Haber Detayı

10 MART VE SONRASI
dogruhaber.com.tr
21/01/2026 08:36 (2 saat önce)

10 MART VE SONRASI

Suriye’nin 8 Aralık devriminden sonra hem etnik hem de mezhebi farklılıklardan dolayı toparlanmasının zor olduğunun herkes farkındaydı.

Baas yönetiminde ülkenin kaymağını yiyen bir Nusayri kesim vardı ve bunlar rejimin çökmesinden dolayı ellerindeki imtiyazları kaybetmişlerdi.

Ahmed Şara başkanlığında yeni yönetimi bekleyen en önemli sorunlardan biri budur, çünkü eski rejim döneminde özellikle güvenlik kurumlarında görev almış ve yeni yönetimde görev verilmeyen yüz binlerce kişi vardı ve bunlar potansiyel olarak kullanılabilecek durumdadır.

İşkence ve infazlara karışmamış olan bu kişilere yönelik bir polis kısıtlaması yoktur; ama mezhebi kimliklerin keskinleştiği bir ortamda normalleşmenin uzun zaman alacağı unutulmamalıdır.

Ahmed Şara ve Mazlum Abdi tarafından imzalanan “10 Mart mutabakatı” Suriye’nin normalleşmesi açısından önemliydi.

Mutabakat şunları içeriyordu: 1.

Tüm Suriyelilerin – etnik, dini veya mezhepsel fark gözetilmeksizin – devlet kurumlarına eşit katılım hakkının tanınması; liyakat temelli kadrolaşma. 2.

Kürtlerin Suriye’nin kurucu ve asli unsurlarından biri olarak tanınması; anayasal ve vatandaşlık haklarının güvence altına alınması. 3.

Ülke genelinde ateşkesin sağlanması ve çatışmaların durdurulması. 4.

Kuzey ve Doğu Suriye’deki askeri ve sivil kurumların, stratejik tesisler dahil olmak üzere, devlet kurumlarına entegre edilmesi. 5.

Yerinden edilen insanların güvenli dönüşünün garanti altına alınması. 6.

Etnik/mezhepsel nefret söyleminin ve ayrılıkçı propagandanın yasaklanması. 7.

SDG’nin silahlı bir yapıda devlet ordusuna entegre edilmesi ve ortak güvenlik anlayışı geliştirilmesi. 8.

Liyakat temelli, çoğulcu bir temsil sistemiyle devlet kadrolarına katılımın düzenlenmesi.

Türkiye’de de Devlet Bahçeli’nin inisiyatif almasıyla “PKK’nın silah bırakması ve örgütün feshi” yönünde adımlar atılıyor sıcak mesajlar veriliyordu.

Mutabakatın imzalanmasından hemen sonra “Geçici Suriye Anayasası” açıklandı.

Anayasa metni için “geçici” ifadesine takılma gereği duymadan SDG açıkça bunu reddettiğini duyurdu.

Özellikle Anayasa metninde “İslam Hukukunun esas alınması” konusunda itirazların olduğu dikkat çekiyordu.

SDG açıklamasında "Dar görüşlü uygulamalar ve çağ dışı siyasi fikirlerin" Suriye'yi geriye götüreceği iddia edildi.

Öte yandan Öcalan’ın açıklamalarının PYD’yi kapsamadığı yönünde açıklamalar yapılmaya başlandı.

Bu arada Türkiye’nin bu mutabakata uyulması konusunda “yıl sonuna kadar” süre verdiği iddiası sık sık dile getirildi.

PKK’nın kongrenin toplanması sonrasında fesih açıklamasını yapması ve sembolik olarak Süleymaniye’de silahların yakılması dikkatleri yeniden Suriye ve SDG konusuna çevirdi.

Suveyda’daki olaylar ve israilin doğrudan müdahalesi sonrası yeni Suriye yönetiminin bölgeden çekilmesi, ardından sahil bölgesinde ardı ardına olayların patlak vermesi ortamı yeniden gerginleştirdi.

Şara’nın uluslararası düzeyde yaptığı ziyaretler, Türkiye’den sonra Körfez’in açık desteği, Trump yönetiminin tutumu SDG’yi zora soktu.

Aralık ayının başlarında SDG’nin mutabakat konusunda süre uzatma talebinde bulunduğuna dair haberler yayıldı.

Amerika’dan istediği desteği bulamayan SDG’nin israile yanaşması son çırpınışlar olarak yorumlansa da hem Kandil güdümündeki medyanın hem de diasporanın “SDG yüz bin silahlı güçten oluşuyor, isterse kısa sürede Şam’ı alır” şeklinde bir algı oluşturma çabası karşı tarafın daha da sertleşmesine neden oldu.

Halep’te gerginlik çatışmaya dönüştü.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı; ama bazılarının beklediği gibi uzun sürmedi.

Önce “SDG Fırat’ın batısından çıkarılacak söylemi dile getirilirken bir anda aşiretlerin taraf değiştirmesi dengeleri değiştirdi.

PKK’ya yakın çevrelerde “Arapların ihaneti” olarak yansıtılan aşiretlerin taraf değiştirmesi konusunu da doğru anlamak lazım.

Aşiretler, SDG’ye yanaştıklarında Amerikan şemsiyesi altına girdiler ve böylece Suriye’nin diğer Sünni bölgeleri alev topuna dönmüşken kendilerini güvenceye aldılar.

Baas yönetimi ve destekçileri Amerika ile karşı karşıya gelmemek için bu bölgelere yönelik büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmediler.

Baas rejimi yıkıldığında ise aşiretler güç dengelerini gözettiler.

Amerika’nın SDG’ye olan desteğinin azaldığını fark ettiklerinde yeni yönetime destek açıklamaları yaptılar.

Çatışma başladığında ise taraf değiştirip çatışmanın daha fazla sürmemesini sağladılar.

PYD hakimiyetindeki SDG, 10 Mart’ta güçlü bir şekilde oturduğu mutabakat masasında anlaşma şartlarını yerine getirmeyince 18 Ocak’taki durum ile yüzleşti.

Bundan sonraki süreçte Suriye’de PKK’nın etkisi biraz daha zayıflar.

PYD de baskıcı sosyalist söylemi ve tavrı terk eder ve yeni Suriye Anayasasında olumlu bir rol üstlenirse hem Kürtler hem de tüm Suriye açısından daha iyi sonuçlar elde edebilir.

Ahmed Şara’nın “Kürt hakları” ile ilgili son açıklamalarını da göz önünde bulundurursak, Suriye’nin halen Kemalizm’in gölgesinden kurtulamamış Türkiye’ye iyi bir örnek teşkil edebileceğini söyleyebiliriz.

İlgili Sitenin Haberleri