Haber Detayı
Suriye’de taşeronların çöküşü
Suriye'de son 48 saatte yaşananlar sürpriz değil. Bir itiraf, bir çöküş belgesi, bir yanılgının resmî ilanıdır. Bu coğrafyada yarım asırdır sahnelenen kirli oyunun senaryosu yine aynıdır: Emperyalist akıl konuşur, yerel aparatlar oynar, bedelini halklar öder. Son perde açıldığında ise sahnede kimse...
Suriye'de son 48 saatte yaşananlar sürpriz değil.
Bir itiraf, bir çöküş belgesi, bir yanılgının resmî ilanıdır.
Bu coğrafyada yarım asırdır sahnelenen kirli oyunun senaryosu yine aynıdır: Emperyalist akıl konuşur, yerel aparatlar oynar, bedelini halklar öder.
Son perde açıldığında ise sahnede kimse kalmaz; ne vaat vardır ne de sahip çıkan...
Ve yine öyle oldu.
Bugün yaşananlar sürpriz değil felaket uyarısıdır.
Daha 2014 yılında, bu ülkede aklıselim sahibi çok sayıda insan açıkça söyledi: 'ABD'nin sırtınızı sıvazlamasına aldanmayın.
O el bir gün mutlaka boğazınıza gider.
Kardeşliği değil, silahı büyüten hiçbir proje sizi özgürleştirmez.' Ama dinlenmedi.
Aksine, sırtını YPG çizgisine dayayan bir siyaset, aklı devre dışı bırakıp kibri öne çıkardı.
Sloganla strateji yapılabileceği sanıldı.
Bin yıllık ortak yaşam hafızası, birkaç Pentagon brifingi uğruna zehirlenmeye kalkışıldı.
Sonuç mu?
Bedeli o siyasetçilerin hiçbiri ödemedi.
Bedeli, bu coğrafyanın Kürt'ü, Arap'ı, Türkmen'i ödedi.
Yurdundan edildi, can verdi, geleceğini kaybetti.
Ve bugün gerçek, artık inkâr edilemeyecek şekilde ABD'nin kendi ağzından döküldü.
ABD Başkanı Donald Trump açıkça şunu söyledi: 'PKK, terör konusunda IŞİD'den daha büyük bir tehdittir.
Biz onlara IŞİD'e karşı savaşmaları için para ödedik.' Bu cümle şudur: 'Sizi kullandık, işiniz bitti.
Şimdi kenara çekilin.' Yetmedi...
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD–SDG ilişkisinin fiilen sona erdiğini şu sözlerle ilan etti: 'SDG'nin sahadaki özgün işlevi büyük ölçüde sona erdi.' Tercümesi şudur: 'Artık bize lazım değilsiniz.' Emperyalizm budur.
Kullandığını atar, işlevini yitirenle bağını koparır.
Şaşırtıcı olan bu değil; şaşırtıcı olan, bunu hâlâ 'strateji' sananların varlığıdır.
Tam da bu noktada insanın aklına şu meşhur film geliyor: 'Geostorm.' Filmde ABD, güya dünyayı iklim felaketlerinden korumak için uzaya yerleştirdiği uydularla küresel bir kontrol sistemi kurar; ancak bu sistem kısa sürede bir koruma mekanizması olmaktan çıkıp hedefli bir silaha dönüşür.
Fırtınalar rastgele değildir, yıkım kontrollüdür; amaç dünyayı daha güvenli değil, daha yönetilebilir hâle getirmektir.
Bugün ABD'nin izlediği siyasete bakıldığında, fırtınanın artık uzaydan değil Washington'dan estiğini görmek zor değildir.
Krizleri çözmek yerine üreten, bölgeleri istikrara kavuşturmak yerine parçalayan bu yaklaşım; nüfusu azaltılmış, devleti zayıflatılmış, birbirine düşman toplumlar üzerinden tek kutuplu bir dünya düzeni inşa etme arzusunun güncel hâlidir.
Oysa Recep Tayyip Erdoğan, en başından beri bu oyunu bozdu.
Kimlik üzerinden bölmeyi reddetti.
Silah üzerinden siyaset kurulmasına karşı çıktı.
Esad'la kurulan kirli denklemlere itiraz etti.
Arap, Kürt, Türkmen, Dürzi demeden birlikte yaşayan bir Suriye dedi.
Bu duruşun bedeli ağır oldu.
DEAŞ, PKK ve FETÖ saldırdı.
Ama çizgi değişmedi.
Türkiye, milyonlarca Suriyeliye kapılarını açarak sadece siyasi değil, medeniyet sınavı verdi.
Aynı dönemde içeride ise utanç verici bir başka cephe açıldı: Suriyeli göçmenler üzerinden yürütülen kışkırtıcı, ahlaksız ve kısa vadeli bir siyaset...
O da tutmadı.
Bugün dünya, Suriye'deki Ahmed Şara yönetimini kabulleniyorsa; bunun sebebi bağıranlar değil, sabrı olanlardır.
Bunun sebebi slogan atanlar değil, devlet aklıyla direnenlerdir.
Bu yüzden Suriye politikası, Türkiye'nin son 15 yıldaki en doğru, en tutarlı ve en sonuç alıcı dış politikasıdır.
Ve tam da bu yüzden yeni provokasyonlar denenecektir.
Halklar yeniden karşı karşıya getirilmeye çalışılacaktır.
Sosyal medya üzerinden nefret pompalanacaktır.
Ama artık geç.
Cin şişeden çıktı.
Maskeler düştü.
Taşeronluk çöktü. 'Terörsüz Türkiye' hedefi, 'terörsüz bölge' vizyonuna doğru ilerliyor.
Bugün asıl tehlike silah değil, dildir.
Başkan Erdoğan'ın yaptığı uyarı bu yüzden hayatiydi: 'En küçük bir hatanın ciddi sonuçlar doğuracağı bir sırattan geçiyoruz.' Bu bir rica değil, bir uyarıdır.
Bugün mesele kimin haklı çıktığı değil, kimin bu haklılığı sabote edeceği, kimin ise koruyacağıdır.
Ve tarih, her zaman olduğu gibi tarafsız değildir.
Akılsız cesareti değil, sabırlı direnci yazar...