Haber Detayı

Halikarnas Balıkçısı Bolşevik miydi...
Gözde sula odatv.com
21/01/2026 09:05 (2 saat önce)

Halikarnas Balıkçısı Bolşevik miydi...

Türk edebiyatında bazı isimler eserleriyle olduğu kadar nasıl yaşadıklarıyla iz bırakıyor. Halikarnas Balıkçısı onlardan biri… Yaşarken 'fişlenen' aydınlardan biri olan Balıkçı'nın babasını neden öldürdüğünün yanıtı ise yıllar sonra ortaya çıktı.

Paşa torunu olarak doğdu, Avrupa’da eğitim aldı, ama hayatının büyük bölümünü sürgünde yoksullukla, denizle ve Anadolu’yla baş başa geçirdi.

Devletle, iktidarla, kalıplaşmış ideolojilerle mesafesini hiçbir zaman gizlemedi.

Tam bir siyasi figür değildi belki ama sıradan bir edebiyatçı da değildi.Cevat Şakir’in, babası Şakir Paşa’yı neden öldürdüğü hala tartışma konusu: Yakın dostu Azra Erhat’a yazdığı bir mektupta “Münakaşa etmiştik; babam suikasttan korktuğu için yanında hep tabanca vardı.

Tartışma öyle bir raddeye vardı ki üzerime ateş etti.

Ben de rastgele oradaki bir tabancayı alarak, ona doğru nişan almadan ateş ettim” diyordu.Cevat Şakir Kabaağaçlı‘Kara kızım’ diye sevdiği kızı Aliye (Kabaağaçlı) Önce 1989 yılında gazeteci Yaşar Aksoy’a o cinayeti şöyle anlattı:“Babamın ilk eşi İtalyan kökenli Agnessia’dır.

Babam bu eşi ile cinsel ilişkisini keşfettiği için babası Şakir Paşayı öldürmüştür.

Bu ilişki karşılıklı mı oldu, Agnessia babası yaşında Şakir Paşa’yı mı ayarttı, yoksa Şakir Paşa gelinini mi ayartı?

Bunları açıklamak için babaannem Sare İsmet Hanım’ın cinayetten sonra gelini Agnessia’yı sımsıkı himaye etmesi bize ipucunu vermektedir.

Yani Şakir Paşa, gelinini ayarttığı veya tecavüz ettiği için, karısı Sare İsmet, gelini Agnessia’yı tam bir ana gibi korumuş kollamıştır. ***Herkes, tüm dünya arkamızdan konuştu.

Baba katili derlerdi o yüce insana.

Başta babam olmak üzere tüm yaşamımız boyunca bı gizli acıyı sürükledik.

Gerçek kapalı ve karanlıktı.

Cinayetin gerçek sebebi bilinmiyordu. ***İtalyan asıllı Agnessia ile ilişkisini öğrenen Cevat Şakir’in bu cinayeti işlediği dedikodusu hemen bir yanardağ gibi patlak vermiştir.***Babam töhmet altında kıvranıyordu ama acıyla hiç konuşmuyordu.

Babam Şakir Paşa’yı öldürmemişti; tam tersine sanki Şakir Paşa babamı hayatının sonuna kadar sonsuz kez öldürmüştü”Cinayetten yıllar sonra, Agnessia’nın diğer evliliğinden olan torunu Çinzia, anneannesinin ölüm döşeğindeyken başucunda yalnızca Şakir Paşa’nın resmi olduğunu söyleyecek ve aralarındaki büyük aşkı adeta belgeleyecekti.Yani Cevat Şakir, bu aşkı öğrenmişti: Bu nedenle babası ile birbirlerine silah çekmişlerdi ve Şakir Paşa’yı öldürmüştü.Bazı kaynaklara göre bu ölümle başlayan süreç ömür boyu süren bir iç hesaplaşmaya götürdü.

Bodrum’a yerleşti.

Ve Bodrum’un simgesi oldu.Öte yandan Cumhuriyet’in erken döneminden Soğuk Savaş yıllarına uzanan süreçte, Cevat Şakir devlete uyumlu bir aydın profili çizmedi.

İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı, sürgün edildi, yazıları sansürlendi, sürekli gözetim altında tutuldu.

Solcularla, sendikacılarla, muhalif gazetecilerle kurduğu dostluklar, onu resmi kayıtlarda ‘şüpheli’ konumuna getirdi.

