Haber Detayı

‘Milliyetçilik’ maskesi takan NATO’culara Suriye dersleri
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
22/01/2026 00:00 (2 saat önce)

‘Milliyetçilik’ maskesi takan NATO’culara Suriye dersleri

200 yıldır emperyalist sistemle çarpışan Türk Milliyetçiliği, ülkemizde ve bölgemizde yeni zaferlere giderken kılavuzumuz ve programımız olmaya devam edecek ve sizin Atlantikçi hezeyanlarınız onun kudretine gölge düşüremeyecek!

Suriye’de tarihi gelişmeler ardı ardına yaşanıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın komutası altındaki Suriye Ordusu, PKK/YPG’nin Halep’te 10 Mart ve 1 Nisan mutabakatlarını çiğneyen kışkırtmalarının ardından “tek hükümet, tek devlet, tek ordu” sloganıyla askeri operasyona başladı ve Fırat’ın doğusuna geçti.

Suriye Ordusu’nun Fırat’ın doğusuna geçişinin ardından Tabka, Deyrezor, Rakka gibi merkezler, Suriye’nin en önemli petrol sahaları ve su kaynakları art arda Suriye Devleti’nin eline geçiyor.

PKK/YPG tam bir bozgun halinde kaçıyor ve SDG yapısı içindeki Arap aşiretleri isyan ederek Suriye Ordusu’nun tarafına geçiyor.

PKK/YPG, 10 Mart Mutabakatı’na uymayıp ABD ve İsrail desteğine güvenerek, piyonluğunun vazgeçilmezliğine dayanarak, Kandil’in sabotajcı çizgisine girmenin bedelini ödüyor.

Şimdi 18 Ocak tarihinde hazırlanan PKK/ YPG’nin özerklik iddialarını tarihe gömecek yeni bir mutabakat için Suriye Devleti kararlı ve saat başı yeni gelişmeler yaşanıyor.

Biz konuya başka bir pencereden bakmaya çalışacağız; PKK’nın silah bırakması ve bütünleşme süreci başladığından bu yana iç cephede sürekli kuşku yaratan, çarpıtma yapan, kışkırtıcılık peşinde koşan “milliyetçi” maskeli unsurlar Suriye’de PKK’nın darmadağın edilmesinin ardından ciddi bir boşluğa düştüler.

Bu unsurlar kimlerdi, hangi kaynaktan besleniyorlardı ve sürecin esas hedeflerini gölgelemek için neler yaptılar?

GLADYO ARTIKLARI VE KANDIRDIKLARI Bu “kışkırtıcılar” esas iki gruptan oluşuyor: 1) NATO Gladyosu’nun ideolojik gözlüğüyle dünyaya ve Türkiye’ye bakan, Batıcı, Gladyo milliyetçileri (İYİ Parti, Zafer Partisi vb.). 2) Gladyo artıklarının etkilediği, milliyetçi, vatansever hassasiyetlere sahip ama algı operasyonunun kurbanı olan kesimler.

Gladyo/NATO milliyetçileri süreç başladığından bu yana bugün sahadaki sonuçlar alınabilsin diye canlarını feda eden Mehmetçiğimizi, milli hassasiyetlerimizi, şehit ailelerini ucuz hesapları için kullanmaktan çekinmediler.

Bunun bir açılım, bölünme, Türk kimliğinin yok edilmesi süreci olduğu tekerlemesini söyleyip durdular.

Sürecin Abdullah Öcalan’ın ağzından 27 Şubat 2025 tarihinde “terör örgütünün bütün unsurlarıyla birlikte feshi ve silah bırakması, silah bırakanların devlet ve toplumla bütünleşmesi” hedefiyle ve “ayrı devlet, özerklik, federasyon, kültüralist çözümlerin iflas ettiği” tespitiyle başladığını anlatmaya çalıştık, anlamadılar.

Süreci provoke etmek isteyenin, PKK unsurlarının silah bırakmamaları için bastıranın terör örgütü içindeki bazı kanatlar ve onların sahibi olan ABD/İsrail olduğunu ve süreci baltalamanın bunların amacına hizmet ettiğini açıkladık, kulak asmadılar.

