Haber Detayı
3 toplantı... ABD SDG'yi böyle bıraktı
Washington Suriye’de güç dengelerini değiştiren sürece engel olmazken, ABD yönetimi Ahmed eş-Şara’yı yeni dönemin “tercih edilen ortağı” olarak öne çıkardı; yıllardır desteklenen SDG’ye verilen desteğin ise geri çekildiği mesajı verildi.
Suriye sahasında yaşanan son gelişmeler, Washington’un yıllardır izlediği denge politikasında belirgin bir kırılmaya işaret ediyor.
Bir dönem DEAŞ’la mücadelede temel ortak olarak görülen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün ABD açısından stratejik öncelik olmaktan çıkmış görünüyor.
Bunun yerine, Şam’daki yeni yönetimle doğrudan temas ve iş birliği tercih edilmeye başlandı.
Bu değişimin temelinde, sahadaki askeri gerçeklik ile ABD’nin uzun vadeli maliyet hesapları yatıyor.
Suriye ordusunun kuzeydoğuya yönelik hamleleri, SDG’nin kontrol alanlarını daraltırken, Washington’un bu ilerlemeye doğrudan müdahale etmemesi dikkat çekti.
Bu tutum, ABD’nin SDG’yi artık vazgeçilmez bir aktör olarak görmediğinin ilk açık göstergesi oldu.
ABD açısından SDG’nin rolü başından beri sınırlı ve işlevseldi.DEAŞ tehdidini bastırmak.
Ancak bu görev büyük ölçüde tamamlandıktan sonra, SDG’nin oluşturduğu özerk yapı Washington için yeni riskler üretmeye başladı ve İran–Rusya denklemi, ABD’nin bu yapıyı sürdürülebilir bir yatırım olarak görmesini zorlaştırdı.
Yeni Şam yönetiminin “ülke genelinde merkezi kontrol” vurgusu ise ABD’ye farklı bir seçenek sundu.
Bir süre işler zorlaşana kadar tek muhatapla çalışmak, dağınık ve kırılgan yerel ortaklara kıyasla daha az asker, ve siyasi maliyet anlamına geliyor.
Bu nedenle Washington, SDG’nin ayrı bir güç olarak varlığını sürdürmesinden ziyade, Şam’a entegre edilmesini daha rasyonel bir çıkış yolu olarak değerlendirmeye başladı.
Sahadaki gelişmeler, ABD’nin kırmızı çizgilerinin de daraldığını gösteriyor.
Washington’un önceliği artık SDG’nin siyasi geleceği değil; DEAŞ tutuklularının bulunduğu merkezlerin istikrarsızlaşmaması.
Bunun dışındaki başlıklarda ABD’nin doğrudan müdahaleden kaçındığı görülüyor.
Bu tablo, SDG açısından ciddi bir stratejik yalnızlaşmaya işaret ediyor.
Yıllardır fiili özerklik temelinde inşa edilen yapı, artık uluslararası destekten yoksun kalma riskiyle karşı karşıya.
ABD’nin verdiği mesaj belli; ayrı bir askeri–siyasi aktör olarak kalmak yerine, Şam’la uzlaşmak tek gerçekçi seçenek.
Suriye’de yaşananlar, bir “müttefik terk edilişi”nden ziyade, değişen güç dengelerine uyum süreci olarak okunmalı.
Washington, sahadaki kazanımları asgari maliyetle korumayı, ideolojik ya da uzun vadeli yerel projelere tercih ediyor.
Bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde yalnızca SDG için değil, ABD’nin bölgedeki diğer ortakları için de önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Dengeler Nasıl Değişti?
Son tablo, kapalı kapılar ardında yürütülen kritik temasların ardından hızla değişti.
Suriye yönetiminin SDG’ye yönelik başlattığı operasyon, bu ayın başlarında Şam, Paris ve Irak’ta gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından şekillendi.
Bu görüşmeler, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın uluslararası alanda yeni dönemin muhatabı olarak öne çıkmasına zemin hazırladı.
Operasyon öncesi ilk kritik kırılma Şam’da yaşandı. 4 Ocak’ta hükümet yetkilileri ile SDG arasında yürütülen entegrasyon görüşmeleri, Suriyeli bir bakanın toplantıyı ani şekilde sonlandırmasıyla askıya alındı.
Bu adım, Şam’ın artık uzlaşma sürecini ikinci plana ittiğinin ilk işareti olarak değerlendirildi.
Bu gelişmenin hemen ardından Suriyeli bir heyetin Paris’e geçtiği ve burada güvenlik başlıklarını içeren temaslar yürüttüğü aktarıldı.
Paris’te yapılan görüşmelerde, SDG’nin entegrasyonu geciktiren tutumunun gündeme geldiği, SDG tarafının dış aktörler üzerinden zaman kazanmaya çalıştığına dair rahatsızlıkların dile getirildiği ifade edildi.
Bu temaslarda, SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelerin geri alınmasına yönelik sınırlı bir askeri seçeneğin masaya yatırıldığı ve bu seçeneğe açık bir itirazla karşılaşılmadığı belirtiliyor.
Sürecin üçüncü ve tamamlayıcı ayağı ise Irak oldu.
Irak Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirilen temaslarda, bölgesel aktörlere Suriye sahasında yeni bir denge kurulacağı mesajı iletildi.
Bu görüşmelerde, SDG’nin mevcut yapısıyla yoluna devam etmesinin artık gerçekçi olmadığı, yeni dönemde Şam’la bütünleşmenin tek seçenek haline geldiği vurgulandı.
Bu temasların ardından Suriye güçleri, Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden başlayarak operasyonu fiilen başlattı.
Süreç kısa sürede genişledi; Deyr Hafir üzerinden doğuya ilerleyen hükümet güçleri, Arap aşiretlerinin de sahaya girmesiyle Deyrizor ve Rakka’yı kısa sürede kontrol altına aldı.
Haseke’nin bazı bölgelerinde de dengeler hızla değişti.
SDG’nin bu ilerleyişe güçlü bir askerî karşılık verememesi dikkat çekti.
Sahadaki bu tablo, operasyonun önceden şekillenen diplomatik zeminin bir sonucu olduğu yorumlarını güçlendirdi.
Operasyonun başlamasından yaklaşık iki hafta sonra, SDG’ye uzun süredir verilen desteğin geri çekildiğine dair mesajların iletildiği ifade ediliyor.
Bu çerçevede, Irak’ta yapılan bir görüşmede SDG yönetimine, yeni dönemde önceliğin ayrı bir askeri yapıdan ziyade Şam yönetimiyle entegrasyon olduğu mesajının verildiği aktarılıyor.
SDG tarafı bu iddiaları reddetse de, sahadaki gelişmeler bu yöndeki algıyı pekiştirdi.
Suriye güçlerinin ilk hedeflenen alanların ötesine ilerlemesi üzerine bazı uyarılar yapıldığı ve sınırlı caydırıcı adımlar atıldığı belirtiliyor.