Haber Detayı

Ritmi yüksek, hikâyesi derin: Bangkok
Dünya+ dunya.com
23/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Ritmi yüksek, hikâyesi derin: Bangkok

Bangkok’a ilk adımımı attığım anı hâlâ net hatırlıyorum. Havalimanından çıkar çıkmaz yüzüme çarpan sıcaklık sanki şehrin ilk cümlesiydi: “Hoş geldin, burada tempo yüksek.” Nem, motor sesleri ve akılda kalan kokular… Tütsü, kızarmış sarımsak, lime, yağmurdan sonra ısınmış asfalt; hepsi aynı anda. O gün şunu düşündüm: Bangkok tek bir duyuya değil, hepsine birden sesleniyor.

Şehre ilerlerken camdan baktığımda o meşhur iki­liği gördüm: Yukarıda cam gökdelenler, aşağıda dar sokak­lar, tezgâhlar, tapınak çatılarında altın parıltılar.

Bangkok geçmiş­le bugünü aynı karede tutuyor.

Ve daha ilk saatlerde anladım: Bura­yı gezmek sadece “görmek” değil, bir ritme uyumlanmak.

Bangkok ya sizi sürükler ya da siz onu oku­mayı öğrenirsiniz.

Ben ikincisini seçtim; çünkü burası acele edene kendini kolay vermiyor.Bangkok’u anlamanın anahtarı “su”.

Chao Phraya Nehri harita­da bir çizgi gibi dursa da gerçek­te şehrin atar damarı: Ulaşımı, ti­careti, hayatı taşıyor.

Bölge, nehir kıyısında bir uğrak ve ticaret hat­tıyken zamanla önem kazanmış; 1767’de Ayutthaya’nın yıkılışın­dan sonra Kral Taksin başkenti batı yakadaki Thonburi’ye taşı­mış.

Bugün Thonburi’de hâlâ daha farklı, daha “eski” bir doku hisset­memin nedeni biraz da bu.Asıl büyük dönüşüm 1782’de: Kral I.

Rama başkenti doğu yaka­ya taşıyor, Rattanakosin döne­mi başlıyor.

Yani Grand Palace ve Wat Phra Kaew çevresi sadece tu­ristik bir bölge değil; ülkenin yeni­den kurulan kalbi.

Şehrin “Krung Thep” (Melekler Şehri) diye anıl­ması da bunu anlatıyor: Efsane, görkem ve gündelik karmaşa aynı hikâyede.

Bangkok’un güzelliği de burada; ne kadar büyük görünse de bir köşede mutlaka küçük bir hikâye bırakıyor.Ne zaman gidilir?

Bangkok’ta planları hava belir­ler.

Ben en rahat dönemi Kasım– Şubat arası buluyorum; daha se­rin, daha az nemli, yürümek kolay.

Mart–Mayıs arası sıcak iyice bas­tırıyor; gidilir ama ritim değişir: Öğlenleri klimalı mola, daha kısa yürüyüşler, bol su.

Haziran–Ekim arası yağmurlu sezon; sağanak bir anda iner, sonra çekilir.

Bu döne­min artısı sakinlik ve bazen daha esnek fiyatlar; eksisi ise şemsiye ve “Plan B” ihtiyacı.Raylı sistemleri tercih edin İki havalimanı var.

Suvarnabhu­mi (BKK) daha çok uluslararası, Don Mueang (DMK) bölgesel ve düşük maliyetli uçuşlarda öne çı­kıyor.

Havalimanından merkeze geçerken Bangkok’un gerçeğiyle tanışıyorsunuz: Trafik.

O yüzden mümkünse raylı sistemler iyi bir başlangıç; taksi seçenek ama yo­ğun saatte sabır sınavı olabiliyor.Şehir içinde BTS Skytrain ve MRT hayat kurtarıyor.

Yine de Bangkok’un en keyifli ulaşımı bence nehir: Bir gün tekneye binip “şehrin damarından” gidince kıyı­dan tapınaklar, eski evler, modern oteller akıp gidiyor.

O an anladım; bazen önemli olan bir yere varmak değil, yolda bakmayı bilmek.

Tuk-tuk ise kartpostal gibi: Bir-iki kez keyifli ama pazarlık şart; yoksa hikâye gereksiz uzayabiliyor.Bangkok’u tek kelimeyle anlat­mam gerekse “katman” derim.

Sa­bah sokaklar daha yumuşak; tez­gâhlar kurulur, çorbalar kaynar, insanlar işe yetişir.

Öğleden son­ra kalabalık, güneş ve trafik yük­selir.

