Haber Detayı
Pudra şekeri
İslamcı basında CHP döneminde açılmış “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı” kurulmasını eleştiren haberler kaleme alındığında, tarikatlarla örülü muhitlerinin, sözde dindar çocuklarının malum partileri henüz ortaya dökülmemişti.
İslamcı basında CHP döneminde açılmış “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı” kurulmasını eleştiren haberler kaleme alındığında, tarikatlarla örülü muhitlerinin, sözde dindar çocuklarının malum partileri henüz ortaya dökülmemişti.
Laikliği getiren Cumhuriyete saldırmak için her şeyi fırsat bilen yeni nesil “kindar” ve aslında hiç “okumamış” sözde gazetecileri, manipülasyonda sınır tanımayarak “CHP’nin uyuşturucu imalatı yaptığı dönem” diye yazmışlardı.
Haberin, ismi bize göre gereksiz yazarı, Atatürk’ün başında olduğu CHP yönetiminin, ilaç üretmek için kurduğu fabrikalarla gençleri zehirlediğini bile ileri sürebilmişti.
Şaşırmayı unuttuk ama had bildirmeyi asla!
OSMANLI’DA ESRARHANELER “Bazı kahvehanelerde bang içilip hayal âlemine dalınırdı.” diye yazmıştı Evliya Çelebi. “Tiryaki” sözcüğü bile “tiryak” denen maddeyi kullananlara yapılan bir yakıştırmaydı.
Osmanlı kaynaklarında esrar, bang, haşhaşi diye geçiyordu adı uyuşturucuların.
Kahvehaneler, genel olarak esrar içilen yerlerdi.
Şehrin alt kültürünün bir parçası gibiydi.
Halk esrar içip de taşkınlık yapanları kadıya şikâyet ediyordu.
Örneğin; 1582’de, Bursa’da “Bang içip akılları zâil olup halkı rahatsız eyledikleri sabit oldu.” diye hüküm veren kadı, esrar içenlere dayak cezası kesmişti.
Ancak esrar, özellikle Yeniçeriler arasında yaygınlaşmaya başlayınca önlemler sertleşecekti.
Akıl yürütmeye, askeri disipline engel olduğu için “haram” sayılmasa da kişileri sersemlettiğinden tedbiren kullanılması yasaklandı; suç kayıtları tutulmaya başlandı.
Yine de önüne geçilemedi.
Birkaç yüzyıllık sorun, konu İngilizlerin afyon ticaretine dayanınca bambaşka bir hal alacaktı.
Artık siyasi bir başlıktı.
AFYON TEKELİ İngilizler, Doğu Hindistan Kumpanyası’yla Hindistan’da elde ettikleri ticari haklarla afyon ticaretinde tekelleşti.
Hindistan dünyanın en büyük afyon üreticisi haline gelirken, devasa nüfusuyla Çin bu üretimin en büyük müşterisi oldu.
Çok yüksek bir finans kaynağı olarak afyon ticaretini tek elde toplayan İngiltere’ye karşı yeni dönemde Çin, afyon ithalatını yasaklayan bir kararname yayınlasa da afyonun kaçak yollarla ülkeye girmesini, daha da önemlisi fiyatını yükseltmesini engelleyemedi.
OSMANLI’DA AFYON Dünyada giderek daha yaygın hale gelen afyon üretiminde kısa zamanda Osmanlı da ön plana geçti.
Romalılardan beri Anadolu topraklarında “mavi haşhaş”/afyon ekimi yapılıyordu.
Değeri hiç düşmeyen, içeriği morfinden zengin afyon ekiminde uzmanlaşma önemsendi, bunun için bilgilendirici bildiriler hazırlandı.
Osmanlı afyonunun da talibi yine İngilizlerdi.
Çin kendi afyonunu kendisi üretme konusunda diretirken oyuna Amerikalılar girdi.
İngilizlerle birlikte Çin’in üretim potansiyelini daraltmaya çalışacaklardı.
MORFİN Alman eczacı Friedrich Sertürner’in, mitolojideki rüya tanrısı Morpheus ’a atıfla “morphium” adını verdiği uyuşturucu, bilim insanlarının desteğini kısa zamanda arkasına aldı.
Bir süre sonra bildik bir ilaç firması bunu formüle ederek piyasaya sürdü.
Kullanıcılarına kendini farklı hissettiren bu ürünün ticari adı Heroin ’di.
Müşterileri arasında Johns Hopkins Hastanesi’nin ilk cerrahi profesörü bile vardı. 1899’da Dr.
Harnack ilk defa bir makalede eroinin çok tehlikeli yan etkilerinden söz etmişti.
Ama kötü haber bu defa hızlı yayılmadı.
Çünkü patentini alan ilaç şirketi ciddi bir gelir elde ediyordu.
Kırım Savaşı’nda, İngilizlerden Avrupa’ya yayılan morfin Osmanlı askerleri arasında da yaygınlaştı.
Savaşlar çağında, dünya çapında bir ağrı kesici ve yatıştırıcı olarak kullanılan morfinin ve bir sonrası olan eroinin ölümcül bağımlılık yarattığı anlaşılınca bir dizi konferans düzenlendi.