Fişlenmişti…“GİZLİ POLİS PEŞİNDEYDİ”Bu hikayeyi yıllar sonra, gazeteci Yaşar Aksoy’un kaleme aldığı ‘Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı Ailesi’ kitabında okuyor, o satırlardaki Alsancak’ta bir meyhane masasının etrafında, bizzat tanık olanlardan dinliyoruz:Anlatan, Cevat Şakir’in yakın çevresinden, mütevazı, inançlı, sessiz bir isim: Sucu Ahmet.1950’lerin başı: Türkiye NATO’ya girmiş, Soğuk Savaş sertleşmiş, solcu aydınlar devletin yakın takibine alınmıştır.

Halikarnas Balıkçısı da bu dönemde, çocuklarının eğitimi için Bodrum’dan İzmir’e göçmüştür.

Şimdiki Hatay semtinin o yıllardaki haliyle, tepelik, bahçelik, yoksul bir bölgede, bir tepenin üstünde mütevazı bir evde yaşar.

Demokrat İzmir gazetesinde tarih yazıları yazar; geçinmek için tütün, üzüm ve incir tüccarlarının İngilizce evraklarını çevirir.

Para yoktur, geçim zordur.

Bazen ailesiyle birlikte tepelere çıkıp ot topladıkları, Giritli usulü yemeklerle idare ettikleri günler olur.Ama tek mesele yoksulluk değildir.Cevat Şakir, geçmişinde İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, sürgün görmüş, fikirlerinden vazgeçmemiş bir aydındır.

Komünistlerle dostluk kurmaktan çekinmez, Demokrat Parti iktidarını açıkça eleştirir, solcularla yan yana durur.

Bu yüzden, emniyet kayıtlarına göre ‘şüpheli’dir.

Hatta, dönemin zihniyetinde ‘muhtemel Rus ajanı’ diye anılır.Sucu Ahmet’in anlattığına göre, Cevat Şakir’i adım adım izleyen bir sivil polis vardır.

Üstelik bu polis okuma yazma bilmez; parmak basarak imza atan, ümmi* bir adamdır.

Görevi Cevat Bey’i izlemek, gittiği yerleri, görüştüğü insanları raporlamaktır.*Ümmi: Okumaz yazma bilmeyen, eğitim görmemiş kişiPolis baskısı aileyi yorar.

Sorgular, yazılarının engellenmesi, evlerine gelen gidenin fişlenmesi… Çocukları bu günleri yıllar sonra hala öfkeyle ve titreyerek anlatır.

Ama Cevat Şakir, o karanlık baskı dönemlerinde bir kez bile şikayet etmez.

Bildiği yoldan sapmaz.

Fikir suçlusu olarak hapse girip çıkan insanlarla dostluğunu kesmez.Cevat Şakir KabaağaçlıHikaye, bir gün Kemeraltı’nda, Alsancak’taki Bodrum Meyhanesi’nde kurulan bir masada düğümlenir.

Masada solcu gazeteciler, sendikacılar, yazarlar vardır.

Cevat Şakir cebinde tek kuruş olmadan gelir.

İçkisini içer, konuşur, güler.

Arka masada, sessizce oturan sivil polis de oradadır.

Her hareketi izler.Gece ilerler, Cevat Şakir alacağının olduğu tüccara gitmek için meyhaneden fırlar.

Arkasından sivil polis de çıkar.Tüccar, peşinde polis olan Cevat Şakir’e şöyle der:“Bugün Cevat Efendi, senin ne olduğunu anladım.

Sen Bolşeviksin”Polisin duyduğunu gören Cavet Şakir, tüccara neden böyle düşündüğünü sorduğunda şu yanıtı alır:“Yahu Cevat Bey, bu kış kıyamette, yağmur çamurda bir palton bile yok.

Adam gibi ayakkabın yok bre yahu.

Bolşevikler çıplak adamlardır.

Sen tam bir Bolşeviksin”Saatler sonra, sırılsıklam, perişan halde geri döner.

Cebinde hala para yoktur.

Polis de masaya geri oturur.Ve işte o anda, Cevat Şakir ayağa kalkar.

Herkesin duyacağı bir sesle, polise döner:“Ey polis arkadaş, sana söylüyorum… Beni bugüne kadar boşuna takip ettin.

Ben Bolşevik falan değildim.

Ama bugün oldum.

Bundan sonra beni Bolşevik diye yaz”Cevat Şakir’in bu çıkışı bir dönemin, bir zihniyetin, bir baskı rejiminin karşısına dikilmiş açık bir meydan okumadır.Cevat Şakir o gece, boş cebini göstererek evinin yolunu tutar.

Ardında ise, onu anlamaya çalışan ama aslında hiçbir zaman anlayamayan bir devlet gölgesi kalır.Sucu Ahmet’in ağzından aktarılan bu anekdot, Halikarnas Balıkçısı’nın eserleriyle olduğu kadar takip edilen, izlenen, fişlenen bir aydın olduğunu okura bir kez daha hatırlatıyor…Gözde SulaOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri