Haber Detayı
Trendler geçer, bakliyat kalır
Bir zamanlar yoksulluğun ve “idare etmenin” simgesi olan bakliyat, bugün Amerika’da bekleme listeleriyle satılıyor. Sağlık modasıyla parlatılan bu yükseliş, aslında sofranın unuttuğu daha eski bir hafızayı yeniden mi çağırıyor?
Bakliyat bugün yüksek protein, lif ve düşük karbon ayak iziyle anılıyor.
Sağlık dünyası onu “süper gıda” ilan etmiş durumda; beslenme rehberleri kırmızı etin yerine bakliyatı işaret ediyor.
Kalp sağlığından kilo kontrolüne, bağırsak mikrobiyotasından sürdürülebilir tarıma kadar uzanan etkileri artık tartışmasız.Ama bakliyatın bugünkü yükselişi yalnızca bilimsel verilerle açıklanamayacak kadar güçlü.Çünkü bu dönüşüm, bedenden önce hafızaya dokunuyor.Amerika’da bugün bazı bakliyat üreticileri, fasulye ve mercimeklerini sınırlı sayıda satışa çıkarıyor.
Özel menşeli fasulyeler için bekleme listeleri oluşturuluyor, kulüp üyelikleriyle dağıtım yapılıyor.
Bir zamanlar Büyük Buhran’ı ve yoksulluğu hatırlatan fasulye, şimdi “seçkin” bir ürün olarak yeniden tanımlanıyor.Bu yalnızca bir pazarlama başarısı değil.
Asıl kırılma şurada yaşanıyor.
Tek tip, uzun süre rafta beklemiş bakliyatlar yerine, çeşidi, dokusu, menşei ve pişirme karakteri olan ürünler, “yan yemek” değil, tabağın merkezinde duran tarifler bilinçli bir tercih olarak sunuluyor.Bakliyatın yükselişi çoğu zaman lif, protein ve fonksiyonel beslenme diliyle anlatılıyor.
Elbette bu veriler önemli.
Bir fincan pişmiş bakliyat, bir yetişkinin günlük protein ihtiyacının yaklaşık üçte birini karşılayabiliyor; doymuş yağ içermiyor, bağırsak sağlığını destekliyor, kan şekerini dengeliyor.Ancak yalnızca “sağlıklı” olduğu için sevilen gıdaların ömrü kısa olur.Çünkü sağlık trendleri değişir, beslenme modaları gelir geçer ama lezzet ve hafıza kalır.İyi pişmiş bir kuru fasulye, yalnızca tok tutmaz; çocukluk sofralarını, yavaş kaynayan tencereleri, ev mutfağını hatırlatır.ANADOLU’NUN ZATEN BİLDİĞİ ŞEYAsıl çarpıcı soru şu: Amerika bakliyatı yeniden keşfederken, biz neyi unuttuk?Anadolu mutfağı bakliyat açısından dünyanın en zengin coğrafyalarından biri.
Yerel nohutlar, farklı mercimek türleri, fasulyeler… Ancak bu zenginlik uzun süredir “sıradanlık” perdesinin arkasında kaldı.
Modernleşme sürecinde et, rafine ürünler ve hız statü göstergesine dönüşürken, bakliyat gündelik tariflerin sessizliğine itildi.Oysa bugün dünyada yükselen değerler şunlar, yerel tohum, yavaş pişirme, mevsimsel mutfak, gıdayla kurulan bilinçli ilişki.Yani Anadolu mutfağının özünde zaten var olan şeyler.TRENDLER GEÇER, SOFRA KALIRBakliyat bugün “süper gıda” olarak parlıyor olabilir.
Ama onu kalıcı kılacak olan şey, sağlıklı olması değil; isteyerek, keyifle yenmesi.GastrOda için mesele tam da burada başlıyor.
Bakliyatı yeniden sevdirmek, onu yeniden pazarlamakla değil; onu yeniden hatırlamakla mümkün.Belki de yapılması gereken şey çok basit!
Bakliyatı geleceğin gıdası ilan etmek yerine, onu ait olduğu yere — sofranın merkezine — geri çağırmak.Odatv.com