Bu sürecin başarılı olması ve PKK’nın tüm unsurlarıyla feshinin ve Kürt’le Türk’ün ayrılıkçılığı ve bölücülüğü toprağa gömerek Türk Milleti’nde bütünleşmesinin, Türk Devrimi’nin 200 yıllık milletleşme hedefine ilerlemek anlamına geldiğini söyledik, “Apo TC’ye kendine devlet kurduruyor!” edebiyatı yaptılar. (1) Şehitlerimizin bu sürecin hedeflediği sonuçlar için canlarını feda ettiğini ve gazilerimizin PKK terör örgütü ve ayrılıkçılık silinsin diye mücadele ettiğini söyledik, onlar şehitlerimizin aziz hatırasını maske olarak kullandılar.

Bu sürecin PKK’yı kuran Abdullah Öcalan’ın tek taraflı beyanıyla ve çağrısıyla başladığının, ortada bir pazarlık, müzakere vs. olmadığının, PKK’nın Türk Ordusu tarafından yenilmesinin sonuçlarını yaşadığımızın altını çizdik; her türlü algı operasyonuyla tersini göstermeye çalıştılar.

Öcalan’ın silah bırakma çağrısının uygulanmadığı takdirde “demir yumruk” seçeneğinin hazır olduğunu ve bütünleşmeye kastedenlere karşı Türk Ordusu’nun ve dostlarının hazır olduğunu vurguladık; onlar Türkiye’nin ve komşularının gücünü küçümsediler.

Tüm bunları süreci anlayamadıkları için değil kaderlerini ABD ve NATO’ya bağladıkları, ABD’nin Türkiye’deki hükümet senaryolarında görev üstlendikleri ve İsrail’in istediği kışkırtıcı, ırkçı, komşularımıza düşman sözde milliyetçiliğe hapsoldukları için yaptılar. ‘YPG’YE DEVLET KURDURACAKLAR’ DEYİP DURANLARIN BOZGUNU Temelsiz iddialarına dayandırdıkları yer de hep aynıydı: “PKK’yı tasfiye edip Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye devlet kurduracaklar, plan bu!” Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapısı sürecin en önemli düğümlerinden biriydi.

Hem Türk Devleti’nin hem Suriye Devleti’nin yetkililerinin Suriye’nin kuzeyiyle ilgili hiçbir özerklik, federasyon seçeneğinin uygulanmayacağı ve merkezi devletten bağımsız bir yapıya izin verilmeyeceği yönünde onlarca açıklaması ve kararını ortaya dökseniz de nafile.

ABD’yi kadir-i mutlak gibi görenlerin zihninde olay netti: “PKK’yı tasfiye eder gibi gözüküp YPG’ye devlet kurduracaklar işte.” Bu tehdidi görüp sürecin başarısı için siyasetler üretmek yerine bu söyleme saplanıp süreci karalamayı seçtiler. 2014’den beri süregelen, FETÖ kumpaslarını dağıtan, Silivri duvarlarını yıkan, Türk Ordusu’nu özgürleştiren, esas bölücü açılım süreçlerini bitiren, Türk Milleti kavramını Anayasa’dan çıkarmak isteyen girişimleri bozguna uğratan, Suriye’nin kuzeyinde ABD-İsrail koridorunu Mehmetçiğin silahıyla kılıç gibi kesen Vatan Savaşı süreci, onlar için önemli değildi.

Ezberleri ve dar çıkarları vardı sadece...

Zaten o mücadelelerin de içinde yoklardı.

Hatta Gladyo milliyetçilerinin şefi durumundaki Ümit Özdağ, o dönem Fetullahçı Emre Uslularla sarmaş dolaştı ve kendi dergisinde FETÖ’cülere yazdırıyordu. (2) ABD ister ve olurdu onların dünyasında.

Ne bölge ne dünya gerçeğini anlayabildiler. “Siz PKK feshediliyor sanın, bakın YPG devlet kuruyor!” derken bir baktılar ki Suriye Ordusu, Türkiye’nin desteğiyle ABD’nin yıllarca “yasaklı bölge” ilan ettiği Fırat’ın doğusuna girmiş, YPG mevzilerini tarumar etmiş, ilerliyor.

Şimdi hayallerinizdeki bölücü açılım nasıl devam edecek, bir fikriniz var mı? “Süreci baltalayacağız!” deyip durduğunuz şeyin, aslında YPG/PKK’nın altındaki sahte “Kürtlerin temsilcisi” halısını çektiğini anladınız mı?

Bu süreçten esas rahatsız olanın ABD ve İsrail olduğunu ve onları piyonsuz bırakmak hedefiyle başladığını kavradınız mı?

