Haber Detayı
Büyük Başarılarımızdan Söz Etmeden Olur mu? Olmaz…
30’lu ve 40’lı yıllarda Nazi rejiminin zulmüne uğrayan ve Hitler Almanyası'ndan kaçan, ilk beyin göçünü yaratan ve Atatürk’ün davetiyle ülkemize gelen bilim insanları o yıllarda ülkemize pek çok alanda büyük ve kalıcı katkılarda bulunmuşlar, ayrıldıktan sonra da ülkemizi unutmamışlardı…
Bu bilim insanları hukuktan ziraata, şehir planlamasından sağlık bilimlerine, orkestradan tiyatroya, ekonomiden tarihe, mimarlıktan arkeolojiye pek çok alanda eğitim vermişler, ilkleri başlatmışlar, iz bırakmışlar, gittikten sonra da unutulmamışlardı…Şimdiki YÖK Başkanı geçmişte yaşanan bu olaydan çok etkilenmiş olmalı ki ABD ve AB ülkeleri başka olmak üzere baskı gören bilim insanlarını ülkemize davet ettiğini açıkladı.
Davet alanlar bu nazik davete icabet ederler mi bilemeyiz.
Bildiğimiz o ki eğer bu akademisyen ve bilim insanları ülkemizde başta Boğaziçi olmak üzere üniversitelerin başına gelenleri, atanan kayyumları, kayyumların başta gelin, damat, oğul, kız, yeğen baldız olmak üzere kimleri göreve getirdiğini, işten atılan hocaları, yıllardır devam eden direnişleri, akademik baskıları, liyakatsiz atamaları, uluslararası sıralamadaki yerimizi, yüksek öğretim kurumlarının çağdaş eğitimden giderek uzaklaştığını araştırıp gerçeği öğrenirlerse zor gelirler ya da hiç gelmezler…Çünkü bilim öncelikle ve özellikle rekabet, yenilik, kalite, üretkenlik, şeffaflık, eşitlik kavramlarını esas alır, almalıdır… (bir zamanlar olduğu gibi)Gelelim günümüzdeki dağılıma…Devlet ve vakıf toplam 204 üniversite var. 186 bin akademisyen var, 40 bin profesör, 26 bin doçent, 45 bin doktor öğretim üyesi var.
Ülkemizden son 5 yılda baskılardan, soruşturmalardan, ekonomik yoksulluktan bıkarak çekip giden 20 binden fazla bilim insanımız var.
Bu arada bize gelen 3 bine yakın yabancı akademisyen var.
Gelenlerin çoğu da İran, Azerbaycan, Irak ve Suriye’den gelmişler… (Kaynak: Sultan Uçar/ Sözcü Gazetesi)“Eşimle market gezip en ucuz peyniri aramaktan yorulduk” diyen, “Bu maaşla bilimsel araştırma yapıp, ululuslarası bilim insanlarıyla yarışamayız” diye yakınan, “Kitabı bırak, et alamıyoruz” derken yere bakan akademisyenleri duyunca batılı bilim insanları gelir mi, ya da niye gelsin?
Her şeye rağmen belki gelen olur, kim bilir, belli mi olur?
Beterin beteri de vardır diyerek ülkemizi seçen olursa, hoş geldin deriz…Keşke gelseler de onların ağzından da öğretici, düşündürücü, ufuk açan, hedef belirleyen, yol gösteren, yön veren, göz açan sözler duysak, duyabilsek, bize de konu çıksa, yazsak, yazabilsek deriz…Not 1: Yazımı noktalamadan önce son cümlemi yazarken, kalemimin ucuna gelen başka bir tümceyi de paylaşmadan geçemem.
Yönetimin birbirinden ilginç kaldıraç, kamuflaj ve kalkanlarına alıştık sayılır da; Da’sı şu ekmek pahalı, emek ucuz olunca ne yapsın insanımız!NOT 2: Tanyeri Sitesi’nden sütun komşum Erkan Saltan sıkı bir yazar olduğu kadar, güçlü dizelerin de sahibidir.
Geçenlerde yayınlanan “Duymak İstemiyorum” adlı şiirinde diyor ki; “Var olsun güzellikler, mutluluk, huzur, barış/ Bu yolda süregelsin baştan başa bir yarış/ Kuşatsın sevgi, saygı, yurdumu karış karış/ Bunlardan öte neyse duymak istemiyorum.”Özetle!
Sn.
Saltan’ın bu dizeleri toplumun büyük çoğunluğunun altına imzasını atacağı gerçekliklerdir.
Keşke pek çok yazar dertleri dert edinse, duyulması istenenleri, istenmeyenleri, denilenleri, denilemeyenleri, demediklerimizi, diyemediklerimizi bir yol bulup anlatsa, sıralasa, paylaşsa…Davet notu: 24 Ocak Cumartesi gönü saat 16.00’da Moda Tarihçi Kitabevinde aydınlığı ve ışığı hiç sönmeyecek olan Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Uğur Mumcu’yu anlatacağım.
Yolu düşenleri beklerim…