi farz kabul edilmez.
Semah, bağlama eşliğinde yapılan dini ritüeller önemlidir.
Şiilerde ise ibadet kısmı daha sıkıdır.
Ramazan orucu tutulur.
İbadetler klasik İslami kurallara daha yakındır.
Cami ve cami kültürü belirgindir.
Anadolu Aleviliği daha çok tasavvufi, kültürel ve halk İslamı geleneğine dayanırken İran Şiiliği (Caferilik) kurumsallaşmış, fıkıh temelli bir mezheptir.
Şiiliği daha şeriat doğrultusunda değerlendirmek mümkündür.
Şeriata bağlılık olan Şiiliğe ters olarak Alevilikte daha tasavvufi değerler ön plana çıkmaktadır.
Alevilikte muta nikâhı kabul edilmez ve tek eşlilik kabul edilir.
Ancak Şiilikte bu farklılaşır.
Alevilikte zikir, semah gibi müziğe dayalı ibadetler vardır ancak Şiilikte bunlar yer almamaktadır.” Sanırım bu kadarı farklılığı anlamaya yeterlidir.
Böylece aynı kaynaklardaki şu saptamayı yinelemekte sakınca görmem: “Alevilik, Şiilikle pek çok ortak noktaya sahip gibi görünmekle birlikte gerçekte bu durum tümüyle yüzeysel ve simgeseldir.” *** Zihnimde İran’a ilişkin bir başka soru, 16. yüzyıl başlarından itibaren monarşiyle yönetilen bu ülkede 1979’da, Hz.
İsa için kullanılan sıfatla Ruhullah Humeyni ’nin iktidar oluşunun hangi nedenle “devrim” diye adlandırılmış olmasıdır: Ve Farsça kitle, toplum anlamına gelen TUDEH, İran Komünist Partisi, nasıl olup da bu yalana kanarak ya da boyun eğerek göz göre göre kendi sonunun yolunu açtı? *** İran’daki halk hareketi, diktatörlüğe ve yoksulluğa karşı yıllardır süren hoşnutsuzluk ve karşı çıkışların sonucunda büyük bir isyana dönüşmektedir.
Bu isyanı ABD ve İsrail’in ve bu ülkenin özellikle yakın tarihinde uğursuz bir rol oynamış İngiltere başta olmak üzere başka emperyalist odakların kendi lehlerine yönlendirmek için ellerinden geleni yaptıkları gözler önündedir.
Onlar için İran halkının yüzyıllar sürecinde büyük bir kültür ve edebiyat yaratmış olmasının hiçbir önemi yoktur.
Önemli olan İran’ın jeopolitik konumu ve öncelikle de dünya üzerinde en büyük ikinci doğalgaz ve en büyük üçüncü petrol rezervine sahip ülke olmasıdır.
Benim zihnimdeki asıl ve acıtıcı soru ise ölü sayısı binlerle ifade edilen bu halk ayaklanmasının nasıl sonuçlanabileceğidir. *** Çok büyük tarihsel, kültürel, duygusal ve yaşamsal yakınlığımız ve benzerliğimiz olan bu sevgili ülkenin bence en büyük eksikliği ve talihsizliği yakın tarihinde Atatürk çapında bir önderden yoksun olmasıdır. 1950’lerde başbakan Muhammed Musaddık ’ın ülkenin doğal zenginliklerini ulusallaştırma çabaları.
İngiliz-Amerikan emperyalizmi ve şahlık rejiminin alçakça işbirliği ile engellenmiştir.
Bugün de aynı işbirlikleri gözler önündedir.
Firdevsi adını bir bira ya da losyon markası sanabilecek çaptaki ABD başkanı İran halkını savunur görünüyor.
Pehlevi hanedanının şimdiye kadar kayıplardaki son temsilcisi kıpırdanıyor.
Halk hareketi de görebildiğim kadarıyla henüz bir lider ya da liderler çıkaramamış görünümde.
İran işçi sınıfı nerede?
Köylülük?
İranlı ulusalcıların, demokratların ve solun birleşik hareketi ve önderliği olmadan, şeriat rejimine ve emperyalizme karşı nasıl zafer kazanılacak?
İran konusunda düşünürken sorulması gereken asıl soru bence budur.