Anlasanız da fark etmez çünkü gönüllü değil görevlisiniz. ‘ARAP DÜŞMANLIĞI’ TERTİBİNİN İFLASI İsrail istihbarat örgütü Mossad’la birçok kez görüştüğünü gururla söyleyen Ümit Özdağ (3) ve Zafer Partisi’nin başını çektiği en önemli kampanyalardan biri de “Suriyeli düşmanlığı” kampanyasıydı.

Suriye’de savaşın başladığı 2011’den bu yana Türkiye’ye kapasitesinin çok üstünde Suriyeli mülteci göçü yaşandığı ve bunun doğurduğu sorunlar ortadaydı ve bunun tek çözümü Suriye’nin Türkiye-Suriye işbirliğiyle terörden temizlenmesi ve bu binlerce insanın vatanlarına dönüşüydü.

Ama Özdağ yaşadığımız deprem koşullarında bile Suriyeliler ve Türkler arasında kışkırtma yapmayı, Suriyelilere karşı provokasyonları tetiklemeyi, havayı germeyi ve Türk-Suriyeli çatışmasını canlı tutmayı seçti.

Türkiye sokaklarını Türk-Suriyeli çatışmasıyla ateşe vermek de ABD derin devletinin “Gölge CIA” diye bilinen kurumu RAND Corporation’ın raporlarında Türkiye için gündeme getirilen iç savaş senaryolarına işaret eden önemli bir tertipti. (4) Hatta bu düşmanlık zamanla Arap düşmanlığına dönüştürüldü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin komşuları içinde ciddi bir Arap devleti ağırlığı varken Türkiye’de ABD-İsrail-İngiltere-NATO’ya söyleyecek bir sözü olmayan, “Arap düşmanlığına” kilitlenmiş bir sahte milliyetçilik inşa edilmeye başlandı.

Peki, şimdi ne olmaktadır?

O düşmanlaştırılan Arapların devleti Suriye Arap Cumhuriyeti Ordusu, Türkiye’ye dönük en ciddi tehditlerden biri olan PKK/YPG devletçiğini dağıtıyor, Suriye’de toprak bütünlüğünü sağlıyor.

Bu olayın daha İstiklal Savaşı’mızın başlarında Suriyelilerin Fransızlara karşı kurtuluş savaşını kendi savaşı olarak gören hatta hem Türkiye hem Suriye bağımsız olduktan sonra iki ülke arasında konfederasyon kurulabileceğini birçok kez işaret eden ve bunun için somut adımlar atan Mustafa Kemal Atatürk’ün ufku doğrultusunda geliştiğini görüyoruz.

Bu sözde “milliyetçiliğin”, ne Atatürk’ün emperyalizme karşı ortak mücadele siyasetinden ne de bugünün gerçeklerinden haberi var.

Şimdi onların payına utanç, Türkiye ve Suriye’nin payına ise zafer düşüyor.

İYİ PARTİ’NİN TÜRKİYE-RUSYA-ÇİN-İRAN DÜŞMANLIĞI Türkiye ve doğal müttefiklerine düşmanlık Özdağ ile sınırlı değil.

Gladyo sicili kabarık Müsavat Dervişoğlu’nun liderliğindeki İYİ Parti’nin Genel İdare Kurulu Üyesi, Milliyetçi Kongre Derneği’nin kurucusu ve NATO’nun gençlik örgütlenmesi YATA’nın Türkiye kolunun eski başkanı Bahadırhan Dinçarslan, bu NATO’cu milliyetçiliğin genç önderlerinden biri olarak öne çıkartılıyor.

Bakın İran’daki olaylar esnasında Dinçarslan ne diyor: “Kendine Türk Milliyetçisi diyen bir grup insan çıkıyor ortaya, Kırım konusunda Rusya'nın çıkarlarını savunuyor, Doğu Türkistan konusunda Çin'in çıkarlarını savunuyor, İran konusunda molla rejiminin çıkarlarını savunuyor.

Böyle Türkçülük mü olur ya?” (5) Şimdi Dinçarslan’ın kurduğu cepheleşmede İran’da “molla rejiminin” karşısında ayaklanma çıkarıp, sokakları yakıp yıkanların tarafında olmalıyız.

Ona göre Türkçülük böyle yapılıyor.

Peki sokakta kim vardı?

Mossad koordinatörlüğünde PJAK unsurları.

İran’da sabotaj ve şiddet eylemlerinin birçoğunun PKK’nın İran kolu PJAK tarafından yapıldığı biliniyor.

Hatta Türkiye’nin paylaştığı istihbaratla Suriye ve Irak’tan İran’a geçen PJAK unsurlarının İran Devletince tespit edilip etkisiz hale getirildiği de biliniyor.

Yani burada açık bir Türkiye-İran işbirliği var.

Cepheler şöyle kurulmuş: Bir tarafta Türkiye, İran ve Suriye.

Bir tarafta da bizim NATO kafa milliyetçiler, PJAK’lı dostları, ABD-İsrail ve YPG.

Türk Milliyetçilerini böyle bir akıl tutulmasına, böyle bir celladına aşık Stockholm Sendromu’na sokmaya çalışıyorlar.

Türkiye’de yıllardır savunduğumuz ve bugün hükümet ortakları düzeyinde gündeme getirilen ABD ve NATO’nun sınır tanımaz zorbalığına ve haydutluğuna karşı Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı seçeneğine karşı onların bu herzeleri ortaya sürmesi elbette boşuna değil.

ANLAYAMADIKLARI ŞEY Bu NATO milliyetçilerinin sınıfta kaldığı nokta aslında işin esasından başlıyor: Hala ABD’nin muktedir olduğu, küreselleşmeyi dünyaya dayatabildiği, en NATO’cu ve Atlantikçi olanın iktidara yerleştirildiği dönemlerde yaşadığımızı sanıyorlar.

Kafalarını NATO’ya kaptırmışlar ve Türkiye’yi böyle okuyorlar.

Fakat dünya tam tersine ABD’nin gücünün dengelendiği çok kutuplu dünyaya ve bağımsız milli devletler çağına gidiyor.

ABD bile stratejisini bu yeni duruma göre güncelliyor, bknz; ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi.

Aslında YPG/PKK’nın yaşadıkları onlara önemli bir ders.

PKK zannetti ki arkama ABD ve İsrail’i alıp, bir elimle İran’da şehirleri Mossad’la kol kola yakar yıkarım, bir elimle de Suriye’nin kuzeyinde terör devleti kurarım ve bunun bir bedeli olmaz.

Ama sonunda Türkiye ve Suriye’nin bütünlük iradesine çarpıp darmaduman oldular, İran’da da onları sahaya sürenler yüz üstü bıraktı.

Çünkü ABD ve İsrail’in gücü, tüm haydutluklarına ve ciddi tehditlerine rağmen bölge devletlerini parçalamaya ve bir İkinci İsrail kurmaya yetmeyecek.

Dünyayı Washington’dan ve Brüksel’den anlamaya çalışan NATO milliyetçileri, NATO’nun kendi içinde dağılmaya gittiğini de elbette göremiyor.

Şimdi Grönland cephesinde ABD dişlerini bilerken, “NATO müttefiki” olduğu Avrupa kara kara canavarı nasıl durduracağını düşünüyor.

Sizin hikmetinden sual olunmaz NATO’nuzun Fransa Cumhurbaşkanı’na göre “beyin ölümü” gerçekleşti bile. (6) ABD’nin eşine az rastlanır bir haydutlukla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırdıktan sonra Venezuela’da yönetimi değiştirmeye gücünün yetmemesi de ABD’nin burnunun dibinde yaşanan çarpıcı bir gelişme.

Tabii sadece ABD ve NATO değil, onlara bel bağlayarak iktidar hayalleri kuranlar da kaybetti ve kaybetmeye devam edecek.

Suriye’den size çıkacak en önemli ders budur. 200 yıldır emperyalist sistemle çarpışan Türk Milliyetçiliği ise ülkemizde ve bölgemizde yeni zaferlere giderken kılavuzumuz ve programımız olmaya devam edecek ve sizin Atlantikçi hezeyanlarınız onun kudretine gölge düşüremeyecek.

KAYNAKÇA: (1) Erdem Atay-Eray Çelebi, T.C Bize Devlet Kursun- İmralı Tutanaklarıyla İhanetin Kodları, Pankuş Yayınları.ı (2) https://21yyte.org/21-yuzyil-dergisi/21-yuzyil-dergisinin-mayis-sayisi-cikti/6977 (3) https://www.aydinlik.com.tr/haber/ozdag-ve-ogan-siyasi-destekleri-ve-tartismalariyla-gundemde-ikisi-de-abd-planinda-piyon-390842 (4) https://www.aydinlik.com.tr /haber/rand-corporation-raporu-4-turkiyenin-onundeki-dort-senaryo-211374 (5) https://youtu.be/hb54bglIwmI?si =z0yKnXIxMUGsiYEb (6) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50342428

İlgili Sitenin Haberleri