Akşam olunca şehir ikinci vardiyasına geçer: Sokak yemek­leri, ışıklar, başka bir enerji… Ve tam aralarda, bir tapınak avlusun­da beklenmedik bir sessizlik ya­kalarsınız.

Bangkok’ta beni en çok etkileyen şey, o sessizliğin şehrin tam ortasında bulunması.Tapınaklara girmek Bang­kok’un doğal ritüellerinden.

Omuz ve diz kapalı giyinmek, ayakkabıyı çıkarmak, içeride da­ha sakin olmak… Bunlar kuraldan çok mekânın diline uyum.

Grand Palace ve Wat Phra Kaew’de altın detaylar ve duvar resimleri ger­çekten baş döndürüyor; kalabalık olabildiği için erken saatleri se­viyorum.

Wat Pho’da 'Yatan Bu­da' kadar avluların dinginliği de güzel.

Wat Arun’u nehirden gör­düğümde “Bu tapınak gün batımı için yapılmış” demiştim; Bang­kok’ta gün batımı su üstünde baş­ka güzel.

Golden Mount (Wat Sa­ket) ise şehrin gürültüsünü uzak­tan sevdirdi: Yükseldikçe ses azalıyor, Bangkok bir manzaraya dönüşüyor.Nerede kalınır?

Benim için birinci kriter ba­sit: BTS ya da MRT’ye yakın ol­sun.

Çünkü burada mesafeler ki­lometreyle değil, “trafikle” ölçü­lüyor.

Sukhumvit ilk kez gelenler için konforlu; seçenek çok, ulaşım kolay.

Silom/Sathorn daha denge­li bir şehir hissi veriyor.

Riversi­de daha “tatil” gibi: Sabah kahvesi, akşam gün batımı, tekneyle ula­şım.

Old City, tarihî yerlere yakın olmak isteyenlere ideal; sabah er­ken yürüyerek tapınaklara gitmek büyük avantaj.

Chinatown ise da­ha çok “akşam uğrayıp kaybolma” yeri; gece ritmi bambaşka.Yüzen marketler de Bangkok’un klasiklerinden.

Fotoğraflardaki renkli sahne gerçek ama deneyim ikiye ayrılıyor: bazıları daha turis­tik ve kalabalık; bazıları daha yerel, daha samimi, kanallarda kısa tek­ne turuyla tamamlanan bir hafta sonu ritmi.

Ben yüzen marketleri alışverişten çok atmosfer için se­viyorum: Kayıkta pişen yemeğin kokusu, pazarlık sesi, kıyıda içilen soğuk hindistan cevizi… Geçmişle bugün aynı anda nefes alıyor.Festivallerde şehir gerçekten “başka” oluyor.

Songkran’da (Tay Yeni Yılı) Bangkok suya teslim; ıs­lanmadan çıkmak zor.

Eğlenceli ama hazırlık istiyor: Telefonu ko­rumak, yedek kıyafet, programı biraz akışa bırakmak… Loy Krat­hong daha yumuşak: suya çiçek­li küçük tekneler bırakılıyor, di­lekler akıntıya emanet ediliyor.

Chinatown’da Çin Yeni Yılı ise bambaşka bir yoğunluk: Kırmızı fenerler, kalabalık, ritim ve sokak­tan yükselen yemek kokuları.Tatlı, ekşi, acı aynı tabakta Bangkok’u anlatıp yemeği at­lamak olmaz.

Tay mutfağının gü­cü denge: Tatlı, ekşi, tuzlu ve acı aynı tabakta uyumlanıyor.

Tom Yum’da lime ve otların nasıl “can­lı” bir tat verdiğini ilk kaşıkta an­lıyorsunuz.

Pad Thai iyi yapıldı­ğında gerçekten iyi; “turistik” diye geçmemek lazım.

Som Tam bana acı konusunda alçakgönüllülüğü öğretti; Tayland acısı başka bir öl­çek.

Köriler ve pirinç birleşince rahatlatan bir lezzet çıkıyor.

Man­go sticky rice ise Bangkok sıcağın­da küçük bir mutluluk molası gibi.Sokak yemekleri Bangkok’un asıl dili.

Akşam tezgâhlar kuru­lurken her köşe başında wok sesi duyulur; bir yerde satay, bir yer­de erişte, bir yerde taze meyve… Bazen en iyi yemek adını bilme­diğiniz küçük bir taburede gelir.

Ben sokakta yerken şuna bakarım: Tezgâhın önünde yerel kalabalık var mı, yemek sıcak mı servis edi­liyor, her şey taze mi görünüyor?

İyi sokak yemeği bulmak zor değil; zor olan, hepsini aynı yolculuğa sığdırmak.

İlgili Sitenin Haberleri