Öncü konferans, afyon rekabetinin ve tüketiminin en yaygın başladığı yerde, Çin’deydi.
Raporlarda, Osmanlı’nın dünyanın 4. büyük afyon ve esrar üreticisi olduğu da ortaya kondu.
Afyon ticaretinin ve haşhaş tarımının sadece tıbbi gereksinimlere uygun miktarda ve denetimli olarak yapılmasını sağlamak üzere arka arkaya toplanan konferanslara Osmanlı Devleti katılmadığı gibi 1912 Lahey Afyon Sözleşmesi’ni ve ek protokollerle afyon ticaretini yasaklayan kararları da imzalamadı.
Önemli bir gelir kaynağı olan bu alanlardan çekilmek istememişti. “AFYON YERİNE BÖĞÜRTLEN EK” Lozan Antlaşması sonrası Türkiye Cumhuriyeti uluslararası sözleşmelerde dolaylı taraf haline geldi.
Afyon sözleşmeleri de bunlardan sayılıyordu.
Yine de tıbba yönelik zirai üretime ilişkin yaptırımları reddetmeyi sürdürdü.
O nedenle, 1925’teki Cenevre Afyon Sözleşmesi’ne katılmadı.
Doğrudan doktorlar ve eczacılar eliyle afyon ve türevlerinin kullanımı, başlangıçta bir suç değil, sadece bir tedavi yöntemiydi.
Öyle ki; bir dönem Sağlık Bakanlığı da yapmış olan gericilerin çok sevdiği, rejim karşıtı Dr.
Rıza Nur kendi elleriyle karısını morfin bağımlısı yapmıştı.
Dünyanın en kaliteli afyonu Türkiye’de üretiliyordu.
Tıpta kullanımı yaygınlaşan, cerrahi alanda büyük gereksinim duyulan afyon ve morfinin Türkiye’de üretilmesi, dahası gelişmekte olan sağlık sektörüne ihraç edilmesi, başta İngiltere ve ABD olmak üzere aynı alanda payını arttırmak isteyenlerin itirazına sahne oldu.
Eroin bağımlılığındaki artışı gerekçe olarak gösteriyorlardı.
Gerçekte ise, 1929’daki Büyük Buhran’da afyon ticaretinin İstanbul üzerinden sürdürülmesi istenmiyordu.
Türkiye ise ısrarla haşhaş üretiminde yüzde altmış kota talep ediyordu.
Önemi ve değeri her geçen gün artan bu hammaddenin üretimine sınırlama getirilmesi yönünde uluslararası baskılar arttı.
Öyle ki, ABDli büyükelçi Türkiye’ye afyon yerine böğürtlen ekmesini bile önermişti.
AMBARGO TEHDİDİ Tıbbi gereksinim dışında uyuşturucu madde kullanımı zaten sertçe yasaklanmıştı.
Gericilerin iddia ettiği gibi gençleri afyon bağımlısı yapmak için değil, tam tersine tıbbi ve bilimsel çalışmalar haricinde yasadışı kullanımını ve kaçakçılığı engellemek, denetlemek üzere “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı” kurulmuştu.
Tıpkı Fransa’daki, Birleşik Krallık’taki, ABD’deki çağdaşı benzer kurumlar gibi… 1931’de, Milletler Cemiyeti’nin Cenevre’deki toplantısında Türkiye aleyhine kara bir propaganda yapılmış, ülke ambargoyla tehdit edilmişti.
Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ise her fırsatta kaçakçıların üzerine gidileceğini vurguluyordu. 1933’te çıkarılan “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı Hakkında Kanun” ile her türlü üretim devlet tekeline alındı.
Afyonun nerelere ekileceğine Ekonomi ve Tarım Bakanlıkları karar verecekti.
En ufak bir yasadışılık göze çarparsa gereği yapılacaktı.
Öyle de oldu.
LAİKLİĞE DÜŞMANLIK EDECEĞİM DERKEN… İnsana yaraşır “laiklik” yerine bağnazlığın kalın çizgileri arasına kendini ve bizleri hapsetmek isteyenler, Cumhuriyet rejimini nereden eleştireceklerini şaşırmış durumdalar.
Sözde çok sevdikleri Osmanlı’dan Cumhuriyete intikal etmiş gerçekleri bile görmüyorlar.
Bunun için biraz geriye ve gerçeğe doğru okuma yapmaları gerekir.
Tüm dünyada morfin, tedavi sürecinin bir parçası olmuş; zamanla kendisinin de bir hastalık haline geldiği görülmüş, bundan sonra da gerekenler yapılmış.
İşin hammadde üretimi ve ihracatıyla ekonomik yanı ise yine sömürgeciler tarafından maskelenmiş.
Bugün?
Aklı ve bilimi referans alan Cumhuriyet gençleri yerine “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeyi arzulayanlar, bugün uyuşturucu partilerinde kurulan “dini ve ilmi(!) bağlar karşısında ne hissediyor?
Üstelik, afyonun yerini alan “pudra şekeri” ne bilimsel çalışmalar ne de emperyalistlere karşı ulusal gelirimizi arttırmak için…